Evli, iki çocuklu, başarılı genç bir doktor, iki arkadaşıyla ormanda bisiklete binerken keskin bir virajı dönmeye çalıştığında lastiği ikiye bölünüyor. Bu kaza sonucunda genç doktorun omuriliğinin belden aşağısı zedeleniyor ve yaşamı kâbusa dönüşüyor.
Bildiğimiz gibi kuzular klonlandı, inekler klonlandı, hatta boğalar klonlandı. Hem de başarıyla. Ancak insan klonlanması Ekim 2002'de başarıldı. Bunu başaran da Amerika'da bir laboratuvarda çalışan Dr. Jose Cibelli oldu. Cibelli'nin hedefi, Dr. Jamie gibi omuriliği çalışmayan, Parkinson hastalığına yakalanmış, böbrek, karaciğer veya vücuttaki herhangi bir organından rahatsız olan insanlara, insan embriyosunu klonlayarak yedek parça üretmek.
Bunu başarmak için Dr. Cibelli'nin belli yaş ve fiziki güçte olan bir hanımdan mümkün olduğu kadar yumurta temin etmeye ihtiyacı var. Sanırım yumurtalarını maddi gelir karşılığı satmaya hazır hanımlar var. Hormonal desteklerle, her ay tek yumurta veren hanım rahminin, en fazla 20 yumurta vermesiyle bu mümkün olabiliyor.
Dr. Cibelli bu yumurtaları alıp laboratuvara getiriyor. Diğer tarafta omurilik hastası doktor da kamışa benzeyen bir aletle, bacak bölgesinden deri hücreleri sıyırıyor. Bunlar da laboratuvara geliyor.
Dr. Cibelli, uygun şartlarda mikroskobun altında yumurtalan birer birer, deri hücreleriyle döllüyor. Normal olarak cinsel ilişkide erkek sperminin, tek başına yumurtayı döllemesini Dr. Cibelli incecik bir alet sayesinde gerçekleştiriyor. Tüm beklenti, yumurtanın içindeki bu hücrenin varoluşuyla bölünerek çoğalmasını sağlamak. Üç yıldır aynı işlem tekrarlanıyor. Netice? Başarısız.
Gelgelelim, Ekim 2002'de yapılan kontrolde bir yumurtanın bölünmeye başladığını görmek tüm bilim adamlarını sevindiriyor ve haber dünya medyasında patlıyor.
Ancak yumurta sadece 6 parçaya bölünüp, embriyo oluyor. Oysa omiriliği hasarlı hastaya 50 hücrelik bir embriyo gerekiyor. Çalışmalar devam ediyor.
Epilepsi görülmüş
Dr. Cibelli, "Evimde çok nadide bir şişe şarap bulunuyor. 50 hücrelik embriyoyu elde edersek bu şişeyi açacağız. Henüz başaramadık, uğraşıyoruz" diyor.
İki çocuklu bir çiftin hikâyesi de hazin. Üçüncü çocukları rahim içinde son derece normal gelişmiş. Bebek 21 aylıkken birdenbire sara (epilepsi) hastalığı başgöstermiş ve bebeğin beyni gelişmeyi o noktada durdurmuş. Şu anda 7 yaşındaki oğlan çocuk, aynı bir bebek gibi ve doktorlar 10 yaşında öleceğini söylüyorlar. Annesi diyor ki: "Bebeğimi klonlamak isterim. Onu seviyorum ve diğer normal çocuklar gibi olmasını istiyorum. Tam ölmezden biraz önce klonlasam, üzüntülerim geçer." Bu esnada öğreniyorum ki resmi ölüm kabulünden sonra vücut 2 saat daha yaşarmış. Yani klonlama için hücre alınabilirmiş. Anne bu işlemi yaptırmak istiyor.
İster saç hücresi olsun, ister tırnak, ister deri, ister dil. Her bir hücrenin içindeki çekirdekte, kromozomların içinde o kişiye ait kaş, göz, saç, omurilik, böbrek, diş, karaciğer gibi her organımızın imalat formülünü içeren genlerin bulunduğu DNA şeritleri var. Hanımdan alınan yumurta döllenmeden önce, yumurtanın DNA'sı çıkartılıyor. Çünkü hanımın DNA'sı ile erkeğin DNA'sı karışsın istenmiyor.
İnsan klonlanması başarılırsa yedek parça gibi organ nakli yapmak, yaşamı uzatmak, yaşlanmayı geciktirmek, hastalıkları kökünden halletmek mümkün olacak. Ancak bu işlemlere karşı gelenler de var. "6 hücre de olsa o bir canlıdır. Embriyolar katledilmektedir. Bilim adamları burada durmazlar. Tutar, insanı tümüyle genetik şifreleriyle oynayarak imal etmeye başlarlar" diye itirazlar da yükseliyor.
Buna cevap veren bilim adamları da diyorlar ki:
"6 hücre, 100 hücre, bunlar sadece biraraya gelmiş hücrelerdir. Organ yoktur, bilinç yoktur, insan yoktur. Dolayısıyla katliam da yoktur. Bırakın bilim, yaşamsal derdi olan hastalara yardım etsin."
Sizler ne dersiniz?
İnsanoğlunun klonlanması sevap mıdır günah mıdır?
Evli, iki çocuklu, başarılı genç bir doktor, iki arkadaşıyla ormanda bisiklete binerken keskin bir virajı dönmeye çalıştığında lastiği ikiye bölünüyor
Haberin Devamı

