Kiraz ağaçlarımızdan bu yaz en aşağı 20 kilo kiraz almışızdır. Daha 30 kilo da dallarda vardı. O sabah toplanacaktı ki birden hangi işaretle harekete geçtikleri belli olmayan, takriben 200 karga, kapkara bir bulut gibi ve çıkardıkları viyak viyak çirkin seslerle iki ağacımıza pike yaptılar!
Saat sabah 07.15'te bu gürültülü taarruzu ağızlarımız açık, sadece seyredebildik. Alfred Hitchkock filmleri halletmiş! Her bir karga ağzına kirazı alıyor, üç kanat çırpıyor, çat diye çekirdeği yere atıyor ve tekrar ağaca dönüp yeni bir kiraz koparıyordu. Her taraf kıpkırmızı çekirdeklerle doldu.
Allah'tan kiraz reçelimi yapmıştım çünkü 15 dakika sonra ağaçta bir tek kiraz kalmadı. Sürü geldiği gibi ama mutlu bir biçimde kanatlanıp, gökyüzünde kayboldu.
Kayısı olayımıza gelince. Üç yıldır çıtı çıkmayan iki ağaç, bu yıl kocaman, kütür kayısılarla neredeyse dallarını yerlere indirecek! Biz hiç böyle kayısı görmedik ve yemedik. Bir kere her biri küçük bir nektarin büyüklüğünde. Hem kütür, hem tatlı!
Önce bir kilo kadarını reçel yapayım dedim. Çok değerli Dr. Oetker'in de yardımlarıyla 30 dakika içinde reçelim hazırlandı!
Ama nasıl bir reçel? Dane, dane, turuncu, turuncu, leziz, leziz. Tattım mı? Hayır ama yiyenler söylüyor. "Biz hayatımızda böyle kayısı reçeli yemedik" diyorlar.
Tabii numara da yapıyor olabilirler. Çünkü ne de olsa bizde konuk kalıyorlar. Neyse Haluk da öyle dedi. Doğrudur inşallah!
Baktım ağaç neredeyse aşağıya doğru yıkılacak, Veysel'e, "Bugün bir ağacı toplayalım" dedim ve Dr. Oetker almak için Çanakkale'ye TANSAŞ'a gittim.
Geldiğimde kapımın önünde neler vardı biliyor musunuz?
Üç koca kova tepelemesine, iki küçük kova tepelemesine, iki siyah naylon torba tepelemesine, iki beyaz naylon torba tepelemesine ve iki de naylon tas tepelemesine kayısı dolu ve beni bekliyorlar.
Derhal komşulara dağıttık. Muhtara dağıttık, otele dağıttık. Herkese dağıttık. Afiyetler olsun.
"Haluk yahu, bu kayısı Bebek'teki manavda olsa acaba kilosu kaça satılır dersin?"
"Vallahi böylesini görmedim hiç ama kilosu 3 milyon liradan aşağı olmaz sanırım."
"Haluk, keşke biz bunlan kasalara doldurup gönderseydik. Hepsini birer kiloluk selofan kağıtlara muntazam yerleştirip, ağızlarını da turuncu beyaz ekose kurdelelerle fiyonklasaydık..."
"Üstüne de Ayşe Özgün kayısıları mı deseydik? Çikolata fiyatına mı satsaydık? Yoksa AB'ye ihraç mı etseydik?"
"Gelirini de Seddülbahir Köy Odası'na bağışlasaydık! Ne hoş olurdu öyle değil mi?"
"Haydi istersen kalk da ürün çürümeden reçellerine başla, kazanı getireyim mi?"
Buradan, bahçemize bu meyve ağaçlarını dikenlere çok teşekkür etmek istiyorum.
Dikkat... Dikkat...
Patnos'ta hastahane imkânları neden kullanılmıyor
* Patnos yaklaşık olarak 100 bin nüfusa sahip ilçelerimizden biri. Ulaşım, kışın karda kısıtlanıyor ve Ağrı Devlet Hastanesi'ne 3 saatte gidilebiliniyor. Patnos'taki hastahane imkânları kullanılmıyor. Genel cerrah var, ameliyathane var, röntgen cihazı var ama kullanılmıyor. Döner sermaye primlerinin düzenli olarak dağıtılıp hiçbir yatırım yapılmaması devleti zarara uğratıyor. 10 yıl önce durumlar o kadar iyiydi ki... Buna "dur" diyecek bir zihniyetin özlemi içindeyiz. (Mustafa Kaya / Almanya)
* Anladığını kadarıyla Patnos'taki hastanede tüm imkânlar var. Halka hizmet götürüleceğine adeta eziyet getiriliyor. İnsan bunu duyunca "nasıl olabilir?" diye şaşırıyor. Yetkililerin duruma ışık tutması halinde köşemizde belirteceğiz. Bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Böyle kayısı ne gördük ne yedik!
Kiraz ağaçlarımızdan bu yaz en aşağı 20 kilo kiraz almışızdır. Daha 30 kilo da dallarda vardı
Haberin Devamı

