Gazetelerimizin üçüncü sayfalarını her okuduğumda, anlamakta çok zorlandığım bir zihin yapısıyla karşılaşıyorum. Bana göre çok sıhhatsiz bir zihin yapısı bu. Kendimi bildim bileli de bu hikâyelerin azalması gerekirken gün geçtikçe arttığını görüyorum.
Örnek vermek gerekirse, son Gökçeada cinayetini ele alalım. Ne olmuş? Ayşe Ceyhan adındaki bir genç bayan, Almanya'da işçi olarak çalışan üç çocuk babası Ahmet Kaptan ile Samsun'da tanışmış ve birbirlerinden hoşlanmışlar. Ahmet Bey'in Ayşe'ye evli olduğunu söyleyip söylemediğini bilmiyoruz. Ahmet Bey tatil sonu Almanya'ya dönmüş ve Ayşe de çalışma hayatına devam etmiş. Kaçamak telefonlarla süren bu ilişkinin ne kadar devam ettiğini de bilmiyoruz ama Ahmet Bey eşinden boşanarak Ayşe ile nişanlandığını iddia ediyor. Almanya'da Ahmet Bey çalışadursun, Ayşe Ceyhan bu ilişkiyi daha fazla derinleştirmek istemediği kanaatine varmış olmalı ki nişanı bozduğunu Ahmet Bey'e bildiriyor.
Vay efendim sen misin ilişkiyi bitiren? "Ben sana gösteririm" misali Ahmet Bey ülkeye geri dönerek Ayşe'nin peşine düşüyor. Ayşe tehlikeyi sezinlemiş olmalı ki Ahmet Bey'e, Gökçeada Geçici Mal Müdürlüğü'ne çıkan tayinini söylemiyor. Besbelli izini kaybettirmek istiyor ama nafile! Ahmet Bey, Ayşe'i buluyor. Bir akşam Gökçeada'daki restorandan çıkan Ayşe'nin karşısına çıkıyor. Tartışıyorlar. Kısa süre sonra cebinden çıkardığı ruhsatsız tabancayı Ayşe'nin başına ve vücuduna üçer kez boşaltıyor. Buyrunuz! Neden?
Ahmet Kaptan'ın açıklaması: "Ayşe benim nikâhsız eşimdi."
Duralım bakalım burada biraz. Nikâhsız eş ne demektir? Türkiye Cumhuriyeti'nde nikâhlı ve nikâhsız eş diye hiçbir tanımlama olamaz. Arkadaşım demesi gerekir.
"Özellikle son aylarda telefonlara çıkmak istemiyordu."
Besbelli Ayşe Ceylan, ilişki resmiyet kazanmadan, yani nikâh töreni yapılmadan bu beraberliği bitirmek istemiş. Muhakkak olumsuz deneyimleri sonucu Ahmet Bey ile yaşamını birleştirmekten vazgeçmiş. Belki de kendi kendine demiştir ki: "Yuvasını benim için bozan Ahmet, yarın öbür gün başkası için de benimle kurduğu yuvayı bozar." Böyle demiş mi dememiş mi bilmiyorum, ancak olabilir. Allah, kafatasımızın içine bir beyin yerleştirmiş. Zararın neresinden dönülse kârdır. Ayrılmak istemiş ve yüzüğü çıkardığını belirtmiş. Kimbilir nasıl tehditler almış ki, izini de kaybettirmek istemiş. Ancak Ahmet Kaptan, kendisini bulmuş ve vurmuş. Nasıl bir gerekçesi var Ahmet Bey'in:
"Onuruma yediremediğim için öldürdüm onu."
Ben de sormak istiyorum şimdi. Onurunuzun önemi, sizi istemeyen birisini öldürmekte mi yatar? Ben de zannederdim ki sizi istemeyen birisinin peşinde koşmaya devam etmek onur kırıcı bir harekettir. Kim haklı? Ben mi haklıyım, Ahmet Kaptan mı haklı? Yaşamda, aklın yolu birdir dendiğine göre burada niçin bir ikilem var?
Değdi mi Ahmet Kaptan? Şimdi çoluk çocuklarınız neyle geçinecekler? Eski eşinizi nasıl ve ne derin bir üzüntüye boğduğunuzun farkında mısınız? Ayşe Ceylan'ın ailesi perişan oldu. Annesi, babası yaslara büründü. Niçin? Ahmet Bey onuruna yediremediği için! Oldu mu yani? Yakıştı mı insanlığa? Akla, inanca, zekâya uydu mu? Yazık. Çok yazık!
Okuyucu mektubu
"Dikkat! Uyuşturucu yaşı 12'ye düştü"
■ Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Son zamanlarda sayıları gün geçtikçe artan "Nargile cafe"lerin içine bir göz atan var mı? Gençler buraları dolduruyorlar. İnanın bana 8-9 yaşında çocuklara nargile veriliyor. Uyuşturucu yaşı da 12'ye düştü. Böyle bir tehlikenin olduğunu, yetkililere duyurmak istiyorum. (Adı bende saklı bir okurum)
* Hassasiyetinize teşekkür ediyorum. Çoğu zararlı alışkanlıklar modayla başlar. En azından buralara giriş için yaş tahdidi mi getirilmelidir? Bu konuda görüş belirtmek isteyenleri dinlemek istiyorum.
Onurlu erkekler çoğalıyor!
Gazetelerimizin üçüncü sayfalarını her okuduğumda, anlamakta çok zorlandığım bir zihin yapısıyla karşılaşıyorum
Haberin Devamı

