"Ne zaman döndün Dubai'den?"
"Evvelsi gün döndüm. Döndüğüme de çok memnunum!"
"Niçin çok memnunsun?"
"Sormayın Ayşe Hanım. Orada durumlar bambaşka bambaşka!"
"Nasıl yani?"
"Bir kere hava nasıl biliyor musunuz? Evden çıkınca, yüzünüze sıcak bir saç kurutma makinesini tutuğunuzda ne hissederseniz işte tam öyle bir sıcakla karşılaşıyorsunuz. Dayanılır gibi değil!"
"Ama turistik bir yermiş."
"Turistik, muristik. Hiç kimse bronzlaşayım hevesiyle güneşe çıkmaya kalkamaz Dubai'de. 15 dakika güneşte yatanı kıpkırmızı kavrulmuş bir halde hastaneye ambulansla götürmeleri lazım."
"Sahi o kadar fena mı?"
"İnanınız bana Ayşe Hanım. Hem başka olumsuz yönleri de var bu emirliğin."
"Neler?"
"Örneğin trafikte gidiyorsunuz. Önünüz tıkalı, sağınız tıkalı. Arkadan bir Dubaili selektör yaka yaka hışımla tamponunuza yaklaşıyor. Ne yana çekilebilirsin ne de öne gidebilirsin. Ama taciz ediyor işte."
Salonda bizi dinleyen bir bey söze karıştı:
"Arabadan çıkar, esaslı bir hesap sorarsın olur biter."
"Olup bitmiyor öyle işte. En ufak kavga çıkaranı, bir daha geri dönmemek üzere anında ülkeden ihraç ediyorlar."
"Kadınların durumu nasıl?"
"İşin en acıklı tarafı orası işte. Hanımları restorantlarda görüyoruz ancak. Yüzlerini bile kapayan tesettürlerinin altından çatalla, kaşıkla yemek yemeye çalışıyorlar. Çektikleri ıstırabı görünce şaşar kalırsınız. O kumaşları kaldıra kaldıra, içeriden içeriden, sıcak bir kahve içmeleri var ki, olmaz böyle şey vallahi!
Ben de diyorum ki, bu kadar eziyet çekeceklerini bile bile neden evlerinde rahat rahat yemiyorlar da restorana gelmek istiyorlar?"
"Ne yaparsın? Ne de olsa bir değişiklik istiyor canları."
"Çalışanların hemen hemen hepsi Hintli ve Pakistanlı. Dubaililer pek çalışmıyorlar. Ama herkese çok çabuk kızıyorlar. Kızdılar mı da yapmayacakları şey yok. Duydunuz mu Kahraman Sadıkoğlu adında bir iş adamına neler yaptılar?
Hapse attılar. Neden? Hakkı olan parayı istemiş, şeyhle konuşurken sesini yükseltmiş. İşte bu kadar! Zor yerler buraları, zor."
"Diğer emirliklerle karşılaştırırsan, nasıl bir sonuç çıkar?"
"Onlar çöl köyleri, burası gelişmiş. Yüksek binalar var. 7 yıldızlı o otel var. Ama biliyorlar ki, petrol geliri bir gün bitecek. O zaman ne olacak? Telaş bundan."
"Bize de Ayşe Arman methetmişti bu ülkeyi."
"Nesini methetmişti?"
"Ne bileyim ben? Yatak odasında iki kişilik bir yatağı varmış bir de boş salonu. Çok hoş vakit geçiriyormuş."
"Nasıl?"
"Boşver boşver! Seddülbahir'e hoşgeldin!"
Okuyucu mektubu
İşte "Bravo" dediğimiz bir örnek daha!
* Ayşe Hanım, ben İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyesiyim. Yalova'daki Migros'ta alışveriş yaptım. Para ödeme üzere kasaya geldiğimde yanımda para olmadığını fark ettim. Aldığım şeyleri orada bırakıp hemen bir bankamatiğe gidip para çekmem lazımdı. Çok anlayışlı davrandılar. Torbaları hazırladılar, yanıma bir de personel verdiler. Bankaya beraber gittik. Paramı çekip borcumu o kişiye ödedim. Bu ne güzel bir hizmet anlayışı. Örnek olsun diye köşenizden bunu duyurmak istedim.
* İngilizcede bir tabir vardır, "Müşteri memnuniyeti için arkadan ikiye katlanmak gerekir" diye. Gerçekten sizin anlattığınız da buna benziyor. Son zamanlarda Migros'un müşteriye gösterdiği anlayışı, bize gelen sayısız mesajlardan algılıyoruz. Tüketici haklanna uyanlar müşteri adedini arttıracaktır. "Yok ben hâlâ uymam, eski alaturka usulü değiştirmem" diyenler süratli bir biçimde müşterilerini diğerlerine kaptıracaklardır. Bravo Yalova Migros!
Petrol tükenince ne olacak?
"Ne zaman döndün Dubai'den?" "Evvelsi gün döndüm. Döndüğüme de çok memnunum!" "Niçin çok memnunsun?" "Sormayın Ayşe Hanım. Orada durumlar bambaşka bambaşka!"
Haberin Devamı

