Ben de geçen gün gazetede okudum; Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ‘Bindirbir’- pardon- ‘Binbir Gece’nin senaryosu üzerine bir açıklama yapmış.
Tepki göstermiş.
“O dizide duygu sömürüsü yapılıyor, kanserli çocukların tedavi masraflarını devlet zaten karşılar. Ailelerin para bulmak için böyle yollara başvurmasına ve hastalığı bahane etmelerine gerek yok” demiş.
İyi demiş.
Demiş de, benim takıldığım başka birşey var.
Bu konunun Bakan’ın açıklamasına kadar nasıl gittiği...
Sağlık Bakanımız demiş ki,
“Bu diziyi seyreden danışmanlarımla konuştuk. Halka yanlış bilgi verilmesi durumunda açıklamalar yapıyoruz.
Tahmin ettiğim gibi...
Yani Bakan seyretmemiş. Bir an, “Sağlık Bakanı ‘Binbir Gece’yi mi seyrediyor acaba?” diye dehşete düşmüştüm de...
Ha, seyredemez mi? Seyreder de, seyretmemiş olması daha iyi...
“O halde” dedim kendi kendime, “O halde, olaylar nasıl gelişti?”
Şöyle bir senaryo yazdım ben de:
Bakan odası senaryosu...
Bir çarşamba sabahı... (dizinin ertesi...)
Sabah bütün danışmanlar çaylarını içerken “Şehrazat’a 150 bin dolar verilir mi, verilmez mi?”yi tartışıyorlar.
“Abi bu sefer de 300 teklif etti” falan diye...
O sırada Bakan içeri girer.
- Ne o? Böyle hararetle ne konuşuyorsunuz?
- Şu diziyi Sayın Bakanım.
- Ne dizisi?
- “Binbir Gece” diye bir dizi var da...
- Neymiş o?
- Efendim, çocuğunun hastalığı için 150 bin dolar lazım. Kadın bunun için...
- Eee?
- Affedersiniz, patronuyla münasebette bulunuyor.
- Nasıl münasebet?
- Şey...
- Ney?
- Efendim, anladınız siz onu...
- Hıı... İşiniz gücünüz mü yok sizin?
- Efendim, halk yanlış yönlendiriliyor, devletimiz bu tür hastalıkları karşılıyor, o bakımdan tartışıyorduk! (kıvıırrr) Çok seyrediliyor da...
- Gelin bakiim odama. Anlatın şu diziyi...
- Çay söyleyeyim mi efendim?
- E hadi söyleyin...
- Hangimiz anlatsın efendim?
- Yahu anlatın işte biriniz...
- Efendim şimdi Şehrazat diye bir kadın var. Kadının oğlu hasta....
Sonra bunlar otel odasında buluşuyorlar. Hüüüph! (çaydan yudum alır) Adam yavaş yavaş...
- Yahu dur. Neymiş bu çocuğun hastalığı?
Masasındaki telefonun düğmesine basar,
-Makbule Hanım, neydi şu dizideki kadının adı?
Danışman:
-Şehrataz efendim...
-Şehrazat Hanım’ın oğlunun hastalığını öğrenin bana..
- Hemen efendim.
(Sekreter telefonu kapar, şaşkındır. Annesini arar, “Anneee. Neydi şu Şehrezat’ın oğlunun hastalığı?
“Şehrazat kim kızım?
“Anne ya, dizideki hani...”
“Hıı... Kanser galiba, ilik lazım ona... Dağlara, taşlara... Allah korusun. Ne de güzel oğlan.”
“Tamam anne, uzatma. Hadi görüşürüz.”)
Az sonra,
- İlik kanseriymiş efendim.
- Sorun o halde, biz kanserli çocukların tedavisini karşılamıyor muyuz?
- Hemen efendim.
- Eee? Sonra ne oluyor?
- Sonra adam sabaha kadar...
- Yahu oğlu kurtuluyor mu, onu soruyorum.
- Kurtuluyor efendim.
Az sonra,
- Karşılıyormuşuz efendim.
- E, o zaman bu ne rezalet. Hemen bir açıklama yapalım.
Başka senaryosu olan var mı? Ama tabii madem ki bu konu artık Bakanlar falan ilgileniyor... Mesela ben şahsen Maliye Bakanlığı’ndan da bu işin vergisiyle ilgili bir açıklama bekliyorum artık...

