Aman, o da ne? Eski bir testi kulbuna benziyor, taşların arasına iyice gömülmüş vaziyette. Kimbilir ne büyük, ne eski, ne değerli bir anforayla karşı karşıyayım. Heyecanlanıyorum, kalbim hızlanıyor.
Başımı kaldırıp çok uzaklarda kalmış evimize bakıyorum. Haluk hâlâ ortalarda yok.
Derinlik benim üç-dört boyumda. "Rastgele" deyip derin bir nefes aldıktan sonra dibe doğru kayıyorum. Ne güzel bir duygudur bu? Ama sandığımdan daha da derinmiş, geri çıkıyorum.
Biraz dinleniyorum, gözlüğümü boşaltıp takıyorum, Haluk'a bakıyorum, yok ortalarda. Derin bir nefes daha, dalıp dibe kayıyorum.
Yaklaştım, çok yaklaştım, elimi uzatıyorum o esnada hiç fark etmediğim bir trakonya benim anforanın yanından yüzüp sağa doğru gitmeye başlıyor.
Bu beni çok şaşırttı ve korkuttu. Trakonyanın zehirli olduğunu biliyorum. Tam da kum ve taş rengi mübarek. Onu görüp de farketmeniz mümkün değil gibi!
Derhal yukarı çıkıyorum. Gözlük fora, Haluk'a doğru bakma, yok tabii, gene gözlük takma ve derin bir nefesle içeri dalma.
Bu sefer de bir motor sesi, daha doğrusu uğultusu gittikçe bana doğru yaklaşıyor. Uğultu artıyor, sanki çok yakın gibi...
Çıkıp bakmam şart çünkü burada bir kazaya kurban gitmek istemiyorum. Çıkıyorum.
Bir balıkçı motoru bu, hem de benden epey uzakta. Oysa suyun dibinde ne kadar yakın geliyordu sesi. Gözlüğü boşalt, derin nefes, gene dalıyorum.
İşte yaklaştım, kulba parmağımı geçirdim ama çıkmıyor, kurtulmuyor. Neden? Neden? Biraz daha uğraşıyorum ama oynamıyor bile yerinden. Nefesim bitti, ben tekrar yukarı çıkıyorum. Haluk yok hâlâ, gözlükteki sızma sular boşaldı, derin nefes, dalıyorum.
Dal, dal, dal, yaklaş, yaklaş, yaklaş, uzat elini, tut kulbu ve çek... Aman Allah'ım, hemen kurtuldu, hemen çıktı, ne hafifmiş. Ama gerisi nerede bunun? Ne gerisi?
Yani elimdeki sadece bir kulp. Oysa bunun bağlı olduğu bir anfora olmalı, nerede o?
Dalgaların bana güldüğünü duyuyor, dipteki çimen ve yosunların kahkahadan bir ileri bir geri gittiklerini görüyorum. "Bu iş o kadar kolay mı Ayşe Özgün?" diye soruyorlar ve gülüyorlar.
Evet, hiç kolay değil, hiç. Geriye yani kıyıya doğru yüzüyorum. Baktım Haluk gelmiş, beni anyor. Hemen yanına gidiyorum.
Okuyucu mektubu
'Gençlerimiz mağdur olmasın'
* Vergi borcunu ödemeyenler nasıl ki eninde sonunda çıkan bir afla kurtuluyor ve böylece zamanında vergisini ödeyenler cezalandırılıyorsa bedelli askerlik çıkacak diye askere gitmeyenlerin sayısı da hızla artıyor. Bu kişiler ilgililerce ciddi olarak takip edilmediğinden, kanunlara saygılı olup vatan borcunu zamanında ödemek üzere yurdun her bîr köşesinde ve her şartta görevini yerine getiren çocuklanmız iyi birer vatandaş olarak mağdur edilmesinler. (Halil ibrahim Akın)
* Mesajınızı köşemize alıyoruz.
Dikkat... Dikkat...
Seddülbahir'deki Abide Motel'in telefonunu 2-3 defa verdim. Yine de, "Ayşe Hanım, afedersiniz bir yere yazmıştım ama kaybolmuş" diye arayanlar var. Telefon numarasını bir kez daha veriyorum, iyi bir yere not ediniz lütfen. Kaybolmasın! 0286 - 862 00 10
Seddülbahir denizinde rastgele!
Aman, o da ne? Eski bir testi kulbuna benziyor, taşların arasına iyice gömülmüş vaziyette. Kimbilir ne büyük, ne eski, ne değerli bir anforayla karşı karşıyayım. Heyecanlanıyorum, kalbim hızlanıyor
Haberin Devamı

