Bana Bir Şeyhler Oluyor'u hâlâ izleyememiş olanlar varsa, hemen yerlerini ayırtsınlar diyorum. Özellikle Turgut Özal döneminden sonra ülkemizde gelişen üretmeden tüketen toplum alışkanlıklarının orta ve alt sınıfı nasıl perişan ettiğini elinizle tutar gibi görebileceksiniz. Aslında Türk halkının bu rant ekonomisi hovardalığının ülkeyi ne hallere düşürdüğünün de resmidir bu. Yılmaz Erdoğan, allem edip kallem edip ağlanacak halimizi nasıl da güldürerek bize sunuyor? "Adnan" tiplemesiyle her mahallede kayarak dolaşan, ağzı bol laf yapan, şeytani üçkağıtçıların hangi yöntemlerle bizleri kandırdığını da anlatıyor Yılmaz. Demet Akbağ, Yılmaz'ın kadınlara olan saygısını belirten bir rolde. Piyeste aklı başında, gerektiğinde durumu sorgulamaya çalışan, pratik ve duygusal Türk kadınını oynuyor. Her zamanki üstün başarısıyla! Diğer oyuncuların hepsi ama hepsi muhteşem bir oyun çıkarıyorlar. Kaset doldurmaya çalışan oğul, zengin kocayı yakalamaya çalışan kız, nur yüzlü magazin düşkünü babaanne, müritler, hapishanedeki tipler, herkes zevkle ve ustalıkla sahnede yerini almış. Aksayan, zırlayan hiçbir nokta yok. Dekor düzeni çok pratik ve gerçekçi. "Bana Bir Şeyhler Oluyor"un temposuna değinmek istiyorum. Başladığı andan itibaren öyle hızlı bir tempo yakalamış ki, antrakta gelindiğinde "Eyvah!" dedim. İkinci yarı böylesine süratli olamaz. Yılmaz ile Demet'e de belirttim bu düşüncemi. Bir şey demediler. Sonra ikinci yarıda, temponun daha da hızlandığını görünce benim bu işlerden hiçbir şey anlamadığım da çıktı ortaya. Herkesin gidip görmesi gereken, büyük bir ustalıkla sahneye konup oynanmış, günümüz Türkiyesi'ni akıcı bir dille yansıtan bir çalışma "Bana Bir Şeyhler Oluyor." Bir de şunu belirtmek istiyorum, dünya üzerinde böyle biten bir piyes daha olmamıştır. Oyuncular yerde seyirciye uzanıyor, seyirciler ayakta oyuncuya el uzatıyor. Ortada da körolası bir duvar. Takdir ve tebrikler sevgili Yılmaz Erdoğan.
Su Yılmaz Erdoğan ve ekibi yok mu?
Bana Bir Şeyhler Oluyor'u hâlâ izleyememiş olanlar varsa, hemen yerlerini ayırtsınlar diyorum. Özellikle Turgut Özal döneminden sonra ülkemizde gelişen üretmeden tüketen toplum alışkanlıklarının orta ve alt sınıfı nasıl perişan ettiğini elinizle tutar gibi görebileceksiniz...
Haberin Devamı

