Oturduğumuz dairenin ön cephesinde küçücük bir balkonumuz var. İki iskemle atıp oturulacak büyüklükte değil. Ama yemyeşil yaprak ve rengârenk çiçeklerle dekore edilmeye müsait. Parmaklıklara asılı saksılarıma ilaveten, yan duvarımın üzerinde de üç saksı, yerde de 4 saksı var. Toplam 11 saksı, minik balkonumuzu doldurmuş durumda.
En sevdiğim saksı çiçeği sardun yadır. Özellikle kırmızıları beni mest eder. Sardunya yaprağını elleyip, parmaklarımı koklamaya bayılırım. Başka hiçbir bitkide o iç açıcı taze yeşillik kokusunu bulamam. Bu bahar da TRT'nin yakınındaki bir çiçekçiden, henüz açılmamış ama tomurcuklarla dolu 14 adet sardunya fidesi aldım. Bitki vitamini, taze toprak, ellerim dopdolu eve geldim. 11 saksıya fideleri ekip, neticeyi beklemeye başladım.
Karşı apartmanın birinci katındaki komşum da benim gibi. O da yatak odalarının arka pencerelerinde sardunya yetiştirir yıllardır.
Sokakta karşılaşınca hem onunkilere hem de benimkilere bakıp, "Sizinki daha güzel", "Hayır hayır, sizinki daha güzel gelişmiş" deyip birbirimize güzel duygular aşılarız. Gelgelelim bu yaz bir değişiklik oldu. Karşı komşumun hemen yanındaki apartmana yabancı bir aile taşındı. Baktım o da yatak odasının penceresine 6 adet saksı koydu. Üzerinde pek durmadım. Geçenlerde sabah balkonumda çiçeklerimle haşır neşir olurken gözüm yeni taşınılan daireye takıldı. Tamer Karadağlı'nın kulakları çınlasın. "Anaaaaa! O da ne?" demek geldi içimden.
İyice rahatladım...
Niçin? Çünkü bu saksılardaki fideler, yün yumak boyunda, kıpkırmızı sardunyalarla bezenmişti. Nasıl olurdu? Benimkilere baktım. Çat pat, bir iki minik, küçük, patlamış patlayacaklar. Eski komşumun saksılarına baktım. Aynen benimkiler gibi. Tek tük! İçime bir hüzün, ruhuma bir kıskançlık girdi. O zaman, aklıma geldi. "Yahu bunlar yapmadır yapmaaaaa!" Çok kaliteli. Avrupa plastik sardunyaları almış, saksıya taze gibi sokuşturmuş, herhalde.
Çünkü tazeleri bu kadar büyük, bu kadar yuvarlak, bu kadar canlı kırmızı olamaz. İyice rahatladım. Dün çekimden eve gelip arabamı park ederken eski komşumla karşılaştık. Üç beş sohbetten sonra, "Yeni taşınan komşunun sardunyalarının farkında mısınız?" dedim.
"Sormayın Ayşe Hanım. Her çıktığımda, gıptayla izliyorum. Bizimkiler öyle büyümüyorlar" dedi. Sesinde tanıdık bir hüzün vardı.
"Hiç üzülmeyin. Onlar plastik yapma çiçekler. Yoksa böyle sardunya görülmüş müdür?" "Acaba?" İçinde bir ümit doğmuştu.
"Gelin bakın beraber kontrol edelim" diyerek ikimiz de kıpkırmızı sardunya saksılarının altına geldik. Benim boyum daha uzun olduğu için iyice uzanıp yakaladığım bir yaprağı iki parmağım arasında okşadım. "Anaaaaaa! O da ne? Sahi gibiydi, sahi!!!" Parmaklarımı burnuma götürdüm. Böyle kesif bir sardunya kokusuyla karşılaşmamıştım.
Komşum, tedirgin tedirgin bana bakıyordu. Hiçbir şey söylemeden parmaklarımı onun burnuna yaklaştırıp koklattım. Hektor ve Paris gibi başlarımızı öne eğdik. İkimiz bir anda, "Sahiciymiş! Haydi iyi akşamlar!" deyip evlerimize yöneldik.
Okuyucu mektubu
Vergi vermekten yorulan bir vatandaşın mesajı
* Geçen hafta gazetelerde, "Toplanacak verginin yarısı toplanamıyor" diye haber vardı. Demek ki tahakkuk edecek verginin yarısı alınabiliyor. Alınamayan kısmı yine vatandaşa rücû ediyor!
Öyleyse bizim polise, maliyeye, belediyeye, devlet düzenini sağlayacak görevlilere yardımcı olmamız gerekiyor. Cumhuriyet ve demokrasi düzeni böylece daha sıhhatli çalışmaz mı?
* "İş bilenin işine, bilmeyenin maaşına zammedilir" sözünü bilir misiniz? Vergi verenin vergisine, vermeyenin de vermemesine zammedilir!
Sardunya kıskançlığı
Oturduğumuz dairenin ön cephesinde küçücük bir balkonumuz var. İki iskemle atıp oturulacak büyüklükte değil. Ama yemyeşil yaprak ve rengârenk çiçeklerle dekore edilmeye müsait
Haberin Devamı

