Dizilerde güz sancısı

Eylül ayı ile birlikte, dizi furyası da başladı. Aslında eskiden, yaz ve yeni sezon olarak sadece iki dönem yeni diziler başlardı ama şimdilerde durum değişti. Yaz-eylül-yeni yıl-mart olarak, dizilerimizin de dört mevsimi var artık. Ve ne gariptir ki birkaç sene öncesine kadar, sokaklardan eve dönüşe işaret eden, okulların açılmasıyla birlikte en mâkbul kabul edilen “Eylül” dönemi, yeni başlayan diziler için en sancılı dönem oldu son yıllarda. Bir dikkat edin; Eylül ayında başlayıp da vadesi uzun olan pek fazla yapım bulamayacaksınız. Gerçi, artık hemen her ay, pek çok dizi yayından kaldırılıp yerine yenileri başlıyor. Şu anda da pek çok yeni tanıtım görüyoruz ekranlarda. Yine de seyirciyi ekrana kilitleyen dizilerin çoğunluğunun, Mart dönemi başlayanlar olduğunu da hatırlatmak isterim.

Bu yıl Eylül ayı başlayan dizilerin çoğu ne yazık kalkmak üzere. Sadece üç ya da dört dizi yola devam edecek. Gidenlerin yerine gelecekler, tanıtımlarıyla boy göstermeye başladı bile. Sektör, bir değirmen gibi yapımları hızla öğüttükçe sanıyorum ki daha çok yeni fragman izleyecek seyirci. Reyting sistemindeki güvensizlik, reklam verenleri de etkiliyor. Ülke genelindeki huzursuzluk da eklenince, bir an önce doğru hamleler yapılmazsa, televizyon sektörü için kriz kapıda görünüyor.



Son yılların en iddialı giriş yapan dizisi “Kurt Seyit ve Şura”, bu sezon Zerrin Tekindor ve Fahriye Evcen’in katılımıyla şansını yeniden denedi ama maalesef beklenen atılım gerçekleşmedi. Üstelik, 26 bölüm yırtdışı satışı, bölüm başı 250 bin dolar civarı bir fiyata yapıldığı halde, dizi zarar edince erken final yapma kararı geldi. Hikâyesi aynı adlı çok satan romandan alınan, kadrosu, çekimleri, yapım kalitesi bu kadar özenli bir dizinin bile ayakta kalamaması sektörde iş yapan herkesin bir kat daha endişelenmesine ve umutsuzluğa kapılmasına yol açtı. Çok bileşenli dizi sektöründe, yüzde yüz geçerli bir formül olmasa da oyuncu seçimi, hikaye, yapım kalitesi gibi bilinen tüm parametreler hesaba katılarak tasarlanan “Kurt Seyit ve Şura”dan sonra bir kez daha anladık ki seyirciyle mesafeyi ortadan kaldıran “o his” olmadan, olmuyor işte. Benzer bir durum, “Benim Adım Gültepe” için de geçerli oldu. Kağıt üzerinde her şey dört dörtlük planlanmış ve başarıyla uygulanmıştı ama seyirciyle, bir histe buluşamadı ne yazık ki. “Olmayınca olmuyor” diye düşünmeden edemiyor insan. Belki de yapımcılar mükemmel olanı aramaya çalışmak yerine, iç güdülerinin sesine daha çok kulak vererek kalbe dokunanın peşinden gitmeli. Örneğin; oyuncular, hayran kitlesi garanti görüldüğü için ya da dönemin gözdesi diye değil, role gerçekten uygun oldukları için seçilmeli. Hikâye oluştulurken, tüm yaş gruplarını yakalamak için streteji geliştirmeyi bir yana bırakmalı belki de. Kısaca, bu işe emek verenler biraz daha hislerinin peşinden gitmeli. Kim bilir o zaman seyirciyle dizilerin arasında oluşan buzlar kırılabilir. Şu anda başlayan hiçbir dizinin yüzde 20’lik bir izlenme oranı yakalayamadığını düşündüğümüzde, sanırım denemeye değer.

