Her beyin kadın doğar... Bazıları erkek büyür...

Güzel değil mi? En azından kulağa hoş geliyor. Kimseye hakaret etmiyor, kimseyi küçümsemiyor.“Her beyin kadın doğar, bazıları erkek büyür...” Buraya kadar iyi

Haberin Devamı

Güzel değil mi? En azından kulağa hoş geliyor. Kimseye hakaret etmiyor, kimseyi küçümsemiyor.

“Her beyin kadın doğar, bazıları erkek büyür...” Buraya kadar iyi.

Amerikalı nöropsikiartrist Louann Brizendine’nin, “Kadın Beyni” adlı kitabı (Kelebek Yayınevi) her şeyi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Dikkatinizi çekerim, hem nörolog hem psikiatr... Öyle atıp tutmuyor yani...

Bilimadamı.

Ama bir kadın.

Bakın diyor ki,

“Aslında her beyin hayatına kadın beyniyle başlar. Ancak doğumundan sekiz hafta sonra testosteron, erkek beyninin iletişim merkezine yayılır ve erkekler bu özelliklerini yitirirler. Diğer taraftan bu hormon onların altıncı hislerini de köreltirken cinsellik merkezlerindeki aktivitelerini ikiye katlamasına neden olur.”

Gördüğünüz gibi gayet bilimsel bir açıklama...

ANLAMIYORLAR Kİ?
Ben bunu söyleyince kötü oluyorum değil mi? Ben hep ne diyorum?

“Bu adamların aklı fikri orada”

Yok ama...

Ben deyince olmuyor, bilimsel açıklama yapılınca oluyor.

Hani “Benim kızım da o.. oldu ama, senin gibi güzel anlatamıyorum” demiş ya, onun gibi... (fıkrayı bilmeyen birine sorsun, mutlaka bilen vardır)

Tamam, bunu anladık. Şimdi gelelim bu tespitin günlük hayatımıza nasıl yansıdığına... Bilimsel olarak...

Mesela, “Bir erkek karşısındaki insan ağlamadıkça ya da son derece üzgün olmadıkça onun neler hissettiğini anlayamazken bir kadın ufak bir bakıştan ya da mimikten bile karşısındakinin ruh halini çözebilir”miş.

İşte...

Neden savaşlar var?

Devletleri erkekler yönettiği için.

Neden erkekler dövüşüyor da kadınlar dövüşmüyor?

Çünkü bunlar bilimsel olarak da açıklandığı gibi (Bkz: yukarısı) laftan, sözden, bakıştan, mimikten anlamıyorlar.

Anlamayınca ne oluyor?

Olay büyüyor. Ve artık konuşmayla, yazışmayla, anlaşmayla çözülecek boyutları aşıyor. Ve ya savaş çıkıyor ya da kavga...

ELİNDE DEĞİL, BEYNİ ÖYLE
Yani sorunu başından fark edemiyorlar. Altıncı hisleri olmadığı için beş duyularıyla hareket ediyorlar.

Gördükleri veya duyduklarıyla yetiniyorlar. Bunlar duruyor, duruyor çıta yükselince yani olay artık savaş, kavga, ağlama safhasına gelince farkediyorlar. Ve müdahale ediyorlar...

Peki olayı globallikten çekip küçültelim. Evin içine girelim. Yine değişen birşey yok.

Siz istediğiniz kadar çabalayın, “Ben söylemeden anlasın”, “Bakışımdan hissetsin” diye...

Siz istediğiniz kadar avunun, “Yaptığım fedakarlıkların farkındadır”, “Onun için neleri bıraktığımın” diye...

Hepsi boş! Hiçbirini bilmez, anlamazlar.

Siz bağırınca veya ağlayınca yani direkt tepki gösterince dikkatini size çevirirler.

Elinde değil, beyni öyle...

Ne yapsın? Testosteron yüzünden.

İşte belli bir yaşa gelip testosteronları azalınca özlerine dönmeye başlıyorlar.

İlk kadın hallerine...

Geçenlerde ne demiştim ben?

Yok canım, ne yaparsak yapalım her yol ‘gey’liğe çıkıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR