Zana ve arkadaşlarından baş sağlığı mesajı

Leyla Zana, geçenlerde Kuzey Irak'ta bayramlaşma esnasında iki merkezde patlayan bombalar neticesi yaşamını yitiren 100'ü aşkın insanın hunharca katledilmesi üzerine Mesut Barzani ile Celal Talabani'ye (arkadaşları Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak ile birlikte) bir taziyet mesajı göndermiş

Haberin Devamı

Leyla Zana, geçenlerde Kuzey Irak'ta bayramlaşma esnasında iki merkezde patlayan bombalar neticesi yaşamını yitiren 100'ü aşkın insanın hunharca katledilmesi üzerine Mesut Barzani ile Celal Talabani'ye (arkadaşları Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak ile birlikte) bir taziyet mesajı göndermiş. İyi de etmiş. Bu katliamı herkes gibi ben de kınıyorum. Ancak mesajı okuyunca, bazı bölümlerini anlayamadım. Keşke Leyla Hanım bana kısa ve öz bir açıklama gönderse de mesajda anlamadığım yerleri anlayabilsem.

Diyorsunuz ki: "Hiçbir güç, hiçbir saldırı ve hiçbir provokasyon halkımızı hedeflerinden uzaklaştıramayacaktır. Şahsınızda halkımıza taziyelerimizi sunuyor ve bu hain saldırıyı nefretle kınıyoruz."

Şimdi, "Halkımızı" diye hitap şekli kullandığınızda, ben düşünmeye başladım. Kendimi örnek aldım. Ben benzer bir kınama mesajı gönderecek olsam, ki bu çok rahatlıkla olabilir, bu ifadeyi kullanır mıydım? Yani Barzani ve Talabani beylerin Iraklı halkları, benim de halkım olabilir mi? Bir kere etnik açıdan bakalım. Hani Yunanistan'da yaşayan Türk asıllı Yunan vatandaşları var ya? Onlar da benim etnik kardeşlerim. Ama halkım? İşte burada bir yanlış ifade var gibi geliyor bana. Belki de yanılıyorum. Açıklama getirirseniz çok sevinirim.

Beni ikinci kere düşündüren ifadeniz de şu oldu. ".... halkımızı hedeflerinden uzaklaştıramayacaktır" diyorsunuz. Hoppalaaa! Sizin ve Talabani ile Barzani'nin parti üyelerinin ortak hedefi NEDİR acaba diye merak ettim.

Benim de onlarca Kürt asıllı komşu ve arkadaşlarım var. Bu arkadaşlarıma danıştım: "Sizin, hunharca öldürülen Talabani ve Barzani'nin parti üyeleri ile ortak bir hedefiniz var mı?" Hepsi şaşkın şaşkın yüzüme baktılar: "Ne demek istiyorsun sen Ayşe? Hangi ortak hedeften bahsediyorsun?"

İşte bu ifadeniz de bizlerce anlaşılmış değildir. Açıklarsanız çok sevineceğiz! Küçük bir görüşümü, müsaade ederseniz buraya ilave etmek istiyorum. Bernard Lewis adındaki tarihçi, iki yıl önce İstanbul'da bir konuşma yaparken tüm Türk dinleyicilere demişti ki: "Irak'ta savaş olursa, Türkiye desteğini ABD'den esirgemesin. Savaş sonrası, seyirci kalmak yerine, sofrada oturabilmek istiyorsanız bu yardımı yapmalısınız." Zaman gösterdi ki, sanki sofranın etrafı savaş başlamadan evvel dolmuş, henüz yemek dağıtılmamış ama bazı hayalperestler sağ ellerinde bıçak, sol ellerinde çatal, tabaklarına ikram edilecek yemekleri yemek için bekliyorlar.

Türk halkı ki aramızda siz ve arkadaşlarınızın da olduğuna inanıyoruz, uzaktan duruma baktığında, hallerin komşu ülkede çok zor ve karışık olduğunu görebiliyor. Sofraya ilk oturtulması bile düşünülmemiş gruplar, tıpkı İbrahim Tatlıses'in şarkısında söylediği gibi, "Biz de isteriz" demekteler. Sizce haklı değiller mi?

Yani Lewis'in kastettiği sofrada bırakın yabancı ülkelerin oturmasını, Irak'ın kendi öz halkının tüm üyeleri oturtulup, mesele o biçimde halledilmemeli miydi? Ve durum o şekilde planlanmadığı için komşu Irak halk grupları, isyanlarda değil mi?

Okuyucu mektubu
"Başarısızlık hep öğrencilerin üzerine atılıyor"
* Okullarda sürekli değişen eğitim müfredatları öğrencileri başarısızlığa itiyor. Bu gerçeği göz önünde tutmadan öğrenci affını gündeme almamaları, biz öğrencileri çok üzdü. Başarısızlık öğrencinin üzerine atılarak bu durum gözden kaçırılmak isteniyor. Öğrencilerin okuma haklarının ellerinden alınmasıyla 2-3 yıl sonra çıkacak bir afla öğrenciler ne kadar başarılı olabilir? Bu konulara göz atılsın. (Adı bende saklı bir okurum)

* Mesajınızı köşemize alıyoruz. Bu konuda bir açıklama gelirse yine buradan sizlere duyuracağız.

DİĞER YENİ YAZILAR