Ülkede çiftçilik bitti mi?

Bizim kır köpeğimizin "aşı zamanı" geldiğinde Çanakkale'den başarılı veteriner Fikret Bey hemen çıkagelir

Haberin Devamı

Bizim kır köpeğimizin "aşı zamanı" geldiğinde Çanakkale'den başarılı veteriner Fikret Bey hemen çıkagelir. Eli çabuktur. Acıtmadan aşısını yapar, sonra birlikte oturur biraz sohbet ederiz.

"Ne var ne yok Fikret Bey?"

"Biraz endişe, biraz hüzün. İşte bunlar var."

"Nasıl yani?"

"Ayşe Hanım. Benim mesleğim veterinerlik. Bu sebeple Çanakkale civarındaki köyleri durmadan gezip dururum. Maalesef artık terkedilmiş köylerimiz var Çanakkale'de. Çiftçilik azaldı. Hayvancılık bitti."

"Ama Çanakkale'nin toprağı çok mümbit, güzel mahsul veren bir toprak. Nasıl olur da çiftçi toprağı terkeder?"

"Bakın Ayşe Hanım. Bu yıl buğdaya verdiler ikiyüz küsur. Geçen yıl üçyüzelli idi. Şimdi ne yapsın köylü, efendim? Köyü terketti, göçtü büyük kentlerin varoşlarına..."

"Hayvancılık ne durumda?"

"O da bitti. O da yok oldu. Anlamak mümkün değil. Peki buğdayı bizim maliyetten daha ucuza alıyorsun. Alıyorsun ama karşılığında bizim köylümüzü tarladan ayırıyorsun. Yani bir bakıma işsizliğe sevkediyorsun."

"Çiftçi başka iş yapamıyor mu?"

"Ne demek Ayşe Hanım? Çiftçi, bildiği işi yapar. Belki torunlar falan onlar yeni bir durumlara girerler ama çiftçi toprağına bağlı, onu tanıyan, onunla yatıp onunla kalkan, onun sesini soluğunu duyan bir kişidir. Siz alın şimdi bu çiftçiyi, koyun kente, getirin örneğin bir ekmek fırınında ocağın başına. Ne olacak?"

"Ne olacak Fikret Bey?"

"Olmaz Ayşe Hanım. Yapamaz çiftçi kentte, kentin varoşunda. Ekmek tokluğuna köyde kalsın, tercihidir. Ahhhh o IMF! Ahhhhhh o para verenler yok mu?"

"Onlar mı getirdi bu hale diyorsunuz?"

"Bence öyle. Bir de onlann Türkiye'de destekçileri var. 'Efendim köylü kivi yetiştirsin. Devekuşu eti satsınlar.' Bu zihniyet yok mu? Masa başında, araziden uzakta fikir beyan ediyorlar. Ne bilirler ki onlar? Tabii ki IMF emretti hükümete. Hükümet de borç içinde ya? Boynu kıldan ince, 'olur' demeye mecbur kaldı ve bugünlere geldik işte. Yazık ettiler şu canım memlekete, yazık! Düşünüyorum da Atatürk'ten beri işi dört dörtlük bilen adam gelmemiş hükümetin başına. Gelen bildiği gibi çorap örmüş, giden bildiği gibi çorap örmüş. Bir doğru düzgün çorap örmesini bilen kişi de geçmemiş şu Ankara'nın başına."

"Bütün mesele, bundan sonra ne yapacaklar. Size iyi yolculuklar diliyorum Fikret Bey."

"Teşekkürler Ayşe Hanım. Kalın sağlıcakla "

Tuvalet kullanma alışkanlığı üzerine..
Geçenlerde "Hababam Sınıfı"nın çekildiği Validebağ Öğretmenevi'ne gittik. Her taraf yemyeşil. Çam ağaçları, meyve ağaçları, çeşitli kamp alanları var. Yemekten önce biraz yürümek istedik. Bir de baktık, bir çift, 3-4 yaşındaki çocuklarına büyük tuvaletini yaptınyor. Oysa 10 metre ötede tuvalet var. Şaşkınlığımızı belirtince, "Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?" diye bize bağırmaya başladılar. Biraz ısrar edecek olsaydık üzerimize bile yürürlerdi. Buna ne dersiniz Ayşe Hanım? (Neriman Demircioğlu)

Ne diyebilirim ki? Belki de büyük kente yeni yerleşmiş, henüz kent kültürüne alışmamış, kırsalda doğal karşılanabilecek bir uygulamayı, burada da yapmakta sakınca görmemiş bir çift diye düşünürüm. Bazı köylerimizde bu tür tuvalet alışkanlıklarının hâlâ sürdüğünü, üzülerek bu köşeden zaman zaman belirtiyorum. Bu çift, sizin tepkinizi anlamamış. Ancak sizin uyarınız inşallah onlara yardımcı olur da bundan sonra tuvalet kullanma alışkanlığına başlarlar.

DİĞER YENİ YAZILAR