Şükürler olsun, Seddülbahir Köyümüze kavuştuk! Güneş daha çok parlayarak, deniz daha coşarak, rüzgâr tam tabiriyle azarak bize "merhaba" diyor. Derin bir nefes aldığınızda ciğerlerinizin tüm kapasitesini ölçebiliyor, gurur da duyabiliyorsunuz.
Vahide Hanımla evlerinin minik avlusunda konuşuyoruz.
"Nasıl geçti kış?"
"Hiç sorma, hiç sorma. Ben 75 yaşındayım. Bütün yaşantım bu köyde geçti. Daha böyle bir kış mevsimi ne duydum ne de gördüm. Kar nasıl yağdı biliyon mu? (Burada iki kolunu yanlara açıyor) işte bu kalınlıkta. Damın üstü doldu. Duvarlar kaplandı. Yollar kapandı."
"Dam akıttı mı?"
"Bereket versin, geçen yıl kiremidin altına naylon komuştuk. İnan bizi o kurtardı."
"Peki, ekmek Alçıtepe Köyü'nden geliyor. Yollar kapandıysa..."
"Muhtar Ahmet, traktörü dayadı. İki köy arası yolu açtı. Gitti, her eve ikişer tane ekmeği o getirdi. Bizim çıkmamıza imkân yoktu!"
"Peki senin tuvaletin dışarda, ne yaptın?"
"Sorma sorma. Bi açtım kapıyı ki her taraf kar. Aldım elime küreği, kovayı. Tuvalete kadan kürdüm. Ne yapacan?"
"Ekmek gelmese ne yapardınız?"
"Bir evde un varsa, su varsa ekmek sorunu çıkmaz. Ama Muhtar Ahmet hallediverdi işte."
"Isındınız mı bari? Ne yaktınız?"
"Odunum vardı. Tabii ıslandı. Onun da üstü kar tuttu. Olsun varsın. Bir odada yedik, içtik, oturduk, yattık. Geçti bereket versin."
"Abidin hastalanmış?"
"Yaa yüzü biraz çarpıldı, sol bacağı da tutmadı. Gittik Çanakkale'ye hastaneye. Beyinde damarı genişlemiş mi nedir? Aldık ilaçlarını perhiz yapıyor. İyileşti işte. Yalnız zor işitiyor."
Ben de geçtiğimiz karlı kış günleri İstanbul'da iki gün elektriğimiz kesildi diye söylenip durduğum için çok utandım. Vahide Hanım ve eşi Abidin ile gene gurur duydum. İnşallah gelecek kış bu zahmeti yaşatacak soğuklar olmaz diyorum.
Okuyucu mektubu
'Biz maaşımızı alıyoruz'
Kanuni bir işlem için 1951 yılında ölen Tuncay Yılmaz'la ilgili ölüm kâğıdını almamız gerekiyordu. Bu evrak, tedavi gördüğü ve öldüğü Haseki Hastanesi'nde olabilirdi. Bir belgenin 53 yıl saklanamayacağını düşündük ama yine de Haseki'ye gittik. Hastanenin arşivi öyle düzenliydi ki hemen evrağı bulup bize verdiler. Orada çalışan Abdullah Taştüner ve Kâzım Ece'ye teşekkür etmek istiyorum çünkü çok küçük bir hediyeyi bile kabul
etmediler. "Bizim işimiz sizlere hizmet etmektir. Biz zaten maaşımızı alıyoruz" dediler. (Neriman Yılmaz)
* Abdullah ve Kâzım beylere ben de teşekkür ediyorum. Keşke her kurum benzer titizlikte çalışsa. Keşke her memur, bu beyler kadar dürüst ve çalışkan olsa. Seçim sonrası Başbakanımız, her memurun, vatandaşa yardımcı olması gerektiğini belirtmişti. Ne yazık ki bize akan şikâyetler arasında sizinki gibi mesajlar çok fazla olmuyor.
Dikkat... Dikkat...
Bu tasarımlar dünya çapında
Kapalıçarşı'da bir dükkânın vitrini dikkatimi çekti. Üç dinin simgeleriyle süslenmiş kubbelerin üzerine, tezhîb ve telkari sanatından esinlenerek hazırlanmış o kadar değişik takılar gördüm ki tasarımcılarımızın, dünya çapında çalışmalar yaptığına emin oldum. Dükkân sahibine tasarımcının adını sordum, "Lale Merkit" dedi. Tanımam ama kocaman bir "Bravo" demek isterim. A. Ö.
Seddülbahir'de yaman kış
Şükürler olsun, Seddülbahir Köyümüze kavuştuk! Güneş daha çok parlayarak, deniz daha coşarak, rüzgâr tam tabiriyle azarak bize "merhaba" diyor
Haberin Devamı

