Türk halkı çok farklıdır!

Çok saygı duyduğum okuyucularım. Bitlis konusunda yazdığım iki yazı sonunda çok miktarda mail ve faksınızı alanın gururu içindeyim. En önemli husus nedir bilir misiniz?

Haberin Devamı

Çok saygı duyduğum okuyucularım. Bitlis konusunda yazdığım iki yazı sonunda çok miktarda mail ve faksınızı alanın gururu içindeyim. En önemli husus nedir bilir misiniz? Aklı başında hepimiz, dertleri çok iyi görüyor, biliyor, çareleri de ortak paydalar altında sıralayabiliyoruz.

Evet hükümetimizin sorumluluk duygularıyla dertlere sarılmasını, yıllardır hatta yarım asrı aşan bir süredir bekleyip duruyoruz ve artık ne resmi sektörün ne de özel sektörün, çeşitli teşvik tedbirlerine rağmen güzel ama çetin şartlı Anadolumuz'un birçok muhtaç yöresine yardım eli uzatmasının çok zor olduğunu anlamış bulunuyoruz. Bu nasıl bir duyguya kaptırıyor bizleri biliyor musunuz? Bir anne, çocuğu özürlü bile doğsa, onu elinden gelen en mükemmel biçimde büyütüp, yapıcı bir vatandaş olarak topluma hazırlama içduygusu içindedir ya! Bana e-posta gönderip düşüncelerini belirten her okuyucum da aynı duygular içerisindeler.

Sağlık sorunları
Ülkemizin her bir köşesi, asgari alt yapı ve üst yapı imkânlarına, asgari eğitim ve sağlık hizmetleri kaynaklarına sahip olmadan, kimsede huzur olmamalı ve rehavete kapılınmamalıdır. Bu ne demektir?

Bu ağaç diplerine çömelmekten, yetersiz foseptik çukurlarını doldurup doldurup vidanjorle boşaltmadan kurtulma, her yerleşim biriminin alt yapıda bir kanalizasyon, üst yapıda ise sanitasyon sistemlerine kavuşması demektir.

Ülkemizin her bir köşesi vatandaşın sağlık sorunlarına eğilecek sağlık evleri, sağlık ocakları, klinik ve hastanelerle donatılması demektir.

Ülkemizin her bir çocuğunun eğitim çağı geldiğinde, lise son sınıfa kadar mecburi eğitiminin uygulanması demektir. Lise eğitimi sırasında her bir çocuğun, kız ve erkek olmak üzere seçmeli meslek derslerini lise çağlarında almaları demektir. Liseden sonraki devrede, öğrencilerin tercih edebilecekleri meslek okullarının ülkenin her ilinde olması demektir.

Ülkemizde küçük tasarruf sahiplerinin birleşerek kooperatif ataklarını başlatmaları demektir.

Bana mail gönderenler, büyük kent ve ilçelerde, eski veya yeni apartman katlarında, emekli maaşıyla geçinen veya fabrika sahibi, üniversitelerde öğretim görevlisi olarak vazife gören veya lise ve üniversite öğrencileridir. Yani hepimiz kısaca yurdum insanlarıyız. Eeeeee peki, rahat mı battı bizlere?

Yok efendim, ne ilgisi var. Herkes her şeye boşverebilir, "adam sendeeeeee" diyebilir. "Sen mi kurtaracaaaaan be Selo?" diye de sorabilir.

Ancak biz rahat olamıyoruz! Ne zaman Anadolu'nun derin bir yöresini ziyaret etsek veya oradan geçiyor olsak, o umutsuz bakışlar bizim vicdanımıza saplanıyor. Sarsılıyoruz. Sarılıp bütün yaraları iyileştirmek için aynı imkânları o insanlarımıza da verebilmek için içimizde bitmeyen bir alev yanmaya başlıyor. Çünkü biliyoruz! Hissediyoruz. Her şeyden önce bunun bir insanlık borcu olduğunu biliyoruz! Dünyanın pek çok yerini gezmiş ve oralarda ikâmet etmiş bir kişi olarak, dikkatimi en çok çeken hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Türk farklı! Bunu çok emin bir biçimde söyleyebilirim.

En çağdaş ve zengin kabul edilen ülkelerde bile, oraya göçmüş Yunanlı, İtalyan, Hollandalı, Alman yeni yurduna alışmış, sevmiş kökünü derinlere salmaya başlamış oluyor. Türkler ise öyle değil. Oraya alışmış olsalar bile, bir İngiliz'den daha mükemmel İngilizce konuşsalar bile, her bir ailenin çanak ve radyo anteni Ankara'ya dönük! Dost meclislerindeki konuşmalar, Türkiye'dekilerden hiç ama hiç farklı değil.

Müthiş bir güç
Aslında bu konuda Türklerin bu kadar farklı olmalarını da eleştiren bir insanım. "Yahu yap işte şu İtalyanlar gibi! Uy rüzgâra, törpüle şu duyguları birazcık, araziye uy, unut geçmişi." Yok kardeşim!

Olmuyor, olamıyor. Pekâla! Bu durumun müthiş bir güç olduğunun farkında mısınız?

Bu ne demektir bilir misiniz?

Bu demektir ki, güvenilir, çağdaş eskileri hatırlamayan, doğru yöne dönük, bir tek inanılabilinecek bir lider çıksa ortaya, Türkiye G8'leri G9 yapacaktır. Bundan da adımdan emin olduğum kadar eminim.

Çünkü Mustafa Kemal'in olağanüstü başarısı, dünyaya parmak ısırttıran devrimleri, bu halk ve o liderle gerçekleşti. Ama kadere bakın ki Atatürk'ten sonra hep defolu, hep bir öncekilerin düştüğü aynı hatalara düşen liderlere mahkûm kaldık. Oysa sapına kadar inanacağımız bir liderimiz olsa, harikalar yaratabilecek fedakârlıkta, çalışkanlıkta, sabırda bulunabilecek bir milletiz.

Bilen biliyor...
Bu yazımda bana mesaj çekerek destekte bulunan tüm okuyucularıma teşekkür ediyorum. Yukarıdaki metin sizin önerilerinizin bir kaçından derlenmiştir. Büyükşehirler hakkındaki yakınmalarınıza yerim kalmadı. Ama bilen biliyor tabii!

Seçim meydanlarında bir çok vaatlerde bulunup oylarınızı alan ve iktidara gelen hükümet yetkililerimize bir şablon çıkarmış oldunuz. Gelen mesajların yüzde 95'inde sizler yukarıdaki dertler hallolmadan AB'ye talip olmamızı istememişsiniz.

Bazılarınız da AB'ye girince yabancıların bu temel dertleri halletmeyeceklerini defalarca vurgulamışsınız. Aynı fikirdeyim.

"Dışardan kaval çalmak kolaydır" derler. Olabilir. Yıllardır sessizlikten kavalı çalanlar kendi menfaatlerini düşündüler ve bakın bizler neredeyiz? Kavalı tekrar onlar çalmaya devam etsinler ama halkın istediği melodiyi çalsınlar, kendi bestelerini değil!

DİĞER YENİ YAZILAR