Cumartesi sabahı çok erken çaldı cep telefonum. Ali ve Canan İzmir'deydiler, meraklandım. Ali, üzgün bir sesle karşımdaydı: "Anneciğim, şu anda haber aldık. Sakıp Bey'i kaybettik!"
Oysa kaç saat önce dualarla gözümü kapatmıştım. Sanırım tüm Türk halkı dualarını okumuştu. Böyle cömert dualarla sarıp sarmalayarak gönderdik bu müstesna insanı cennete. Başta Türkan Hanımefendi olmak üzere tüm ailesine, yanından bir an bile ayrılmayan iş arkadaşlarıyla Sabancı camiasına ve Türk halkına Allah sabır versin.
Sakıp Bey ile ilk olarak 1968 yılında bir iş yemeğinde tanışmıştım. Hilton'un roof restoranında yabancı yatırımcıların da hazır bulunduğu bir yemekte, yatırımcılar Türk ekonomisinin iyi gitmediğinden dem vuruyorlardı. Sakıp Bey o en sempatik, en afacan çocuk ifadesine bürünerek sözü eline aldı:
Farklı bir yaklaşım
"Bizi eleştirip, eleştirip duruyorsunuz! Pekâlâ. Haklısınız da! Kabul ediyorum ama bir kere de bize şöyle bakamaz mısınız? Siz dünya devletleri deyiniz ki: Yahu şu Türkiye de çocuğumuz. Ona dikkat etmeliyiz. Çok afacan bir çocuktur Türkiye. Yaramaz mı yaramaz, cingöz mü cingöz! Ama bunu heba etmeyelim. Bakalım, yardım edelim, geliştirelim. Çünkü, çünkü, çünkü uzun vadede, bizim bu Türkiye çocuğuna çok ihtiyacımız olacaktır."
Sakıp Bey'le ilk tanışan yabancı iş adamlarının gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Hiçbir ülkede böyle bir yaklaşım duymamışlardı. Kısa bir sessizlikten sonra içlerinden biri gülmeye başladı. Onu takiben diğerleri kahkahaları bastılar. En büyük kahkaha ise Sakıp Bey'den yükseldi. Yatırımlar yapıldı!
Sakıp Bey'i babam çok iyi tanırdı, ben de tanıdım. Benim çocuklarım da yakından tanıdılar. Bu bile, bu müstesna insanın kucak ebadının genişliğini ve kendini yenileyen vizyonunun çapını göstermeye yeterli diyorum.
Babam ve ben daima iş konuşurduk. Oysa bundan üç hafta önce kızım Canan, Sakıp Bey ile otomobiller üzerine kocaman bir söyleşi yapmış, Milliyet gazetesinde yayınlanmıştı.
Yazıyı okurken şunu hissettim: Aradan 36 yıl geçmiş olmasına rağmen Sakıp Bey gene aynı heyecanla, espri ve kahkahayla, bu kez sahip olduğu otomobiller üzerine konuşuyor ve aynı bana yaptığı gibi kızımı gülmekten kırıp geçiriyordu. Bu gerçek, o söyleşideki resimle sabittir!
Sakıp Bey geçmişine, babasına ama özellikle annesine büyük bir sadakat ve saygıyla bağlı, özlem içinde, önüne bırakılan tuğlaların üzerine duvarlar örme ve ördürme yeteneğine sahip, kardeşlerini ve yakınlarını sahiplenen muhteşem bir eş, baba, sanat düşkünü, işkolik, dolayısıyla ev hayatını sıhhati pahasına ihmal eden ve buna kızan Türkan Hanım'ın esprilerle derhal gönlünü almasını becerebilen, küçükle küçük, ortancayla ortanca, fakirle fukara, zenginle varlıklı, sanatçıyla sanatçı olabilen olağanüstü bir şahsiyetti.
Hiçbir konuğunu, elini tutmadan Sabancı binasını gezdirmezdi! Sıcak ve mütevazı kişiliği en çok burada belli olurdu.
Eğitime verdiği önem
Sakıp Bey anne va babasına, sevgili Özdemir'ine, Vehbi Bey gibi kaybettiği iş adamı akraba ve sanatçı dostlarına kavuşmuştur. Bizler burada yetim kaldık. Bu hayırsever, sanatsever, ekonomi bilgisine sahip, siyasi resimleri doğru çekebilen, ikazlarını yapıp bir kulaktan girip diğerinden çıktığını gördüğünde bile gülebilen, dünya gelişmelerini takip eden, Sabancı Üniversitesi'ne yaptığı katkılarla eğitime verdiği önemi belirten, iyi dans eden, doktor sözü dinleyen, herkesle dost, herkese yardım elini en azından kulağını uzatan muhteşem bir adamdı.
Hataları yok muydu? Olsa bile ilk itiraf eden, konuları dobra dobra ele alabilen ilk kendisiydi. Sevgili Melekler! Açınız cennetin kapılarını, uzanıp tutunuz elinden, çünkü Sakıp Sabancı Bey geldiler!
Dikkat... Dikkat...
Türk seyircisinin hak etmediği espriler
Çarkıfelek'teki seviyesiz konuşmalara dayanamadığı için programı terk eden Baha Bey'i kutluyorum. Mehmet Ali Erbil'in, Tülin ile Caner'e yaptığı yakışıksız esprileriyle, "Nataşa yat aşşaaa" gibi abuk sabuk, Türk seyircisinin hak etmediği ama bu sunucumuzun durmadan bu seviyeden ileri gidemeyen espri anlayışını protesto ediyorum. Baha Bey stüdyodan ayrıldıktan sonra Erbil'in, "Bu bir b., olamadı" sözünü iki kez tekrar etmesini kınıyorum. Üç beş kuruş para kazanmakla bir "b..." olduğunu sanan gafillerden, Türk seyircisi artık kurtulsa diyorum. Erbil, Türk halkına özür borçludur diye düşünüyorum.
Cennetin kapıları açılsın Sakıp Bey geldiler!
Cumartesi sabahı çok erken çaldı cep telefonum. Ali ve Canan İzmir'deydiler, meraklandım. Ali, üzgün bir sesle karşımdaydı: "Anneciğim, şu anda haber aldık. Sakıp Bey'i kaybettik!"
Haberin Devamı

