Gözümün önünden gitmiyor...
Aklımdan da çıkmıyor...
Oysa bir hafta geçti üzerinden ama kopamıyorum.
Kanadoğlu’nun komşularından bahsediyorum.
O kadınlardan...
Hani savcı ve polisler Kanadoğlu’nun evine geldiklerinde balkonlarına bayrak asan kadınlar...
Hiç çekinmeden...
Hiç korkmadan...
O anda onlardan biri olmak istedim.
Orada olup aşağıdaki savcının, polislerin, kameraların gözünün içine baka baka ben de bayrak asmak istedim.
Hızımı alamadım, kalkıp kendi evimin balkonuna asayım dedim hatta bunu yazayım dedim.
Şöyle başlayan:
“Hepimiz bayrak asalım!”
Sonra vazgeçtim. Nasıl olsa çok iyi kalemler, siyasi yazarlar yazıyor diye.
Ben de bu savaşı başka tarafından tutmaya devam edeyim; biraz aşk biraz da inadına meşk yazayım dedim.
Şu hissiz adamlar bitmedi, hissiz adamlardan hırsımızı alalım dedim. Hadlerini bildirmenin yollarını yazayım falan...
Sonra o an birden ne dank etti biliyor musunuz?
Ne fark ettim?
Korkum geçmiş.
Belki de o anda geçti, bilmiyorum.
Korku dediysem, sindirilmişliğim...
Daha doğrusu, ne zamandır içimi kemiren, “Ne olacak?” “Benim güzel memleketim nereye gidiyor?” endişesi...
“A-aaa... Ne olacaksa olsun!” noktasına gelmişim.
Ne var yahu, bir canımız var o da nasıl olsa gidecek safhasına...
Köşeye kıstırılmış kedi gibiyim.
Etrafıma baktım, hemen hemen bütün kadınlar da bu safhada...
Kafamızın tası attı yani...
Vardır ya kadınların gözlerinin döndüğü anlar, işte bir baktım ki oradayız.
Ama kadınların şu danalara yenilmesine de göz yummamak lazım. Ne yenilmesine ne de değiştirilmesine... Telefon beklemeyen kadınlar yaratmalarına...
Bak yaa...
Yine aklım kaydı.
Dinlerlerse dinlesinler...
Hatta serbest olsun.
İzin mizin bir sürü prosedürü de kaldırsınlar (çok da uyguluyorlar ya!) dinlesinler telefonlarımızı...
Sıradan insanların bile içine düşürdükleri ‘dinlenme’ korkusunu dahi yok ettiler. Herkesi, “amaaan... Dinlerlerse dinlesinler” duyarsızlığına getirdiler zaten.
Hatta telefonu açınca “Alo” yerine baştan “Atatürkçüyüz” diyelim de ayırt etmekte zorlanmasınlar...
Bu konulara hiç girmeyip aslında danalar da böyle mutlu değil ki! Biraz da bundan mı bahsetsem?
Yahu insanda hoşgörü de bırakmadılar ki!
Eskiden türbanlıları sıradanlaştırmış, hatta inançlarına saygı bile duyuyorduk sonra hafiften tırsar olduk; gözlerimizin içine dik dik bakıyorlardı, ama şimdi...
Şimdi var ya, hepsi ama hepsi simge gibi geliyor.
Hepsinin gözlerinin içen dik dik bakasım geliyor.
Dinden soğuttular insanları...
Gerçek dinden bile...
Yani herkes gibi ben de galiba...
Bir tarafım bunlarla savaşta
Öteki tarafım hayatta...
Ama yine de ben diyorum ki
Hepimiz bayrak mı assak?
Görelim bakalım Türkiye ne kadar kırmızı beyaz...
Ne kadar yeşil?
Hepimiz bayrak mı assak?
Haberin Devamı

