Kilitbahir'den Çanakkale'ye geçmek içni vapurun dolmasını bekliyoruz. Baktım, biraz ileride iki oğlan çocuğu. Birinin elinde bir kutu, diğerinin elinde küçük boy bir süt şişesi. Plastik kapaklı ama içinde turuncu bir su var. Çocuklardan biri 8, diğeri ise taş çatlasa bir yaş büyük. Elinde şişeyi tutan çocuk hiç farkında olmadan kapağı ağzına götürüyor. Alt dişleriyle açıp, üst dişleriyle kapıyor. Etrafa ilgisizce bakıyorlar. Arkalarındaki köfteci arabasından köfteleri sarmaya yarayan saman kağıtlar rüzgarda uçmaya başladı. Bu kağıtlardan bir tanesi çocuklardan birinin ayağına takıldı. Tekmeyi yedi ve havalanıp kaçmaya başladı. Kâh yerde, kâh havada fink atıyor. "Oğlum, lütfen uçan kâğıdı yakalasana. Yazık oluyor, haydi koş yakala" dedim. Gerçekten koşmaya başladı. O hamle yapıyor, kâğıt kaçıyor. Sağa gidiyor, sola kıvırıyor. Neyse dördüncü hamlede yakalandı kâğıt, yerine döndü. Derken bu ikili vapura bindi, yanıma geldiler. İkisinin de suratlarından düşen bin parça. Nasıl mutsuzlar, nasıl keyifsizler anlatamam.
"Merhaba, siz nerede oturuyorsunuz? "
Çanakkale civarında bir köy ismi veriyorlar.
"Ne satıyorsunuz?"
"Meyve suyu."
"Hiç sattınız mı?"
"Bi tane."
"Kim size satın dedi?"
"Babam."
"Kim hazırlıyor bunları?"
"Annem."
"Böyle satamayacağınızı bilmeniz gerek."
"Neden?"
"Suratlarınız asık. Keyfiniz yok. Gülmüyorsunuz. Bu meyve suyu hakkında hiç bağırıp reklam yapmıyorsunuz."
"Ne diyelim yani?"
"Buz gibi meyve suyu. Terinizi siler, sıcağı iter, ömre bedel deyin, belki alırlar."
Suratsız bir biçimde denediklerini gördüm. Geri geldiler. Hiç satamamışlardı. Bu gidişle satacakları da yoktu. Neden satamadıklarını merak bile etmiyorlardı. Ben bile almadım. Ama söyleneni yapıyorlardı, yapıyorlardı ama o kadar.
İki küçük çocuğun iş hayatı
Kilitbahir'den Çanakkale'ye geçmek içni vapurun dolmasını bekliyoruz. Baktım, biraz ileride iki oğlan çocuğu
Haberin Devamı

