“Kadınları bilirsiniz, benim gibi adamlara bayılırlar. Tutkulu, sefil ve cüretkâr.”
Ne güzel değil mi? Kendinizi mi buldunuz? Tıpkı onun gibisiniz. Ya da içinizdeki öteki adam, Bukowski. Tutkulu, sefil ve cüretkâr, değil mi? Yani:
Önüne gelenle yatma özgürlüğü olan, bunun için hiçbir çaba göstermeyen ve ayırca işe gitmek, para kazanmak, giyinmek gibi derdi de olmayan biri...
Sorumsuz, özgür ve serseri...
“Tabii yaa... Adam haklı. Bu mudur, budur” diyorsunuz değil mi? E, iyiymiş!
Biz de Bukowski kadını olalım o zaman. Yanlış anlaşılmasın; Bukowski’nin kadınları gibi değil, o ruh halinde olsak diyorum.
Kim istemez ki?
E, ne olacak o zaman?
Kim bakacak bu eve? Çok mu sığ düşündüm?
Peki o zaman, globalleşeyim; teknoloji, tıp nasıl ilerleyecek?
İlerlemesin mi?
Yoksa insanlar ikiye mi ayrılsınlar; Bukowski’ler ve köleleri...
BARLARDA SALAŞ VE YALNIZ
Yok yaa... Şimdi siz bırakın bu Bukowski havalarını... Öyle, barlarda salaş ve yalnız...
Ama manalı... Zaten nereye kadar?
İki gün sonra hepinizde yalnız ölme korkusu başlayacak.
Hadi siz neyse de, bir de evli olanlarınız var ya... Evli Bukowski’ler...
Yok öyle, yarım yamalak Bukowski’lik...
Siz şimdi ondan bir alıntıyla cevap verirsiniz bana: “Megalomanmışım. Sahip olamadığınız için benden nefret ediyorsunuz. Konuşmaktan başka bir şey bilmeyen canavarlar. Sürekli söylenmek yerine öpücüklerin tadını çıkarmayı bilseydiniz belki de sizi sevebilirdim.”
Sen de adam olsan, bir geceden fazla seninle olabilirdik. Arkadaşlarımızla falan tanıştırmaya utanmazdık.
MOTOR, FAKİR VE ARSIZ
Artık böyle...
Bizim gözümüzde eskisi gibi değilsiniz.
Tamam barın o köşesinde çekici görünüyorsunuz ama o kadar.
“Ben almayayım” durumu yani...
Bunu kadınlar nasıl deşifre eder biliyor musunuz?
Sizin, “Tutkulu, sefil ve cüretkâr” sloganınızın... Bukowski andınızın..
Söyleyeyim:
Motor, fakir ve arsız.
Hem kel hem fodul gibi bir şey yani...
Ama ben yine biliyorum senin ne diyeceğini: “Seviştik. Onlar için beğeninin sevgiye dönüştüğü andı, benim içinse macera. İhtirasım doyurulmuş, gitmeye hazır kapıda beklerken kadınlar paspasın üzerinde nerede hata yapmış olduğunu düşünürken buldular kendilerini” diyeceksin.
Doğru söylüyorsun aslında.
Ben de onu diyordum tam; nerede hata yaptıklarını buldu o kadınlar.
Hem de hangi kadınlar biliyor musunuz?
“Genç kadınlar... Aklınızı başınızdan
alan, zamanın eskitemediği tenler ve narin bedenler...”
Neyi anladılar? Sizin başka bir şey olamadığınız için Bukowski olduğunuzu...
O paspasın, kapının önündeki paspasın üzerinde bunları düşünün artık.
Not: K Dergisi’nin son sayısında da Bukowski var!
Bukowski erkekleri...
“Kadınları bilirsiniz, benim gibi adamlara bayılırlar. Tutkulu, sefil ve cüretkâr.”
Haberin Devamı

