Nüfusumuzun neden yarısı erkek yarısı kadın?

Jan Johnson'un çocukluğu, her küçük kız gibi geçmiş. Bebeklerle oynamış, annesinin topuklu ayakkabılarını denemiş, makyaj yapmış

Haberin Devamı

Jan Johnson'un çocukluğu, her küçük kız gibi geçmiş. Bebeklerle oynamış, annesinin topuklu ayakkabılarını denemiş, makyaj yapmış. Jan, üniversite sıralarında anatomi dersinde, henüz regl olmadığının farkına vararak öğretmenine danışmış. Testler sonucu ortaya çıkan gerçek, Jan'ın yaşamını altüst etmiş. Jan'ın vücudunda rahim, yumurtalıklar gibi üretim organlan yokmuş. Jan, anne olamayacağı bilgisiyle yıkılmış.

Diğer tarafta kendisini Max adıyla tanıtan genç ise normal bir kız çocuğu gibi doğup gelişmiş. Vücudunun normal kabartılarına ruhu alışamamış. Göğüslerine sargı sarmış. Topuklu pabuç giymemiş, erkek çocuklar gibi futbol oynayıp, ağaçlara tırmanmış. İleri yaşlarında vücudunun erkek gibi gelişmemesi Max'i çok üzdüğünden tedavi olmaya karar vermiş. Bu konuya biraz ileride geri döneceğim.

Bilim, erkek cinselliğini belirleyen kromozoma XY derken kız cinselliğini belirleyene de XX adını veriyor. Yani X (kadın) ve Y (erkek), kişilerin cinselliğini belirleyen kromozomlar. Bu iki farklı kromozomun fiziki uzunluklarını hesaplamak bakımından ölçmek gerekirse, İstanbul'dan Tokyo'ya giden yolda ilk önce "Y" yani erkek kromozomunu yayıp, bittiği yerden itibaren de "X" yani kadın kromozomunu döşesek, "Y" kromozomu 20 kilometre sonra sona erecek, o noktada başlayan "X" kromozomu bizi Tokyo'nun taa şehir merkezine götürecek uzunluktaymış!

Her iki cinste belirli ölçülerde iki hormondan varsa da erkeklerde testosteron, kadınlarda östrojen adı verilen hormonlar, cinsine göre fazla salgılanarak vücut ve beyinsel yapımızda olağanüstü farkları yaratıyorlarmış. Embriyodaki çok erken haftalarda beliren bu fark (yani bebeğin kız mı yoksa erkek mi olacağı) erkek bebekte testosteron hormonunun, kız bebekte ise östrojen hormonunun harekete geçmesine sebep oluyormuş.

Erkek bebeğin salgısı adalelere yönleniyor, onların daha güçlü, kuvvetli gelişmelerini sağlarken östrojen hormonu da hanımsı yumuşaklık karakteristiklerin temellerini atıyormuş.

Max, vücuduna testosteron hormonu zerkettirmeyi kabul ederek bir yıllık bir kontrole girmeden önce bazı testlere tabi tutulduğunda, 100 metreyi kaç saniyede koştuğu tespit ediliyor, psikolojik olarak bazı görüntülere nasıl tepki verdiği belirleniyor, hafıza ve zekâ testleri uygulanıyor. Aradan bir yıl geçtikten sonra yapılan aynı testlerde, Max'in koşu süratinin arttığı, hafızasının zayıfladığı, zekâsının da yavaşladığı saptanıyor. Ancak el becerisi gerektiren vidayı tak, somunu çevir gibi mekanik testlerde Max ilerleme kaydediyor.

Beyin taramalarına bakıldığında, hormon zerkedilmeden önce Max (daha çok hanımken), söylenenleri derhal anlıyor, fazla düşünmesine gerek kalmıyor, yani beyin en fazla 3 noktada çalışıyor. Testosteron girdisinden sonra sorulan aynı sorularda, aynı cevabı verebilmek için Max'in beyni 8 noktada çalışmak zorunda kalıyor. Max, el becerisini artırırken eski akıcı konuşma yeteneğini kaybetmiş görünüyor. Bu arada çok ilginç, eskiden rahatça ağlayabilen Max artık ağlayamıyor. Ses kalınlaşıyor, kıllar çıkıyor.

Bilim o kadar ilerledi ki, isteyene kız, arzu edene erkek bebek planlanabilinir durumda. Ancak henüz denenmedi deniyor. Yukandaki bütün bilgileri, bilimsel bir yayından aldım. Bakalım benim aklımı uzun zamandır kurcalayan soruya aranızda katılan var mı? Genelde nasıl oluyor da kız çocuklar, babanın fiziki ve ruhi kopyalarını taşırken erkek çocukları da annelerinin ruhi ve fiziki kopyalarını taşıyorlar? İstisnalar kaideyi bozmaz ama benim gözlemlediğim durum bu. Bu noktayı hangi bam teli tayin ediyor? Bir de bakınız Türkiye nüfusuna. Yarı yarıya kadın ve erkek. Bu hesabı kim tutuyor da böyle eşit ve keskin bir üreme meydana çıkıyor?

DİĞER YENİ YAZILAR