Bütün bayram, seyran vs. toplantılarında öğrenci olduğu bilinen bir gençle karşılaşsanız, kendisine ne sorarsınız?
"Okul nasıl gidiyor? Kaçıncı sınıftasın? Dersler iyi mi? Çalışmıyor musun?"
Bakın bu sorular var ya, öğrencilerin en son duymak istedikleri sorular bunlar. Bu konuda niçin daha yaratıcı olamıyoruz? Neden onların yaşam konjonktürlerine daha kolaylıkla yaklaşamıyoruz? Bizleri bu yolculuğu yapmaktan alıkoyan ne?
Lise 2 öğrencisi Fazıl ile tanıştığımda, bakın nasıl bir konuşma geçti aramızda:
"Memnun oldum Fazıl. Benim ismim Ayşe."
"Sizin Ayşe Özgün olduğunuzu biliyoruz zaten. Merhaba!"
"Buraya gelirken ne oldu biliyor musunuz Fazıl? Zebra Geçidi'nde karşıdan karşıya geçiyordum. Hiçbir araba durmadı. Sana da oluyor mu bu?"
"Oluyor! Hatta itiraf ederim ki, bazen ben arabada olunca Zebra Geçidi'nde duranlara yol vermiyorum."
"Bunu itiraf etmen çok hoş. Bu, aslında bir de şunun göstergesi: Yol vermiyorsun ama vicdan azabı da duyuyor musun?"
"Belki olabilir ama biliyor musunuz, genellikle bir yere yetişmem gerekiyor."
"Anlıyorum seni. Aslında hepimizde bir telaş var. Ama bir AB ülkesinde bunu yapmak mümkün değil sanırım."
"Aynen! Geçen yaz annem ve babamla Almanya'ya gitmiştik. Arabayla tabii. Aaaaaa bir de baktık yaya geçitlerinde bütün arabalar duruyor, yayalara yol veriliyor. Onlar bitince otomobiller hareket edebiliyor. Hayret bir şey yani!"
"Nedir hayret ettiğin Fazıl?"
"Bunu Almanya'da yaşayıp gördüğüm halde, burada uygulamıyorum. Bu hayret verici bir şey değil mi sizce?"
Buyrunuz. Ne kadar kolay ve üstelik hoş bir söyleşi değil mi? Tabii benim şansım Fazıl gibi konuşkan bir gençle tanışmış olmam. Ancak içimden bir his diyor ki, en utangaç, hislerini saklayan, en içine kapalı çocukla bile tanışsam, gene rahat bir konuşmaya girebilirim.
Sizlerin de girmenizi rica ediyorum. Bırakın artık şu ders, matematik, sınav konularını. Çocuklarla büyük insanlar gibi konuşun. Onların hobileri var. Bizlerden ileridirler! Otomobil ve müzik merakları vardır. Moda ve bilgisayar uzmanıdırlar. Kendilerine has anlaşma tarzları vardır.
Arkadaşlarıyla sorunlar yaşarlar. Bu dertli konularda onlara yol gösterici olmalısınız. Ama nasıl? Hiçbir zaman suçlayarak değil. Onları sabırla, sözlerinin arasına girmeden, sonuna kadar dinlemeniz gerekir. Eleştiriniz varsa, önce iyi taraflarının altını çizdikten, onun yüzünde, gözünde güneş açtırdıktan sonra yumuşak biçimde anlatmanız gerekir. Kendi benzer hatalarınızı örnekleyerek onu rahatlatmaksınız.
Onu destekleyip arka çıkmalısınız. Çevresindeki arkadaşlarını yakıp yıkmadan bunu gerçekleştirmelisiniz. Çünkü bugün kızdığı arkadaşına, yarın hiçbir şey olmamış gibi sarılacaktır. Aynı sizin gençken yaptığınız gibi... Aynı!
Sizi kutluyoruz Gülseren Hanım!
* Beyoğlu Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü'ne birkaç esnaf dilekçe yazıp, dükkân depolarımızın su basmasını düzeltmelerini istedik. Herkes bize "aldırmazlar bile" dedi. Ama Gülseren Sözer adında çok nazik bir hanımefendi işimizle bizzat meşgul oldu. Elinde telsiz yerimize geldi, sorunu giderdi. Çayımızı bile içecek vakti yoktu. Kendisine teşekkür etmek istiyoruz. (Hakan Dokumacı)
* Bakınız şu Gülseren Sözer Hanım'a. Hem de kendileri bizzat Fen işleri Müdiresiymiş. Ama belli ki masa başı bir yetkili değil. Kendisini bizler de kutluyoruz. Hakan Dokumacı ve diğer esnaf arkadaşlarımıza, Gülseren Hanım'a bir çay borçlu olduklarını hatırlatmak istiyoruz!!!
Dikkat... Dikkat...
"Çamurdan kurtulduk"
Geçenlerde Nuri Şeker adlı vatandaşımızın şikâyet ettiği Bebek Dere Sokak'taki doğal gaz bağlantısından sonra ortada bırakılmış toprak yığınlarının sebep olduğu çamur deryası tamamen ortadan kaldırıldı. Mahalle sakinleri, yetkililere teşekkür ediyor. A. Ö.
Gençlerle saygılı iletişim kurun
Bütün bayram, seyran vs. toplantılarında öğrenci olduğu bilinen bir gençle karşılaşsanız, kendisine ne sorarsınız?
Haberin Devamı

