Güneş pırıl pırıl. Mevsim harika. İçim kıpır kıpır. Konu okumak olunca canım, ağır eserlere girmek bile istemiyor" diyenler için muhteşem bir önerim var. Kitabın adı "30 Mumlu Pasta", yazarı Banu Özdemir. 195 sayfa. Bir başladınız mı bırakmanız mümkün değil.
Banu, ev hanımı annesinin yönlendirmesiyle "İlk önce eğitim tamamlanacak, sonra da çalışarak özgür olacaksın kızım" sözleriyle yüksek tahsilini bitirdikten sonra iş yaşamına giriş yapar ve hızlı adımlarla mesleğinde yükselir. O toplantı senin bu toplantı benim. Paris'e, Tokyo'ya seyahatler, iş bağlamalar, kendi dairesine geçme, altında arabası, elinde her ay kazandığı yüksek maaşlar, primler, ikramiyeler... Banu bir de bakar ki yaşı otuza gelmiş. Bir kulak vermiş ki annesi şimdi de başka bir melodi çalıyor: "Artık evlenip yuva kurmalısın kızım. Anne olmalısın yavrum."
Hoppalaaaa! Firene basma, başka bir sese kulak verme! "Kadınlar 35'inden sonra çocuk doğurmamalılar." Duble Hoppalaaaa! Tüm kadın doğum uzmanları aynı nakaratı durmaksızın yineliyorlar. Banu da bir panik başlar! Aslında Banu burada bir sembol. Yaşadığı endişeleri, kendi platformundaki tüm arkadaşlarının yaşadığı bu sendromu konu olarak işlemiş kitabında. Komik mi? Hem de nasıl!!! "Kentli, kariyerli ve bekâr kadınların otuzlu yaş halleri" diyor kapakta. Üç beş arkadaş deneyimine dayanan bir kitap değil "30 Mumlu Pasta", 50 kişiyle yapılmış bir araştırmanın sonucu.
İlginç bulguları var Banu'nun. Kendisi gibi başarılı iş kadınlarının oturdukları dairelerin dekorları, üç aşağı, beş yukarı aynı düzende. Nasıl yani? Bol bol mum! Misafirler gelince, mum ışığında ağırlanıyor. Her tarafta mum var. Yermez. Tütsü tarçınlı, baharatlı, naneli iğne yapraklı tütsüler her akşam yakılıyor.
İkram, hemen hemen hepsininki aynı. Bu kadınların mutfağa girip, saatler geçirecek vakitleri de istekleri de yok! Gelsin fındık, fıstık. Gitsin panço, cips. Aç paketi, doldur etnik kaseleri. Acıkan mı var İşte, "havuç, salatalık, roka yüklü" sebze tepsisi!
Bazen yıkarsın, bazen soyarsın, iki limon, bir tuz. Olay bitmiştir! Öyle dolma sar, imam bayıldı, içli köfte... Deli misiniz ayol! Hayatta yapacak o kadar daha değerli işler var ki! Mutfağa esir olamaz bu kadınlar. Onlar İtalyanca, Fransızca, Japonca, Rusça kurslarına devam ederler.
Harley'e biner, tekne kaptanlığı bröveleri alırlar. Pekin'i görmüş, Rio'da denize girmiş, para glidingi, buzda ve roller bladeyle kaymayı, Schumacher'in Ferrari pilotluğu kadar geliştirmişlerdir. Alın bunlan yemekte Prens Charles'in sağına oturtun. Camilla arka kapıdan postalanır. Bakım düşkünü kadınlar bunlar.
İlla spor kulübü! Arada bir yoga. Muhakkak masaj. Kaçınılmaz manikür, pedikür. Kremler en pahalısından, kokular en egzotik. Kuaför, tercihen her sabah. Hemen hemen hepsi san meçli! Hele bir saç krem-lenmesin? Asla ve kafa!
Son çıkan kitaplar okunur. Sinema şarttır. Tiyatro arada bir. Neden? Davetlerde konu açılıyor da ondan. Aval aval bakamazsınız. "Evet evet, gördüm tabii. Hatta şu noktasına itirazım var..." diye başlayacaksınız. Atmak olmaz! Yutmazlar!
Becerikli ve pratik kadınlar bunlar. Toplantıyı takip ederken kafalarında binbir tilki döndürebilen çağdaş kadınlar bunlar. Toplantıya, söylemleriyle damgalarını vuran kadınlar bunlar. Gelgelelim anne sözleri, alt beyinde durmadan tekrardadır. "Evlenip yuva kurman gerek. 35 yaş var ya? Haaa!!" Bir de etraflarına bakarlar ki, "Aaaa, doğru düzgün erkek kalmamış." Nereye gitti bunlar? Kaçırdık mı treni yoksa?
Banu Özdemir, genel durumu çok güzel analiz etmiş. Kadınsı hatalara da işaret etmiş. Çareler de önermiş. Örnek veriyorum: "Çok akıllı bir kadınsınız. Müthiş bir kariyeriniz var. İyi kazanıyorsunuz. Hoş ve alımlısınız. Erkeğin ilgisini çekmeyi başardınız. O sizin dış görüntünüze bakıp, iç dünyanızın da çok zengin olacağını hayal ediyor. Belki aylarca peşinden koşuyor ve sonunda gönlünüzü çalmayı başarıyor. Mutlu son mu?
Hiç kuşkusuz hayır! Çünkü çok büyük bir ihtimalle, ilişkinin içine girdikten sonra siz de aynen diğer kadınlar gibi davranmaya başlıyorsunuz. Erkeği alıyor ve hayatinizin merkezine oturtuyorsunuz. Tüm ilginiz onun üzerine yoğunlaşıyor. Aradı-aramadı! Görüştük-görüşmedik! Gitti-geldi! Takvime bakıp secere tutmaya başlıyorsunuz...."
Demedim mi size? Herkes bu kitabı okumalı!
Okuyucu mektubu
İmar Bankası bonozedeleri feryat ediyor
* Ben, İmar Bankası bonozedelerindenim. Bu konuda çok yazılıp çizildi fakat derdimize hâlâ çare bulunmadı. Devlet güvencesinde olan bir banka, gazetelerde aylarca ilan vererek hazine bonosu sattığını belirtiyor. Bunda vatandaşın suçu ne? Gelin görün ki, bu konuda yasa çıkarılırken ticari mevduat ve bunun üstündeki paraları garanti altına alıyor, hazine bonolarını kapsam dışı bırakıyor (tasanda bonoların da ödeneceği varken sonradan her ne hikmetse çıkarıldı). Bu konuyu lütfen köşenizden Başbakanımıza hatırlatmamızda yardımcı olur musunuz? (Çetin Tüner)
* Başbakan durumunuzu dikkate alıp bir düzeltme yoluna gider mi? Onu bilemem. Tabii ki bonozedelerin paralarını geri alabilmelerini arzu ediyoruz. Paranın ağaçtan toplanmadığını biliyoruz. Kimbilir hepiniz ne çok fedakârlıkla bu paralan biriktirdiniz? Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan sizin için bir formül düşünüyordur eminim. Bir haber gelirse köşemizden duyuracağız.
Bu kitabı okuyanın yaşamı değişecek!
Güneş pırıl pırıl. Mevsim harika. İçim kıpır kıpır. Konu okumak olunca canım, ağır eserlere girmek bile istemiyor" diyenler için muhteşem bir önerim var
Haberin Devamı

