Halkımızın farklı dini yorumları

Yıllar boyunca, Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile televizyonlarda program yaptığımı çoğunuz bilirsiniz

Haberin Devamı

Yıllar boyunca, Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile televizyonlarda program yaptığımı çoğunuz bilirsiniz. İzleyenler, stüdyoda bulunan seyircilere her mikrofon uzattığımda, sorulan soruları hatırlıyor olmalı. Bize gelen fakslar vasıtasıyla dillendirdiğim konuları da hatırlayanlar vardır.

İstisnasız, tekrar ediyorum istisnasız dinimiz hakkında sorulan soruların yüzde doksan dokuzu bana göre saçma sapan konulara değinirdi. Örnekleri hatırlatayım:

"Hocam konuşmalarınızdan çok faydalanıyoruz. Bundan emin olunuz. Size teşekkür ederiz.
Şimdi! Diyorlar ki giydiğimiz bluzun üzerinde resim varsa bununla namaz kılamazmışım. Hocam bu doğru mu?"

"Hocam iyi ki varsınız. Sizden çok şey öğreniyoruz. Şimdi! Diyorlar ki, duvarınızda bir resim asılıysa, namaz kılarken tersini çevirmelisiniz. Bu doğru mu?"

"Hocam her hafta sizi zevkle dinliyoruz. Sağolun. Diyorlar ki gece vakti karides yenmezmiş. Hocam bu doğru mu?"

"Hocam bizleri çok aydınlattınız. Teşekkür ederiz. Ben dinimi daha iyi öğrenmek için bilmem kim hocaya gidiyorum. O da sizin tam tersiniz biçimde diyor ki..."

"Hocam sayenizde o kadar çok aydınlandık ki hayret edersiniz. Şimdi! Ben oje sürüyorum. Abdestim bozulur mu?"

"Hocam eskiden dinimi bilmezdim. Emin olun sizin konuşmalarınızdan çok şey öğrendim. Sağolun. Şimdi! Ben zaman zaman limon kolonyası sürüyorum. Dinimize aykırı mı? Öyle diyorlar da..."

Yıllarca yaptığımız yüzlerce programda, sorulan binlerce soru arasında, dinimizin gerçek söylemleriyle bağlantılı soruların toplamı, inanınız bana 10-15'i geçmez! Eski Diyanet İşleri Başkanımızın, geçen gün köşesinde sorulan sorulara verdiği cevaplardan birisini sizinle paylaşmak istiyorum: "Yatağımın ayak ucunun kıbleye gelmemesi gerektiği doğru mu?"

"Saygı ifadesi..."
Buyrunuz! Bir arpa boyu ilerleme yok! Aynı hamam, aynı tas! Sayın Mehmet Nuri Yılmaz Hocamız'ın cevabını da yansıtmadan edemeyeceğim: "Hadis ve fıkıh kitaplarında açık arazide tuvalet ihtiyacını giderirken farklı görüşler olmakla birlikte kişinin kıbleye saygı göstermesi, önünü ve arkasını dönmemesi, tavsiye edilmektedir. Ayakların kıbleye doğru uzatılmasını yasaklayan bir hüküm yoktur. Ancak bir saygı ifadesi olarak uzatılmayabilir."

Yok kardeşim yok! Ülkemizde halkımızın dini konulara ve İslâm uygulamalarına yaklaşımları sorgulanacak olursa, bir şeylerin tepetaklak, yapayanlış, paldır küldür, boşu boşuna, yokuş yukarı kulvarlarda koşturduğunu artık bu ülke yetkililerinin kabul etmesi gerekmektedir.

Sanki Yüce Yaradan, bizim ojemizle, sürdüğümüz kolonyayla, yatağımızın ayak ucunun kıble istikametinde olup olmadığıyla ilgilenirmiş gibi, ilgilenmesi gerekirmiş gibi, buna ihtiyacı varmış gibi, ayağımızı kıbleye döndürüp yatarsak, dinimize hakaret edermişiz gibi, "açık arazide tuvalet ihtiyacımızın" bu yüce inanç sistemine sığdırma heves ve heyecanıyla titrememiz gerekirmiş gibi, içler acısı bir uygulamanın içerisinde karpuz gibi oturduğumuzun farkına varıp artık karar vermemiz gerektiğine ve gerekli tedbirleri almaya başlamamızın zamanının gelip de çoktan geçtiğine dikkat çekmek istiyorum!

Televizyonlarda Hıristiyanların, Türk halkını "Hıristiyanlaştırmak hevesiyle" neler yaptıklarını anlatıp duran programlar izlemekteyiz. Bu bağlamda derhal Hıristiyan dininin yanlışlarına değinilmekte, İsa'nın İncil'e göre çarmıha gerildiği bilgisinin Kur'an'a göre yapayanlış olduğu hususunun altı kalın çizgilerle çizilmekte, bir bardak suda fırtınalar kopartılarak reyting kazanılmaya çalışılmaktadır.

Ben diyorum ki bırakınız başka inanç sistemleriyle uğraşmayı, kendi arka bahçemizi toparlamalıyız! Şimdi yukarıda Sayın Mehmet Nuri Yılmaz'a sorulan soruyla hocanın verdiği cevabı, "The New York Times" Gazetesi yarın yayınlasa, mübarek dinimiz İslâm'ı yerin dibine kendi ellerimizle sokmuş olmaz mıyız? Bizim akıllarımız hiç mi yoktur? Beynimizi işletmemekte niçin ısrar etmekteyiz?

DİĞER YENİ YAZILAR