Tecrübe en büyük öğretmendir!

"Mükemmel bir kumaş. Mükemmel bir elbise. Mükemmel bir desen. Muazzam ve mükemmel bir kıyafet, Başkan Bush'a hediye gidiyor."

Haberin Devamı

"Mükemmel bir kumaş. Mükemmel bir elbise. Mükemmel bir desen. Muazzam ve mükemmel bir kıyafet, Başkan Bush'a hediye gidiyor."

Kulaklarıma inanamıyorum. Daha beter ne olabilir? Olabilir mi? Olur, olur! Bir de mesir macunu götürülüyormuş. Efendim, böyle durumlarla ilk kez karşılaştığınız için lütfen bir bilene sorunuz, danışınız! Çünkü bilmiyorsunuz!

Bir kostüm, elbise, çok ama çok şahsi bir hediyedir. Bir devlet başkanından diğerine elbise hediye edilmez! Aile içi bir hediye olabilir ama başkandan başkana, asla! Bay Sarar'ın durumdan vazife çıkartmasına çok içerliyorum. Evet kendisine borçlu, gebe olanlar var. İşte böyle reklamlarla daha da ileriye gidebilir ama Türkiye'miz de küçük düşer. Bakmayın hediyeleri alırken sizlere, "Ohhh, thank you! How clever. Thank you!" demelerine.

Siz bir de misafirler gittikten sonra konuştuklarını duymalısınız. Üzüm, kuruincir, mesir macunu hediyeler arasındaymış. Bir kere ABD'ye gıda ürünü sokmak yasaktır. Bir kere bu yasak deliniyor. Yanlışa bakınız! İkincisi, siz Bush'u Sayın Süleyman Demirel'in kahvaltı sofrası mı sanıyorsunuz?

Hani Sayın Demirel hep kahvaltı sofrasında gururlanarak işaret eder ya: "Bakın bu gül reçeli İsparta'dan, bu bal Karadeniz'den, bu tereyağı.." Mesir macununu takdim ederken yapmaya kalkışacağınız esprilerden şu anda vazgeçmenizi rica ediyorum. Hafif tebessümle "Hah, hah, ha bu da mesir macunu. Şeye yarar, hah hah!"

Bush anlamaz ve sorar: "What? What? What's it for?" Bush bizi ziyarete gelirken bir küçük çuval meşhur Idaho patatesi hediye getirse uygun olur mu? Hemen Adapazarlı vatandaşlar alınmazlar mı?

Peki Ayşe Özgün. Eleştirdin ama sen olsaydın nasıl hediyeler götürürdün?

Bakınız ben olsaydım ne götürürdüm. Bir kere Güzel sanatlar akademileri ile sağlam bir işbirliği içine girerdim.

Turistik harita
İstanbul'un Asya ve Avrupa görüntülerini yansıtacak bembeyaz, çok yaratıcı rölyeflerini yaptırırdım. Başkandan başkana gidecek hediye, Beyaz Saray'ın veya Kapitol binasının duvarlarını süsleyecek bir eser olmalı. Altında pirinç plaketi olmalı. Üstünde tarih belirtilerek hangi münasebetle Türk hükümetinden ABD hükümetine takdim edildiği belirtilmeli.

Başka bir seçim de bir Türk sanatçısının yapmış olduğu yağlı boya bir tablo olabilirdi.

Türkiye'nin o çok hoş turistik, resimli bir haritası var ya? Bu harita çok canlı, iki boyutlu bir tarzda, canlı ve cana yakın bir biçimde pano şeklinde hazırlanabilirdi. Bunda Ağrı Dağı, Noel Baba'nın çıktığı Demre, Meryem Ana'nın mekânı, Ayasofya, Haliç, Kapadokya, mavi yolculuk parkurları, denizaltı ve üstü arkeolojik değerleri belirten kocaman bir duvar panosu, muazzam hoş bir hediye olurdu. Veya bembeyaz Marmara mermerinden yapılmış, Anadolumuz'u simgeleyen bir demet buğday yanında hamur yoğuran hoş bir Anadolu anasının heykeli! Ahh, görür gibi oluyor ve heyecanlanıyorum. Kim bilir başkaları daha neler yaratabilirler. Ben bir dakikada bunları düşündüm!

Üzüldüğüm bir başka konu da Başbakanımız'ın Davos'ta yaptığı konuşma metninin çok zayıf olduğu değerlendirmesiydi.

Katılıyorum. Böyle toplantılarda çok evrensel konulara değinmek gerek. AKP'nin Türkiye'de iddia ettiği yeni muhafazakâr demokrat statüsünden AB üyelerine ne?

Zamanı geri getiremiyoruz maalesef. Tek istediğim bu durumlardan ders çıkartılması ve tekrar edilmemesi.

Davos'a giderken bir devlet adamı olarak gitmekteyiz. "Bu konuşmayı AB başkanları yapsaydı hangi konulara değinirlerdi?" diye düşünmeden konuşma metni hazırlanmamalıdır.

Bunu bilebilmek için de devamlı yabancı konuşmacıların metinlerinden haberdar olunması gerekir.

Washington'a giderken, "Yerimizde Japon Başbakanı olsaydı, nasıl bir hediye götürürdü?" diye düşündükten sonra hediye seçimine geçilmelidir.

"Tecrübe en büyük öğretmendir" sözü hiç geçerliliğini yitirmiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR