Mustafa Kemal gibi düşünmek

Tam beklediğim gibi, Wolfowitz görüşmesine eklenen Grossman konuşmasıyla olaylar büyütülmeye, gündemi meşgul etmeye başladı. Karşı tezler, tarihi olaylar ortaya bir bir dökülmeye başladı

Haberin Devamı

Tam beklediğim gibi, Wolfowitz görüşmesine eklenen Grossman konuşmasıyla olaylar büyütülmeye, gündemi meşgul etmeye başladı.

Karşı tezler, tarihi olaylar ortaya bir bir dökülmeye başladı. Karşısında karşı tez olmadığı vakit, bu görüş bildirimleri, fırtınadaki sular seller gibi coşarak, katlanarak büyüyebiliyor.

Kuzum, bizden ne isteniyor? Bunu mertçe ortaya çıkıp hiç kimse dillendiremiyor. İşte şimdi ben bunu yapıyorum! Nasıl olsa bu köşeyi pek okuyan yok! Dikkat bile çekmez!

ABD ve dünya kamuoyu, Türk halkının, hükümetinin, medyasının ve devletinin Yunan ve Kürt komşularına saygı duymasını istiyor! Evet, mesele bundan ibarettir. Peki, biz duymuyor muyuz? Belki farkında bile değiliz ama onların değerlendirmelerine göre duymuyoruz. Bu çok eskilerden gelen bir halet-i ruhiye ve ele alınarak tekrar gözden geçirilmesi elzem bir durum.

1981 yılında Londra'ya yerleştiğimde, eğitim sistemimizde kültürel açıdan pek değinilmeyen Yunan uygarlığının, dünya halkları tarafından çok yükseklerde değerlendirildiğini fark ettiğimde, "Aaaaa şunlara bak. Biz Yunan'ı 'denize döktük' ayol... Alt tarafı Palikarya'dırlar" düşüncemin pek zemin bulamadığını gördüm. Hangi tarih kitabını kaldırsam aynı Osmanlı gibi Yunan tarihi karşıma çıktı, insanlığa katkılarının alt defalarca çizildi. Osmanlı da çok değerlendiriliyordu ama Batı aleminde Yunan'ın yeri başkaydı. Abartmadır, saptırmadır, istediğinizi söyleyebilirsiniz ama gerçek olan Yunan'ın geçmişi ve bugünü. Gelişmiş dünyada "en yakın akraba" şefkatiyle kabul ediliyor.

Günümüze gelince, komşumuz Yunanlılar yıllardır hem ticaret gemilerini başarılı çalıştırmakla hem de olağanüstü bir turizm potansiyalini yakalamakla ekonomik durumunu bizden katbekat yükseltti. Dolayısıyla uygar Batı'nın kalbinde önemli bir yer işgal etmeye devam ediyor. Saygı duyuluyor.

Batı gözüyle görmek
Kuzey Irak'ta yaşayan (PKK gibi terörist örgüt üyeleri hariç) Kürt dostlarımıza gelince... Yıllardır gelişmiş dünyada yaptıkları başarılı kulis ve propaganda faaliyetleriyle bugün Amerika'nın Kuzey Irak planını uygulamasında doğrudan bir etken olmuş, Bağdat idaresinde söz sahibi olabilme şansını harekâttan çok önce yakalamış, sözler almıştır. Batı bu çabaya da saygı duymakta... Bizler ise çektiğimiz acılardan dolayı, Barzani ve Talabani'yi Batı gözüyle göremiyoruz!

Oysa Batı, bizden bu saygıyı da bekliyor. Kürt komşularımızın refaha kavuşmaları için bizim yardım elimizi uzatmamızı bekliyor.

Yunanistan ile dost olup işbirliği yapmamızı istiyor.

İddia o ki, biz bu iki halka 'saygı' duyup, olumlu işbirliği yaparsak yeni durum, hem Türkiye'nin hem de gelişmiş dünyanın menfaatine olur.

Öyle mi? Değil mi? Yapabilir miyiz? Geçmişi kapatıp temiz bir sayfa açabilir miyiz? Açmamız gerekli mi?

İşte burada Mustafa Kemal Atatürk'ü çok iyi anlayıp, onun yapacağı şekilde hareket etmemiz lazım. Bugün yaşasaydı, gurur ve duygularına kapılıp, komşularına kapıları kapatır mıydı? Yoksa dünkü düşmanı Venizelos'u hemen harbin akabinde yaptığı gibi buraya çağırır, hiçbir şey olmamış gibi, kanlar akmamış gibi, giderken arkalarında her şeyi alev alev yakmamışlar gibi, dost kadehini kaldırıp her iki ülkenin menfaati için yepyeni bir başlangıç ve işbirliğine kucak açar mıydı?

Geçen akşam CNN'de dikkatimi çeken çok önemli bir gelişme de Polonya Dışişleri Bakanı Cimoszewicz'in söyledikleri oldu: "Washington ile yaptığımız anlaşmaya göre Irak'ın bir bölümünü Polonya idare edecek. Tarihte 'geçiş dönemlerini' çok yaşadığımız için burada başanlı olacağımızdan eminiz."

Bernard Lewis'in belirttiği sofrada Polonya'nın oturduğu belli oluyor.

DİĞER YENİ YAZILAR