Bu gece sabaha karşı Oscar ödülleri sahiplerini bulacak. Ben de bu hafta sonu "The Hours" yani "Saatler" filmini izledim. Sanatçının melankolik, depresiv duygularla kavrulması, yaratıcı sıvılarının coşup akmasına mı sebep olmaktadır? Beethoven'i ele alalım.
O da meğer duyma özürlü ve erkek kardeşinin eşine aşıkmış. Arzularını dile getiremeden, için için yanıp tutuşurmuş! Muhteşem besteleri, girdiği bu duygusal cendereden dolayı mı yaratabilmiş? Van Gogh'un çektiklerini hemen hemen çoğumuz biliyoruz.
Tchaikovsky, eşcinsel duygularını açığa vuramadığı için mi muhteşem eserlerini yaratmış?
Gerçek sanatçı
Lautrec. boyu kısa, vücudu çarpık çurpuk diye mi herkesin hayran olduğu tablolarını boyayabildi? "Saatler"deki Virginia Woolf, bugün yaşasaydı psikiyatristlerin vereceği birkaç isabetli hapı yutar, sevgili kocasıyla muhteşem malikânede yardımcılarıyla neşe içinde yaşayıp giderdi. Gerçek sanatçının ıstırap cenderesine girmeden bir eser yaratması mümkün değil mi? "Proust ve Joyce'un tesirinde kalarak" yazdığı eserlerinde Woolf, yaşamın karmakarışık ve kopukluklarla dolu olduğuna inanan, olayların silsilesine önem vermeyip derin detaylarla karakterleri ortaya çıkarmayı seven bir yazar. Belki de uzun yıllardan beri muazzam sanatçıların yetişememesinin sebebi budur. Bugün Prozac, Xanax gibi ilaçları içen sanatçılar, ruhlarını ıstırap çemberlerinden kurtarabiliyorlar. Dolayısıyla olağanüstü eserler yaratamıyorlar. Belki de yaratıyorlar da ben ve benim gibilerin gözleri görmemekte ısrarlı. Soyut heykel, resim, Shostakovich besteleriyle bir türlü özdeşleşemiyorum. Belki gelecek nesiller tarafından hak ettikleri desteği bulacaklar? Sanırım hep böyle olmuştur.
Çekinme hayattan
Üç değişik tarih diliminde yaşayan, üç depresif hanım karakterini izliyoruz bu filmde. Meryl Streep'in yarattığı karakter, ruh bilimciler için oldukça zengin bir numune, örnek. Nicole Kidman. olağanüstü bir oyun çıkarıyor! Kidman, melankoli ve depresif ruh halini belki de Virginia Woolf'tan daha çok yaşıyor filmde! Julianne Moore'un yarattığı karakter ise bu üç hanım arasında en fazla kolundan sarsıp, "Heyyy! Kendine gel. Yükü kaldırabilirsin. Çekinme hayattan!" deyip en fazla moral vermek istediğim kişi oldu. Filmin sonunda şöyle düşündüm: "Kardeşim, baktınız yaşama ve size sunulan şartlara uyum sağlayamıyorsunuz, derin mutsuzluklardan sıyrılamıyorsunuz, o vakit çocuk doğurmayın." Aynı BBG evindeki bayanın söylediği gibi: "Bu iş bu kadar basit!" Hah! Hah! Hiç güleceğim yoktu. Tabii bu kadar basit olmadığını, değerli Şakir Eczacıbaşı antraktta bize izah etti. Virginia, bu duygular içerisinde eserlerini yazabilmiş.
Hep aynı yüzler
Anlıyorum. Ancak depresif karakterli olup doktora gitmeyi reddeden nice seyirci, bu hanımlardan güç alıp, daha da derin depresyonlara dalarsa diye de endişeleniyorum. Çünkü her depresyona giren kişi Mrs. Dalloway'leri yaratıp, romanlar çıkaramıyor. Garibime giden bir olay daha var. Bu yıl Oscar'a aday filmlerde hep aynı yüzleri görmekten bıktım. Koskoca yetenek potası Hollywood'ta Moore'un kocası rolüne "Chicago" filmindeki Harry'den başkası yok muydu? Zaten Moore, diğer filmde de baş rolde! Alo! Hollywood! Restoranlarında sol kolunda katlanmış peçete sallayıp, keşfedilmeyi bekleyen bunca sanatçı adayı varken hep aynı, hep aynı yüzler? Neden?
Nicole Kidman Oscar'ı almalı
Bu gece sabaha karşı Oscar ödülleri sahiplerini bulacak. Ben de bu hafta sonu "The Hours" yani "Saatler" filmini izledim...
Haberin Devamı

