Yaşamda karşılaştığımız olaylar, kendimizin hazırladığı programa uymadığı zaman, kontrol elimizden adeta koparılarak alındığı zaman, üzüntülerin en acısını yüreğimizin tam göbeğinde hissettiğimiz zaman, bizi teskin edecek kelimeleri bu koskoca evrende bulup söyleyebilecek hiç kimse kalmadığı zaman herhalde kendinizi şiddetli bir fırtınaya yakalanmış minik bir tekne gibi hissederiz.
"Ama yaşam planımızda bu yoktu! Bu kadar acıyı taşımam imkânsız. Adil değil. İsyan ediyorum" dediğiniz zaman, sizleri anlamamak mümkün değil.
Geçen çarşamba akşamı saat 20.15 civarında yaşam, 75 kişiye öyle bir oyun oynadı ki sil silebilirsen, unut unutabilirsen!
Diyarbakır uçağı, hiç beklemeyen, son ana kadar hissetmeyen, hazır olmayan 75 kişiyi sevdiklerinin, bağlı olduklarının yanıbaşından kopardı, kaçırdı.
Düşündükçe insanın perspektifi şaşar. Doğru gördüğünü yanlış mı, yanlış gördüğünü acaba doğru mu diye sorgulamaya bile başlayabilir.
Benim hiçbir tanıdığım, o alev fırınına bağlı olarak yaşamını yitirmedi. Ama tüm Türk halkı gibi izlerken sanki en yakınımı oraya teslim etmişim gibi... Diyarbakır hava limanında çaresiz ve umutsuzca umutlu, oradan oraya koşturan, gözyaşlarını bile birbirine sarılarak saklamaya çalışan, inanması çok ama çok zor olan bu durumu kabule zorlanan yakınları izledikçe, kaybedilen her bir yolcu ve mürettebat sanki benim en yakınım, en sevdiğim oldular.
Böyle bir kontrolden çıkışla nasıl baş edilir?
Şimdi etrafınızdaki bazı dost ve akrabalarınız diyordur ki: "Allah en iyileri alır, üzülme canım."
Sizler de sorguluyorsunuzdur: "Neden? Niçin? Tam da şunu bunu gerçekleştirecektik."
Hele hele yabancı ülkelerden gelmişler... Olacak tesadüf mü? Binlerce kilometre uzaktaki yakınları, akrabaları, nasıl bir üzüntüye gömülür?
Diyorum ki, metin olmaya çalışmayın. Bırakın yaşlar, seller sular gibi aksın. Sakın içinize atmayın. Bırakın dışarıda yer bulsunlar.
Hatta bağırın! Kızın! Bir müddet dostlarla, istemediğinizde ise yalnız kalın. Ama üzüntünüzü içinize atmayın.
Zaman, evet zaman, silip, katlayıp, paketleyip beyninizin sağrılarını azaltarak, acıyı sizden, yüreğinizden uzaklaştıracaktır.
İnanması güç ama öyle...
Hani bir şarkı vardı:
"Ha üç gün önce, ha beş gün sonra..."
Doğru... Üç veya beş... Daha fazla değil... Hepinize başsağlığı ve sabır diliyorum.
Kazada yakınları kaybedenlere...
Yaşamda karşılaştığımız olaylar, kendimizin hazırladığı programa uymadığı zaman, kontrol elimizden adeta koparılarak alındığı zaman, üzüntülerin en acısını yüreğimizin tam göbeğinde hissettiğimiz zaman...
Haberin Devamı

