Ben mirasımı isterim arkadaş!

Kendimi çok kötü hissetmeye başladım. Herkes o kadar ulvi düşünceler içinde ki... Miras meselesinden bahsediyorum. Hani dünyanın en zengin ikinci adamı Amerikalı Warren Buffet 37 milyar dolar bağış yapmış ya...

Haberin Devamı

Kendimi çok kötü hissetmeye başladım. Herkes o kadar ulvi düşünceler içinde ki...

Miras meselesinden bahsediyorum. Hani dünyanın en zengin ikinci adamı Amerikalı Warren Buffet 37 milyar dolar bağış yapmış ya...

Bu aynı zamanda servetinin yüzde 85'ine denk geliyormuş.

Yani servetinin neredeyse dörtte üçünü bağışlamış.

Bağışladığı yer de yakın arkadaşı ve dünyanın en zengin birinci adamı Bill Gates'in vakfı.

Ulviyete bakın, dünyanın en zengin ikinci adamı en zengin birinci adamına bağış yapıyor.

Herkes de bunu alkışlıyor.
Ben alkışlamıyorum.
Yani tıpkı benim babam bana bırakacağı servetini bağışlarsa da alkışlamayacağım gibi...

Üstelik de ben böyle abartılı işlerde bir bit yeniği olduğundan kuşkulanmışımdır hep.

Ya bu iste de bir kâr vardır ya da başka bir durum. Yani mutlaka bir zarar söz konusu değildir.

Kıllanınm, inanmam.
Bu huysuz ihtiyar işidir. Mirasını aile dışına bırakmak yani...

Dedim ya, ben kötüyüm herhalde...

Yok!
Benim böyle yüksek duygularım yok. Tam tersi biraz aşağılık sayılacak hayaller içindeyim.

Hatta en güzel hayallerimin arasında konusu mirasımla ilgili olan bile var.

Yaşlanınca, (iyice yaşlanınca yani...) mal varlığımı biraz da abartarak anlatıp etrafımdakileri kullanmayı hayal ederim.

Herkese, "Bana kim iyi davranırsa, mirasımı ona bırakacağım" imajı verip rahat ve neşeli bir yaşlılık geçirme planlan yapanm.

Ama neyse ki, herkes benim gibi değil.

Ah, bir de polisler sürülmeseydi...
Ne hoş bir durum, ne güzel bir haberdi.

Dünkü VATAN'in manşetinden bahsediyorum...

"Babam Bakan demeyince..." haberinden...

Hani bir polis, Orman Bakanı Osman Pepe'nin oğlunu oto hırsızı sanmış yere yatırıp kelepçelemiş ya... Aslında her şey çok güzel başlamış.

Polis görevini yapıp yasak yere arabasını bırakan vatandaşın yanına gitmiş. Ruhsatını istemiş.

Bakanın oğlu büyük bir olgunluk göstererek, "Ben kimim biliyor musun?" dememiş.

Polis de, "Ruhsatım yok" diyen ve o sırada sadece sıradan bir vatandaş olan Bakan'in oğluna kelepçeyi takmış.

Ne güzel değil mi?
Bakan'in oğluna da polise de, "aferin" değil mi?

Tıpkı Amerika ya da Avrupa'da geçen bir olayı okur gibiyiz. Gibiydik.

Ta ki, olay Orman Bakanımız Osman Pepe'ye iletilene kadar...

O ne yapmış?
Buradan sonrası hemen Türkiye'de ve eskisi gibi olduğumuzu hatırlattı bize.

Bakan Bey hemen gerekli yerlere telefonlarını etmiş ve görevini yerine getiren polisler sürülmüş.

Ah, yaa...
Ucundan döndük.
Osman Bey de o telefonları açmasaydı...

Oğlu gibi olgun davranabilseydi...

Hatta gerekli cezalarını verip olay yerinden ayrılsalardı...

Ah, keşke polisler sürülmeseydi...

Düzeltme
27.06.2006 tarihli yazımda, bazı erkeklerin sevişirken ilkel düşünceleri olduğunu ima etmiştim.

Yoksa alenen yazmış mıydım? Neyse, çok itiraz geldi. Düzeltme gereği hissettim. Aynı tarzda gelen itirazları tek cümlede iletiyorum: "O sırada genellikle hiçbir şey düşünmeyiz..."

DİĞER YENİ YAZILAR