Yabancılar yıllardır hep aynı şeyi söylüyor

Zülfü Livaneli'nin dün köşesinde ele aldığı "Türk imajı" konusuna değinmek istiyorum

Haberin Devamı

Zülfü Livaneli'nin dün köşesinde ele aldığı "Türk imajı" konusuna değinmek istiyorum. Gerçekten çağdaş ve gelişmiş ülke liderleriyle yapılan her söyleşide kaçınılmaz soru karşımıza çıkmazsa olmaz!

Nedir O?

"Ülkemizi beğendiniz mi?"

Cevap her zaman fotokopi kadar birbirine benzeyen cümlelerle doludur.

"Ülkenize ilk gelişim. Çok beğendim. Özellikle yemeklerinizi çok lezzetli buldum. Türk halkı da gerçekten çok misafirperver v.s."

Basın mensuplanmız da bu cevapları dev büyüteçlerle büyük puntolara çevirip gazetelerimizin manşetlerini süslerler.

"Başkan Türkiye'ye hayran kaldı! Hele leziz Türk yemeklerini unutamayacağını belirtti. Türk halkının olağanüstü sıcak misafirperverliğinin altını defalarca çizdi." Veya şöyle bir manşet:

"Türk mutfağına hayran kalan yabancı liderler, ülkemizin güzelliklerini anlatacak kelimeleri bulmakta güçlük çektiler." Veya:

"Türk mutfağının lezizliği ve halkımızın sıcakkanlı misafirperverliği sayesinde sınıfı geçtik. Artık AB'ye girmemiz daha kolay olabilir."

Yıllardır aynı yaklaşımlardan yakınan ben, geçen gün Laura Bush ile söyleşimi yaparken hiç bu konuya girmedim. Ancak heyhat, sanki bu olumlu tepki kendisinden bekleniyormuş gibi bu sözlere kondisyone olmuş gibi, Laura Bush kendi arzusu ve düşüncesiyle benzer cümleleri bana da sarfetti.

"Türkiye'ye ilk gelişim. Son derece gizemli ve güzel bir ülkeniz var. İnsanlarınız da çok sıcakkanlı, cana yakın ve misafirperver..."

Bıraksam ilerleyecek. Neler ilave edebilir? Adım gibi biliyorum. Şunları ilave edecektir:

"Türk mutfağının böyle leziz olduğunu bilmiyordum. Özellikle baklava gibi tatlılarınız olağanüstü. Takdir edersiniz ki tek derdim fazla kilolara geçit vermemek. Hah... hah... Haaaa!"

Bu konuda ben, Laura Bush'a geçit vermedim diyebilirim. Çünkü yukarıdaki cümlesini duyar duymaz konuyu değişik bir mecraya çektim.

Zülfü Bey, yazısını çok hoş bir espriyle sonlandırmış.

Adamın uçağı havalanınca da karısına dönüp, "Öf!" diyecek. "Hele şükür bu da bitti! Yaz günü, kaç bıyıklı erkeği öpmek zorunda kaldım bilemezsin."

Muhtemelen çok doğru olan bu sözlere çok güldüm. Küçük bir itirazım var. Bu adamlar yaz günü değil, kış günü de hiç öpüşmüyorlar! Bir el sıkma, sırta iki sıvazlama yeterli oluyor. Nedense bizlere yetmiyor bu hareketler. Özrü de her zaman hazır.

"Biz Akdenizliyiz!"

Arkadaşım Çiğdem, benim bu görüşüme itiraz etti. "Yahu adamlar gerçekten beğenmiş, gönülden söylemiş olamazlar mı? Nedir sizdeki bu kompleks? Bırakın söylesinler kardeşim. Bunlar doğal ve tabii insanlar. Beğenmişse söyler. Bu kadar!"

Belki Çiğdem de haklı. Ama yıllar boyunca hep aynı sözleri duymaktan o kadar bıktık ki beğenilecek başka sıfatlar aramakta haklıyız diye düşünüyorum.

Okuyucu mektubu
Kendi kısmetini kendin bulmalısın
* 25 Yaşındayım ve bekârım. Size müracaat eden hanımlar var mı? Eğer varsa onlardan biriyle evlenmek istiyorum. İnşaat işçisiyim. Bir ev tuttum. Eşyası da var. (Maltepe'den Veli)

* Ben böyleişlere hiç karışmak istemem. Bir defa, Herkesin kısmeti kendinedir. Neden biliyor musunuz? Çünkü evlilik halidir bu, hiç belli olmaz, yarın öbür gün aranızda küçük büyük kavga ve anlaşmazlıklar çıkmaya başlar, bu sefer "Ayşe Abla yaptı bu işi" dersiniz. Hayat hiç belli olmaz. Yanlızlığın zor olduğunu bilen bir kişiyim. İnşallah kendine münasip bir eş bulursun.

DİĞER YENİ YAZILAR