M.İpeker adlı okuyucumdan aldığım uzun mesajı kısaltarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Araç vergileri konusunda yaşadığı deneyimleri sizler de yaşamayınız diye bu mesajı göndermiş. Hepimize ders olacak, yetkilileri uyaracak yönleri var bu mesajın:
"Her şey 2003 yılının şubatında başladı. 89 milyon liralık araç vergimi, ocak ayında yatırmıştım. Nisanda da ödedim. Temmuza gelince param çıkışmadı. Malum, tatil mevsimi. 'Ne yapalım? Faize katlanırım' dedim. Birdenbire beklenmedik bir biçimde Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurdu ve Ek Taşıt Vergisi'ni kaldırdı. Yani ekimde ödemekten kurtuldum. Dedim ki:'Oh! Yarabbi şükür! Zaten devlete iki ödeme yapmıştım. Nisan ödemesini temmuza sayarlar, böylece devletle aramda borçalacak durumu kalmaz!'
2004 Ocak'ta gene param yetmedi. Faize boyun eğme yolunu seçmek zorunda kaldım. Olsundu. Ben sadece Ocak 2004 borcumu düşünürken arkadaşlarımdan garip garip haberler gelmeye başladı. 'Git borç miktarını öğren' dediler. Ben de gidip sordum. Borcum neymiş biliyor musunuz? 194 milyon Türk Lirası!!! Benim Nisan 2003 ek taşıt vergimi, Temmuz 2003 taşıt vergime saymamışlar ve 89 milyon için 40 milyon gecikme faizi hesaplayıp eklemişler!
Ayrıca Ocak 2004 vergisinden 61 milyon borçlu kalıyorum. Bunun gecikme faizi de 4 milyon lira. Aslında erken ödeme yaptım. Ek verginin, temmuz vergisine sayılmayıp 2004 yılındaki Ocak vergisinden mahsubuna anlam veremiyorum. Benim gibi saflara duyurulur!"
Bu okuyucumun düşünce tarzında, çok sayıda araç sahibi olduğunu tahmin ediyorum. Maliye'nin, yapmış olduğunuz ödemeleri hangi biçimde değerlendireceğine sakın ola siz karar vermeyin. Çünkü sizin çektiğiniz darlıklarla, hükümetin çektiği başka boyutlu sorunlar örtüşmeyebilir.
Yüksek faturalar
Cezai faiz sistemi, hükümet tarafından bazen sizin çok daha aleyhinizde bir biçimde işletilebilinir. Bunu, çok yüksek gelen su veya elektrik faturalarımızın ödemelerinde de yaşıyoruz.
Örneğin sizin kullanmadığınız kadar çok yüksek gelen bir faturaya itiraz etmek üzere gittiğinizde, "Siz önce ödemenizi yapınız sonra şikayetinizi belirtiniz" gibi sizi boğan, onlara nefes aldıran uygulamalar yapıldığını biliyoruz. Böyle bir ödemeyi önceden yapmak zorunda kalan bir çok kişi, "Adaaaam sende, şimdi de şikâyetle mi uğraşacağım" demekte ve itirazını bile dile getirmemektedir. Bu durumdan acaba kim kazançlı çıkmaktadır? Bu, haklı bir kazanç mıdır?
En azından bunun helâl para olmayacağını hepimiz biliyoruz. Şimdi hükümet merci ve kurumlarında şöyle bir tandansla karşılaşmıyor muyuz? Farz edelim ödemede geciktiniz. Faiz işleyecektir. Tamam. Ancak borcunuzun, altından kalkılamayacak bir biçimde katlandığını, kurum size bildirmek zorunda olmamalı mıdır?
Uygulamaya bakılınca sanki kurumlar, bilhassa bildirmiyorlar ki ceza faizleri artsın, ödemeler yükselsin. Bu inanış var. Belki fatura gelmedi. Belki kayboldu. Sizin dünyadan haberiniz bile yok. Çok olmuştur. Hele şu durumla çok sık karşılaşılıyor. Fatura evinize vardığında, zaten bir gün öncesi son ödeme gününüzmüş. Hay aksi. Ceza faizi işlemeye başlamış bile.
İki üç aylık seyahate veya yaz tatili için başka illere giden vatandaşlar ne yapıyorlar? Hiç anlayış ile karşılanıyorlar mı? Döndüklerinde su veya elektrik faturaları kaç misli artmış, hatta hizmetin kesilmiş olduğu durumlarla karşılaşılmıyor mu?
Su, elektrik, telefon, araç vergisi konularında hükümetlerin vatandaşa çok daha duyarlı, anlayışlı davranmasını sağlayacak çağdaş sistemlerin kurulması gerekliliğine inanıyorum. Okuyucuma dertlerini yansıttığı için teşekkür ediyorum.
Türk folkloru tartışılmaz
Geçenlerde ikinci kez değindiğim kılıç kalkan oyunuyla ilgili yazıma, Prof. Dr. Metin Taş'tan çok kibar bir yanıt geldi. Tabii ki benim görüşlerime katılmıyorlar. Sayın Metin Taş şöyle diyor: "Bu dans, Bursa'nın fethinde Osmanlı Ordusu'nun, Bizans Ordusu'nun moralini bozmak ve kendi aralarında antrenman yapmak için yarattıkları bir oyundur. Yazınız sayesinde bu dansın yanlış tanındığını anlama olanağı bulduk. Yazınızdaki görüşlerinizi paylaşmadığımı belirtmek isterim."
Değerli hocamın cevabında, "Bizans Ordusu'nun moralini bozmak" açıklaması aslında bu dansın yanlış tanınmadığını ortaya koyuyor. Bizans'ın moralini bozarken bu oyun, bugünkü seyircinin de moralini bozuyor. Yani benim korkmam normalmiş! Ama seyirci "Bizans" değil ki! Bizans'ın moralini bozmak için dans ekibi diyor ki: "Ben bu kılıcı öyle bir bilerim ki senin de kafanı keserim, bileğini koparırım."
Bence bu gereksizdir. Çünkü Osmanlı'nın, Bizans'ı yendiğini dünya alem biliyor. Ne gerek var, "Ben senin moralini böyle bozdum da yendim" demeye? Zafer naraları, olgun ve vakur Osmanlı'ya yakışmaz. Dünya üzerinde Türk folklorunun mükemmelliği, çeşitliliği, duygusallığı, özgünlüğü üzerine başka hiçbir milletin çalışmasını çıkartamam. Bu sebepten dolayı yıllardır dünya folklor birinciliği hep ülkemize verilir. Tüm ekiplerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Kılıç kalkan oyununun, Türkiye için yapıcı bir imaj vermediği inancımda ısrar ediyorum.
Vatandaşa karşı daha saygılı olunması gerekiyor
M.İpeker adlı okuyucumdan aldığım uzun mesajı kısaltarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Araç vergileri konusunda yaşadığı deneyimleri sizler de yaşamayınız diye bu mesajı göndermiş
Haberin Devamı

