Sonbaharda Saroz Körfezi!

Dostlar da İstanbul'a döndüler. Her akşam oynadığımız briç oyunları da bitti. Ancak yöremizde havalar ve deniz suyu hâlâ sıcacık

Haberin Devamı

Dostlar da İstanbul'a döndüler. Her akşam oynadığımız briç oyunları da bitti. Ancak yöremizde havalar ve deniz suyu hâlâ sıcacık. Geçenlerde kaybolan balıklarımız geri geldi. Karagöz, bol ve biraz ileride de mercan geliyor.

Geçenlerde Saroz Körfezi'ni şnorkel'le gezdim.

Ben suda, karada olduğumdan daha rahatım! Bir girdim mi çıkmak bilmiyorum. En çok da akıntılı sularda tersine yüzmeyi seviyorum. Dünyada bunun kadar mükemmel egzersiz olamaz.

Saroz Koyu'nda kayalık bir bölgeye demirledik. Çocukların arkadaşı Ekin, su altı fotoğrafları çekiyor. Yöreyi de biliyor. Kendimi biraz National Geographic ekibinin parçası gibi hissettim.

Suya girer girmez, ilk önce simsiyah, dünyanın en zarif balık ailesi, yani Melek Balıkları bana "hoşgeldin" dedi. 20-30 tanesi etrafımı sardı. Kuyrukları çatallı gibi. En büyüğü, işaret parmağımız kadar. Hiç korkmuyorlar, kaçmıyorlar. Onlar bana bakıyor, ben onlara... İlerlemeye başladım. Takip etmediler. Suyun derinliği 4-5 metre. Neler var neler? Kayalık bir yöre olduğu için aralar hep balık yuvalarıyla dolu. Hepsi de birbirinden güzel ve besili balıklar. Her kocaman kayanın altında değişik türde balık aileleri yaşıyor. Benim üzerlerinde yüzüşüm onları tedirgin etmiş olmalı ki, ailenin büyükleri kayanın etrafında tur aüyor, küçükleri koruyorlar.

Önce bir Gelin Balığı ailesinin üzerine geldim. Bu balığın zarafeti az bulunur. Bir kere çizgileri ne renk bilir misiniz? Üst kısım kahverengi ama yan ortadan itibaren beyaz zemin üzerine yeşil, kırmızı ve sarı renkte çizgiler başlıyor. Bu renkler çok canlı ve güneşte pırıl pırıl parlıyor.

Daha ilerideki bir kayanın etrafında kocaman karagözler, ailelerini koruyorlardı. Tabii ki tedbir alıyorlar. Benim bir şey yapmadığımı görünce rahatlıyorlardı.

Arkadaşım Nurten, eflatun renginde bir deniz kestanesi istemişti. Onu arıyordum. Benim evin önündekiler hep yeşil çünkü. Dolanırken dolanırken bir pırıltı gözüme çarptı. Bu bir deniz kabuğuydu ama nasıl bir sedef cümbüşüydü? Görmeniz gerek. Hemen dalıp çıkardım. Baş parmağım büyüklüğündeydi. Sedef kabuğun arkasına baktım. Dünyada bu kadar çirkin, gösterişsiz, engebeli ve renksiz bir cisim daha olmaz. Oysa tersine çevirdiğiniz zaman, dünyada bu kadar güzel, cazip pırıl pırıl bir cisim daha olamaz!

Üstünde 5-6 adet doğal delikleri de bulunan bu kabuğa tutulmuştum. Biraz ileride bir tane daha, hemen yanında bir tane daha... Arıyordum, artık bunları anyordum. "Haydi Ayşe gidiyoruz!" diye uzaktan bağıran Haluk'un sesini duydum ve üzülerek tekneye geri döndüm. Elimde topu topu 6 tane var. Onlardan bir takı yapmalıyım ama nasıl?



Okuyucu mektubu
Yaşam alanlarımız düzensizliklerle dolu

* Yıllar geçtikçe ileriye değil de geriye mi dönüş var? Neden hâlâ eğitilmeye muhtacız? İnsan kendi kendini eğitip davranışlarına hakim olamaz mı? Hep yaptırım mı gerekli? Ulaşım araçlarına kuyruğa girerek binilmesi gerektiğini hep birileri bize göstermek zorunda mı? Otobüste yaşlılara yer vermeyi ancak yaşlanınca mı öğreneceğiz? 600 yıllık geçmişe rağmen 100-150 yıllık geçmişi olan ülkeler neden bizden daha rahat yaşıyor? Bunları anlamıyorum! (Özlem Somtaş)

* Mesajınıza çok teşekkür ederim. Bence siz, sorduğunuz her sorunun cevabını biliyorsunuz. Aklımızı vicdanımızla birlikte neden ahenk içinde çalıştırmaktan aciziz. Toplu yaşam alanlarımız, yaptama rağmen düzensizliklerle dolu. Sîze tamamen katılıyor ve hak veriyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR