"Bir gün etrafımızdaki dağlık bölgede gezmeye çıktık..." diye söze başlıyor Zeki ve devam ediyor: "Niyetimiz civan keşfetmek, çiçek ve fauna örtüsünü tanımaktı. Köyden epey uzaklaşmış, güzel manzaralı bir düzlüğe gelmiştik. Rüzgâr serin serin esiyor, terimizi kurutuyordu. Az ileride bir traktör gördük. Yanına gittik.
Köylü bir çift yetiştirdikleri biberleri topluyordu. Merhabalaşıp, konuşmaya başadık."
Burada sözü Tülin alıyor: "Hanım bize de çok uzak bir köyden geldiklerini, her yıl burada biber yetiştirip pazarda sattıklarını söylüyordu ki birdenbire, tam arkamda bir çift gözün bana baktığını hissettim. Aceleyle biraz da korkarak arkama döndüm ve gözlerim faltaşı gibi açıldı.
Karşımda, arka ayaklan üzerine oturmuş, bozkır bir köpek, kocaman ama gerçekten kocaman kahverengi gözleriyle yüzüme dikkatte bakıyor, arada bir de başını bir sağ tarafa, bir sol tarafa eğip tekrar düzeltiyordu.
'Zeki... Zeki... köpeği gördün mü?' diye haykırdım. Çiftçiyle sohbete dalmış eşim, birden köpeği fark etti."
Zeki söze başlıyor: "Bana o kadar güzel bir bakışla bakti ki, o anda dilim tutuldu diyebilirim. Dış ülkelerde huskie diye tanımlanan bir köpeği andırıyordu ama gözleri inanılmazdı. Kocaman kocamandı... Tatlı tatlı bana bakıyordu."
Tülin devam ediyor: "O anda, aradığımız köpeğin bu olduğuna karar vermiştim. Zeki de vermiş. Önce çiftçiye sorduk 'Sahibi kim?' diye.
Çiftçi, "Sahibi yoktur. Kır köpeğidir bu. 10 gün öncesine kadar bir Alman aile burada kamp yapmıştı. Onlar biraz yemek verdiler. Giderken de bize bıraktılar. İsterseniz alın götürün" dedi.
"İnanamıyordum. Bu güzellik bizim olabilir miydi?"
Köylü arkadaş, "Almanlar ona bir isim takmıştı" diye devam etti ve "Ona Örni diyorlard" dedi.
"İngilizce bir isimdi Ernie. 'Ernie' diye çağırdım. Hemen bana bakti!
Tülin'de ben de bayılmıştık bu güzel varlığa. Köylü arkadaşım da almamızı istediğine göre aldık eve getirdik. Kasabadan veterineri çağırdık ve
kontrol ettirdik. 'Daha bir yaşında. Kangal karışımı, güzel bir hayvan'
dedi ve aşılarını yaptı.
"Zeki, tüm heyecanıyla Ernie'yi bir güzel yıkadı. Tüylerini fırçaladı. Hemen kemik suyuna ekmek hazırladım. Koca bir tencere yedi.
İşte, birinci hatamız bu oldu. Ertesi günü, Ernie öyle bir ishal oldu ki, zavallı kuru ekmekten başka bir yiyeceğe alışık olmadığı için tüm sistemi altüst oldu. Biz de hemen kuru ekmeğe döndük. Alıştıra alıştıra, normal yemeklere gelebildik."
Zeki tekrar anlatmaya başlıyor: "İlk 10 gün Ernie'den en ufak bir havlama duymadık. Acaba kulakları ağır mı işitiyor diye bayağı meraklandık.
Bir gün ön balkonda oturuyoruz. Ernie de ayak ucumuzda yatıyor, birdenbire ama apansız, Ernie yerinden sıçrayarak fırladı ve havlamaya başladı. Ne oluyordu? Rüya mı görmüştü?
Hayır, o anda farkettik, evin önünden bir traktör geçiyordu. Ernie, traktör sesiyle özdeşleşmişti.
Yani bizim yaşam seslerimize henüz alışmakla meşguldü ve yadırgıyordu. Ama dağdaki çiftçinin traktör sesine alışıktı. Tepki veriyordu."
"Acaba köylü dostlarını mı özlemişti? Götürüp bıraksa mıydınız?" diye sordum.
Maalesef köye döneceklerini ve Ernie'yi götürmeyeceklerini belirtmişlerdi. Belki de özlemişti?
"Şimdi ne durumda Ernie? Alıştı mı?"
"Hem de nasıl alıştı. Artik havlıyor, koşuyor, neşeleniyor, oynuyor.
Bizim yediğimiz yemekleri de paylaşıyor. O kadar mutluyuz ki... Bizim yaşamımızı bin kat zenginleştirdi."
DİKKAT... DİKKAT...DİKKAT... DİKKAT...
Sayın Bakan'a kucak dolusu teşekkürler...
Dün çıkan "Siz hiç musluk gördünüz mü?" başlıklı yazıma, Milli Eğitim Bakanı Sayın Necdet Tekin'den derhal bir cevap geldi. Hem de öyle güzel bir cevap geldi ki... Hemen sizlerle paylaşıyorum. Van, Gevaş, Akören Köyü, Vezirköprü, Ahlat, Bitlis'ten gelen ihtiyaç listeleri 18 Kasım Pazartesi itibariyle halledilmiş olacaktır. Sayın Necdet Tekin dediler ki: "Sanırım pazartesi günü vazife başında son günümdür. Ben bu öğretim yılı için tüm Anadolu okullarına ihtiyaç malzemeleriyle dopdolu 2000 TIR gönderdim. Bu çalışmayı da ihale usulü yapmadım. Tüm mallar, bütün okullarımıza gitmektedir." Ben bu TIR filosu bilgisine teşekkür ediyorum. Herhalde henüz hedeflerine varamamış olanlar var. Yine de Sayın Bakan'ın giderken bile, bizim köşemizdeki taleplere cevap vermiş olmasından son derece memnunum. Zaten Sayın Tekin'e de bu yakışırdı. Ama tepki göstermeyebilirdi, "Adaaaammmm sen de, ben gidiyorum, gelen bakan düşünsün!" diyebilirdi. Demedi.
Çok ama çok teşekkür ediyorum.
Buna derler 'yıldırım aşkı'!
İstanbul'daki yoğun iş ve. sosyal yaşamlarına "dur" diyerek büyük kenti terkedip, Anadolu'nun şirin bir köyüne yerleşen arkadaşlarımız Tülin ve Zeki, bahçeli küçük evlerine bir köpek edinmek istemişler ama köyde bulamamışlar.
Haberin Devamı

