"Kader" değil... "Nazar" hiç değil!

Geçenlerde "Hürriyet" gazetesinde Ayşe Arman'ın Biricik Suden ile yaptığı söyleşiyi okudum

Haberin Devamı

Geçenlerde "Hürriyet" gazetesinde Ayşe Arman'ın Biricik Suden ile yaptığı söyleşiyi okudum. Kendisi bir trafik kazası geçirmiş, tehlikeler atlatmış ve hatırladığı kadar olayı anlatmış. Bir kere buradan "geçmiş olsun" demek istiyorum.

Gençliğinde tanıdığı Mazhar Alanson ile yakın geçmişte yaptığı evliliğin her ikisine de hayırlı olmasını diliyorum. Ancak bu olayda beni rahatsız eden bir bölüm var ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Kazanın gerçekleştiği geceyi anlatırken Biricik Hanım, bütün saflığı ve iyi niyetiyle şöyle söylüyor:

"O gece Arif Mardin'in davetine oradan da yakın arkadaşım Emel ve eşi ile Laila'ya gittik. Sonra da bizim eve geldik. Geç saatlerde herkes evine dağıldı. Dışarı çıkıyoruz diye köpeğimiz Bom'u Emel'in Beylerbeyi'ndeki evine yollamıştık. Mazhar dedi ki:

Bu şımarıklıktır
'Ne yani şimdi biz Bom'suz mu uyuyacağız?' Ben de, 'Sen üzülme canım, ben şimdi gider onu Beylerbeyi'nden alır Kuruçeşme'deki evimize getiririm' dedim. Bom'u alıp geri dönerken kaza meydana geldi. Beyin civarında derin yırtılmalar, dikişler, boyun fıtığının nüksetmesi vs."

Şimdi çok ilginç. Biricik Hanım bu olayı, "Kaderimde varmış" diye yorumlarken eşi Mazhar Alanson, "Çok ortalıkta gözüktük. Nazara geldik" diye yorumluyor.

Ben de ağzım bir karış açık şaşkın şaşkın okuyorum.

Çok ama çok farklı yaşam biçimlerimiz olmasına rağmen kendimi ve Haluk'u, bu ikilinin o akşam yaşadıkları duruma koyuyorum ve soruyorum: "Haluk gecenin bilmem kaçıncı saatinde, bana böyle bir kapris yapar mıydı?"

Düşünceli bir erkek, gecenin bilmem kaçıncı saatinde böyle bir istekte bulunursa, bu bir kapristir. Biraz daha ileri gideyim. Şımarıklıktır. Haluk, kesinlikle yapmazdı. Bunu ağabeyim de yapmazdı. Babam da yapmazdı. Tanıdığım onlarca arkadaşım da yapmazdı. Tanıdığım tüm iş arkadaşlarım da yapmazdı. Bunu kendim gibi biliyorum.

Haydi yaptı diyelim. Haluk beni, yani eşini veya bırakın eşini, herhangi bir hanımı kendisi köpeğini özledi diye gecenin o bilmem kaçıncı saatinde taksilere binip, köprülerden geçip köpeği alıp getirmesine izin verir miydi? Hayatta vermezdi. O kadar özlediyse, Bom'suz uyuyamıyorsa kendi kalkar, giyinir, biner taksiye Bom'unu alır gelir, uyurdu.

Şu yukarıdaki durumu kim duysa, yaşananları derhal anlar. Ama bir de böyle değerlendirmeyip, kendince hiç ama hiç suç görmeyip, "Bize nazar değdi, ortalarda görünmeyelim" mavralarına hiç düşünmeden, rahat rahat yatıyorsa, ben de derim ki...

Ayıptır. Biricik Hanım'ı ikna edebilirsin ama bizim zekâmızla alay etme. Git eşinin önünde diz çöküp, bin bir özür dile ve nasıl duygular içinde olursan ol, benzer davranışı ileride tekrar etme. Şayet bu tür yaklaşımlara aranızda "taş fırın maş fırın" etiketleri takanlar varsa, şunu iyi bilin ki bu tipik bir "nah fırın" erkeğidir. Bu tür yaklaşımlan kabullenerek benimseyecek hanımlara da, "Dur şekerim aman sen üzülme, ben hallederim" havalarından derhal uzaklaşmalarını rica ediyor. Mutlak bir ölümden kurtulmuş Biricik Hanım'a tekrar geçmiş olsun diyorum.



Dikkat... Dikkat...
Tebrikler Sedef Kabaş

Sedef Kabaş'ın "Sesli Düşünenler" programına iki kez katılmış, usta ve araştırmacı gazeteciliğini bizzat yaşamıştım. Şimdi bir kitap hazırlamış Sedef, gündemimize yerleşmiş kişilerle yaptığı söyleşileri bu çalışmaya dahil etmiş ve ortaya çok hoş bir eser çıkmış. Bu yaz şezlonga uzanıp rahatlıkla okuyabileceğiniz bîr kitap "Sesli Düşünenler," Sedefi tebrik ediyor, benzer çalışmalarının devamını dilediğimi belirtmek istiyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR