Hangi köşe yazarı arkadaşımda okuduğumu hatırlamıyorum ancak, "Shakespeare bu devrede yaşıyor olsaydı aynı Hamlet gibi Galler Prensesi Diana'nın hikâyesini de muhteşem bir trajedi olarak kaleme alırdı" demiş. Çok doğru, çok!
Lady Alexander of Tunis ile Londra'nın en gözde restoranında bir öğle yemeğindeyiz. Bu genç bayan, Prens Charles'in bekârlık günlerini süslemiş arkadaşlarından biriydi. Charles, Diana ile evlenir evlenmez birkaç gün sonra o da nispet yaparcasına evlenmişti. Sakin ve efendi bir eşi vardı.
"Charles'in Diana ile evlenmesine ne diyorsun?"
"Mecburdu Charles."
"Neye mecburdu?"
"Bir kere evlenmeye mecburdu. İkincisi de Diana ile evlenmeye mecburdu."
"Nasıl böyle bir değerlendirme yapıyorsunuz, anlayamadım?"
"Bakın Mrs. Özgün, Kraliçe Elizabeth ve tüm kraliyet ailesi Charles'ın üzerinde yıllardır anormal bir baskı uyguluyor. 'Evlen de evlen' diye. Charles ise kaçtı kaçtı ama artık kaçacak zamanı kalmadı. Bu yüzden evlenmeye mecburdu."
"Ben de Diana'ya âşık oldu, o yüzden onunla evlendi sandım."
"Hah, hah ha! Güldürmeyin beni! Charles, Diana ile evlenmeye mecburdu. Bunun aşkla, meşkle hiç bir ilgisi yok."
"Ama nasıl olur? Ne mecburiyetidir bu?"
"Bakın, geleneklere göre, yazılmamış yasalara göre Charles'ın muhakkak surette bir bakireyle evlenmesi gerekmekteydi. Yıllardır Charles aradı aradı, bu
şartlara uygun, asil veya yarı asil kendisine bir eş adayı bulamadı."
"Diana?"
"Hah işte, tam bildiniz. Diana'nın en büyük üstünlüğü bakire olmasıydı. Charles da fırsatı kaçırmadı. Onunla hemen evlenip durumu kurtardı."
"Ben de ortada büyük bir aşk olduğunu sanmıştım."
"Sizin gibi dünyanın büyük bir bölümü de öyle sandı."
"En azından Diana'nın, Charles'a âşık olduğunu hissettim. Bu da numara değildi herhalde?"
"Orada haklısınız. Daha dünyaya gözü açılmamış bir kız işte. Utanır da utanır. Herkesten, her şeyden utanır. Görmüyor musunuz halini? Bir ileriye bakıyor, bir yere. Suçlu gibi ama haklısınız, o saflığı içinde âşık oldu Charles'a. Ama hikâye beklediği gibi gelişmeyebilir?"
"Yok canım! Hani Diana'nın romantik romanlar yazan bir akrabası var ya?"
"Barbara Cartland mı?"
"Evet. Geçen gün televizyonda onu dinledim. Pembe tuvaleti, sayısız pırlantaları ve tüylerine bürünmüştü. Dedi ki: 'Benim roman kurgularımda yarattığım kahramanlar, Diana ve Charles'ın aşk ve evliliğinde hayat buldu. Tüm yazdıklarım doğruymuş. Dünyada romantizm henüz ölmedi. Tüm okurlarım hayal kurmaya devam edebilirler.' Mrs. Özgün, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Charles ve Kraliyet Ailesi, Diana'dan bir tek şey bekliyor?"
"Neymiş o?"
"Tahta bir erkek varis. Tercihan iki varis. Diana'nın bu sahnede rolü budur. Ne fazlası ne eksiği."
"Keşke söylemeseydiniz. Ben Diana'yı çok seviyorum, onun üzülmesini hiç istemem."
"Duymadınız mı? Düğünden bir gün önce Charles'ın bir sevgilisi olduğunu söylemişler Diana'ya."
"Ne yapmış zavallı?"
"Ablalarına gitmiş, ağlamış ve 'Ben yarın evlenmiyorum' demiş."
"Ablaları ne demiş?"
"Saçmalama! Artık çok geç, evleneceksin. Müstakbel kralımızı yarı yolda bırakamazsın."
"Diana üstelemiş, 'Ama kendimi kurbanlık koyun gibi hissediyorum' demiş. Ablaları kaçıp gitmesine izin vermemişler."
Lady Alexander of Tunis ile yaptığımız bu konuşmanın üzerinden tam 23 yıl geçti.
Olaylar öylesine gelişti ki, tam bir Shakespeare trajedisi. Keşke büyük usta hayatta olsaydı da bunları yazsaydı.
Okuyucu mektubu
Şapkanızı önünüze koyup düşünün
* Bir öğretim görevlimiz, sınıfta bizlere ailemizden işitmediğimiz küfürleri etti. Hakaretleri dört saatlik ders boyunca sürdü, gitti. Çoğumuz sınıftan ağlayarak çıktık. Durumu müdüre bildirdim. Ancak beni, "devamsız" diye o dersten bıraktılar. Herkesin önünde sınıftan kovuldum. O öğretim görevlisi de benimle, "Yürü! Senin daha 5 senen var" diye alay etti. Şu anda okuldan sadece bir kişi mezun olabiliyor. Ne rektör, ne müdürler hiç kimse bir şey yapamıyor. Tabii ben okulu bıraktım. (Adı bende saklı bir okuyucum)
* Çok üzüldüm. Hiçbir biçimde okulu bırakmanızı arzu etmem. Belirttiğiniz öğretmen ve okul adını açıklamıyorum. Hiçbir öğretmen, bu tür etik dışı hareket özgürlüğüne sahip olmamalıdır. Her bir öğretmen, her bir öğrencisine saygıyla yaklaşmak zorundadır. Sadece tek bir mezun veren üniversitenin müdür ve yetkililerinin de şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekir.
Galler Prensesi Lady Diana'nın trajedisi
Hangi köşe yazarı arkadaşımda okuduğumu hatırlamıyorum ancak, "Shakespeare bu devrede yaşıyor olsaydı aynı Hamlet gibi Galler Prensesi Diana'nın hikâyesini de muhteşem bir trajedi olarak kaleme alırdı" demiş. Çok doğru, çok!
Haberin Devamı

