Nina ve Charles'in büyük aşkı

Beş güzel kızdılar. Ciltleri şeffaf, saçları altın bukleli, hepsinin gözleri de cam yeşiliydi. İnce belli, dolgun göğüslüydüler...

Haberin Devamı

Beş güzel kızdılar. Ciltleri şeffaf, saçları altın bukleli, hepsinin gözleri de cam yeşiliydi. İnce belli, dolgun göğüslüydüler. Muntazam bacakların bitiminde ince kemikli ayak bilekleri vardı. Babaları Trans-Sibirya tren yolu inşaatında mühendisti. Rus ihtilali patladığında aile beş kızını da değişik yollarla dünyanın beş bucağına yollamıştı. Gözlerde yaş, tutulmuş hıçkırıkların aileyi boğduğu, hüzünlü ayrılışlardı hepsi.

Nina'yı Şanghay'dan bir kuru yük gemisine bindirmişler, İsviçre'deki "Finishing School"a göndermişlerdi. Olağanüstü zekâsı ve kıvrak becerileriyle diğer kızların arasından sıyrılmış, grup halinde gidilen opera, bale resitallerinde, St. Moritz'deki kayak derslerinde erkeklerin çabucak dikkatini çeker duruma gelmişti.

Aranan kişi oldu
Nina 17 yaşındaydı. Oda arkadaşının, asil bir İngiliz ailesinden geldiği için, Nina da tatillerini bu ülkede geçiriyordu. Bir yıl sonra oda arkadaşı bir lord ile evlenmiş, kendisi de lady olmuştu. 9 ay sonra da bir erkek çocuk dünyaya getirmiş ancak doğum anında ölmüştü. Nina'yı eşinin en yakın arkadaşı olarak tanıyan lord, birkaç ay sonra bir teklifte bulundu: "Ben çocuğumu annesiz büyütemem. Eşimin de en iyi arkadaşıydın. Benimle evlenir misin?"
Nina kabul etti. Artık Nina, Londra aristokrat camiasına dahil olmuş, Rus kültürünün zenginliklerini dostlarıyla paylaşan, aranan parlak bir kişi durumuna gelmişti. Gerisini Nina'nın ağzından özetleyeyim: "O hafta sonu yakın arkadaşım bir bayan, Lord Mountbatten in kriket oynayacağı bir malikaneye bizim de gelmemizi önerdiği zaman Lord bize katılmak istemediğini ama benim gidebileceğimi belirtti. Valizim zaten her zaman hazırdı. Lordu ve oğlunu kucakladıktan sonra yola koyulduk. Rolls Royce'un girdiği büyük demir kapılardan baktığımda malikanenin cesameti gözlerimi kamaştırdı. Ön kapıdan, kısa boylu, simsiyah gözleriyle bana bakan, çok hoş bir adamın geldiğini görünce, ben de inmiş olduğum Rolls'un önünde mıhlanıp kaldım. Sanki dünya yok olmuş, bir tek o ve ben kalmıştık. Ayakkabılarımın ince topuklan, mıcır taşların üstünde dengemi bulmamı zorlaştırıyordu. En nihayet yanımıza geldi. Hemen güçlü eliyle avcumu kavradı, kalın bir bariton sesle, 'Hoşgeldiniz. Ben Charles!' Ev sahibimiz olduğunu o anda farkettim. Hafta sonu bittiğinde benim geri dönemeyeceğimi anlamıştık. Ve dönmedim. Dönmem, mümkün değildi. Lord çok kızmıştı. Olayı skandala dönüştürdü. Bütün gazeteler beni ve Charles'ı kapak yapmıştı. Bir tanesinde manşet şöyleydi: 'Kaç para istiyorsun Lord'um?' Charles çok büyük bir miktarı Lord'a ödedikten sonra manşetler azaldı. Charles'ın annesi İsviçreli, babası İspanyol'du. Avrupa'daki tüm sinema salonlarının sahibiydi. Sanatoryumda yatan eşini birlikte ziyaret ettik. Beni tanıdıktan sonra boşanmayı kabul etti. Charles ile evlendik. Anita ve Angela adında iki kızımız oldu. Dadılar, aşçılar, bahçıvan ve hizmetkârlar hayatımız kolaylaştınyorlardı. Charles ile birbirimizi çok sevdik ve birbirimizi düşünceyle bile aldatmadık. Charles'ın ölümünden sonra yaşam bana çok zor geliyor."

Sıcak,sevecen ruh
Benden 25 yaş büyük Nina Donado, benim hayattaki en iyi arkadaşım oldu. Zekâsı, bilgisiyle dünyamı çok zenginleştirdi. "Eugene" isminin aslında Rusçada "Evgene" diye telaffuz edileceğini bana o öğretti. Financial Tîmes'ın ekonomi sayfalarını doğru okumayı o gösterdi. Brittanica okuma alışkanlığını bana Nina aşıladı. Rus fıstıklı pastanın tarifini bana o verdi. Üzülerek söylüyorum ki geçen yıl Nina'yı kaybettim. Beni "Douschka" diye çağırırdı. Rusça "sıcak sevecen ruh" demekmiş. Kendisini çok özlüyorum. Sevgililer Günü münasebetiyle Nina ve Charles'ın yaşadığı tutkulu ve büyük aşkı yukarıda sizlerle paylaştım

DİĞER YENİ YAZILAR