SEYİRCİNİN İÇİNİ ISITAN DİZİLER BU SENE İPİ GÖĞÜSLER

Gelelim, bu yıl şansı en yüksek olan ve seyirciye en çok dokunan yapımlara: Ülkemizde yaşanan siyesi huzursuzluk, felâketler, ekonomik gerilim seyircinin de tadını kaçırmış belli ki. Birazda yaşadığımız güvensizlik ortamının etkisiyle olsa gerek, seyircinin “sıcak, neşeli, aile, huzur, umut, dayanışma” gibi temalara ağırlık veren hikâyeleri tercih ettiklerini görüyoruz. Açıkçası ben de kendimde benzer bir eğilim farkediyorum. Toprak, komedi ya da gençlik dizisi... Seyircinin içini ısıtan diziler bu sene ipi göğüsleyecek gibi görünüyor. Yaz aylarında başlayan “Ulan İstanbul”, “Kiraz Mevsimi” ve “Güzel Köylü”nün yakaladığı başarı, iyi birer örnek. Sıcak, samimi, eğlenceli... Tabii biraz da macera... Sanırım içinden geçtiğimiz sıkıntılı süreçte, hepimizin bunlara ihtiyacı var.

URFALIYAM EZELDEN



Bülent İnal ve Sinan Tuzcu’nun hikâyesini birlikte hayal edip, gerçekleştirmeyi başardıkları ve bence dizi piyasasına taze bir soluk getirdikleri farklı bir iş. Bülent İnal dizinin başrolünü üstlenmiş, Sinan Tuzcu ise senaryo ekibinin başında kalarak projeyi yürütmeyi seçmiş. Oyuncu hissiyle karıldığı belli bu hamurun; toprak hikâyesi ama ağır değil. Trajik bir geleneğe dayanan hikâye, seyredeni tebessüm ettiren bir üslûpla işlenmiş. Yapımcı Faruk Turgut’u (Gold Film) elini taşın altına koyarak “oyuncu kafası”na destek verdiği için ayrıca kutlamak gerek. Kanal D’nin en iyi çıkış yapan dizisinde başrolleri; Bülent İnal, Settar Tanrıöğen, Dolunay Soysert, Öykü Gürman, Meral Çetinkaya, Menderes Samancılar paylaşıyor. Müzik de bu dizide destekleyici unsur olarak değil, hikayenin temelinde yer alıyor. Türküler de hikâyenin başrolünde aslında. Tabii, yönetmen Faruk Teber’in yarattığı büyülü atmosferin de seyirci üzerindeki etkisini unutmamak gerek. Ben çok sevdim. Hem de sevindim. Çünkü, oyuncuların, dizi sektörünün mutfağına girmesinin çoktan vakti gelmişti. Yolu açık, seyircisi bol olsun.

KADERİMİN YAZILDIĞI GÜN



Klasik bir toprak hikâyesi. Çocuk veremediği için ezilen kadın. Farklı olan, taşıyıcı anneliğin hikâyeye katılması. Ezilen bir başka kadın daha... Ve bir çapraz aşk. Bilinen ve genellikle seyirci üzerinde işleyen toprak hikâyesi formülü tam olarak uygulanmış. Özcan Deniz’in, Asmalı Konak’taki karizmasını özleyenler bu dizinin peşini bırakmayacak gibi. Uzun soluklu olması için karakterler arası ilişkilerde biraz daha sıcaklığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

GÖNÜL İŞLERİ

Haberin Devamı



Bennu Yıldırımlar, Timuçin Esen, Selma Ergeç, Sinem Kobal, Fırat Çelik ve Sezai Aydın’ın başrollerini paylaştığı bu aile dizisine İpek Bilgin de katılıyor. Tıpkı gündelik yaşamdaki sorunlar, tanıdık insanlar... Samimi, hem de çok. TMC’nin yapımcılığını üstlendiği Star TV’nin bu yeni dizisi gösterişten uzak, naif anlatımı ve oyunculuklarıyla seyirciyi yakalamışa benziyor. Ben çok sevdim. Size de öneririm.

DİĞER YENİ YAZILAR