“Bunu cinsel anlamda ileriye götürdüklerini sanmıyorum. Olsa bilirdim. Hülya bana yalan söylemez.”
Mehmet Ali Erbil’in sözleri bunlar. Hülya Avşar ile İbrahim Tatlıses’in bir zamanlar yaşadığı ilişki polemiğine yorumu...
Olsa bilirmiş...
Olsa, Hülya Hanım söylermiş.
Nasıl yani?
Birbirlerine yattıkları adamları, kadınları mı anlatıyorlar?
Nereye kadar anlatıyorlar acaba?
Yanlış anlamayın ha... Bunları anlatıyorlar diye kimseyi kınamıyorum.
Ne var yani? Onlar da sizin benim gibi insan. Anlatacak tabii ki...
İnsan anlatmazsa çatlar.
Hatta bazı yatmalar, anlattıkça daha da güzelleşir ya da berbatlaşır.
Yani olayı anlatırken daha iyi fark edersiniz. Anlattıkça anlarsınız...
Hatta yaşarken hiç de dikkat etmediğiniz bir şey, anlatırken önem kazanıverir.
BAZI YATIŞLAR ANLATILMAZ
Bu, bazen iyi bazen de kötü bir an olabilir.
O yüzden anlatmak biraz risklidir.
Ama...
En çekilmezi, anlatılamayanlardır.
Çok fena!
O öyle içinde kalır. Boğazına takılan kılçık gibi...
Atamazsın bir türlü...
Evet bazı yatışlar anlatılmaz.
Ya partnerini saklıyorsundur ya da ondan utanıyorsundur...
Ya çok kötü geçmiştir (buradaki kötülüğün sebebi sensindir. O olsa, yine anlatılır) ya da yeri, ‘yer’ değildir falan filan...
Vardır yani bir ya da daha fazla nedeni ki anlatılmaz...
Herkesin söylemediği en az bir sırrı vardır. Haydi, “en azından hayalinde” diyeyim de işin içine istisnaları da katmış olayım.
İnsanın hayatındaki bu tür sırlar ikiye ayrılır.
Unuttukları ve müruru zamana uğrayanlar.
Unutulanlar, o an için önemli olup sonradan anlatılmaya bile değmeyecek olanlardır. Enteresan bir tarafı yoktur yani...
Biraz saklar, sonra unutursun.
Anı hanesine bile girmemiştir onlar. Belki ama o da belki bir gün, “Aaaa... Neydi ya? Hani bir çocuk vardı... İsmini de unuttum...” diye zorlarsın kendini...
YA ONDAN YA DA KENDİNDEN UTANIRSIN
Ama zaman aşımına uğrayanlar...
Yani aradan çok zaman geçtiği için artık suç olmaktan çıkanlar...
Onlar günün birinde mutlaka anlatılır.
Çünkü hiç unutulmazlar...
Zaman aşımı süresi, adamına ya da aktiviteye göre değişir.
1 yıl ya da 10 yıl...
Mutlaka anlatılırlar.
“Biliyor musun”la başlayan cümleler, genellikle, “Bunu daha önce kimseye anlatmamıştım”la da biter.
Çoğunlukla dinleyen şaşkınlık içindedir.
E, tabii...
Şaşkınlık yaratmayacak bir şey olsa zaten bunca yıl saklanmazdı değil mi?
Bir zamanlar aklına gelince bile yüzünün kızardığı o hikâyenin artık gün ışığına çıkma vakti gelmiştir.
Niye?
Belki daha iyilerini yaşamışsındır; onun önemi kalmamıştır. Belki de intikam almak istersin. Veya kendini öyle daha iyi anlatabilecek, kanıtlayabileceksindir.
Tabii daha kötü bir nedeni de olabilir:
Yaşlanmışsınıdır...
Ne demişler?
Bu gökkube altında hiçbir şey gizli kalmaz.
Kalmaazzz...
Herkesin söylemediği en az bir sırrı vardır.
Hatta bu konuda biraz daha ileri gidebilirim:
“Herkesin hayatında kimseye söylemeyeceği en az bir sırrı olmalıdır.”
Herkesin söylemediği en az bir sırrı vardır
“Bunu cinsel anlamda ileriye götürdüklerini sanmıyorum. Olsa bilirdim. Hülya bana yalan söylemez.”
Haberin Devamı

