"Babalar ve oğulları" demem! Çünkü oğlan çocuklar kadar bazen onlardan da fazla, kız çocuklarına güvenim sonsuzdur. Bence şu günlerde Sayın Tayyip Erdoğan ile Sayın Rauf Denktaş'ın "kulak kesilmeleri" gerekli kişiler, ne yıllardır önerilerini duymaya alıştıkları danışmanlarıdır, ne de kabine üyeleridir. Bu iki yetkili, can kulağıyla çocuklarının seslerini dinlemelidir.
Kıbrıs, hem Kıbrıs'ın hem dünyanın ama en çok da Türkiye'nin gündemini belirlemektedir. Kıbrıs'ta varılacak bir çözüm, sadece Kıbrıslı Türkleri huzura kavuşturup gelişmelerinin önünü açmayacak, aynı zamanda Türkiye'nin çağdaş medeniyet seviyelerini yakalamak için ihtiyacı olan AB'ye kabul ve birleşim sinerjisini sağlayacaktır.
Serdar Denktaş'ı gün geçtikçe daha çok takdir eder oldum. Aklı selim sahibi, sakin ve dengeli bir zekâya sahip olduğunu düşünüyorum. KKTC seçimlerini müteakiben mikrofonlara konuşurken, uygar ülke liderlerinin hitabet ve düşünce tarzını yansıttığı zaman, içim rahatlamış, adil ve gerçekçi bir siyasetçi olduğu kanaati bende oluşmaya başlamıştı. Benzer sakin tavırlarını New York görüşmelerinde de sergiledi. Halen devam etmekte olan Kıbrıs görüşmelerinde de sükûnetini muhafaza ediyor. Bunlar çok olumlu puanlardır.
Serdar Denktaş'ın siyasi görüşlerinin, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın istikametinde olmadığını biliyoruz. Seçim sonuçlarını saygıyla karşılama olgunluğunu göstermesi de halkın arzularını ön planda tuttuğunun resmidir. Bu öncelikler sebebiyle koalisyonun kurulmasında Talat ile el ele verebilmiştir. Çok da iyi etmiştir.
Babasıyla aynı düşünce içinde olmayan bir oğulun, babasına fısıldayabilecek birkaç olumlu kelamı vardır muhakkak. Sayın Rauf Denktaş'a da oğlundan daha yakın bir fikir sahibi olamaz. Yeter ki Rauf Bey bu sözlere kulak versin. Bu kadar deneyimli ve iyi konuşan bir babanın çocuğu olmak da kolay olmamalı. Gölgede kalan çocuk, gelişemeyen çocuktur. Serdar Denktaş'ın ise bu kategoriye girmediğini görüyor, babasıyla daha çok istişarede bulunmasını öneriyorum.
Benzer durum Sayın Tayyip Erdoğan için de geçerli olabilir. Belediye Başkanı olduktan sonra dünyayı gezip, görgüsünü artırma fırsatı bulmuş Başbakanımız, bu vesileyle dünyada çeşitli çözüm ve işletmeler görüp, düşüncelerinin nasıl değiştiğini söylemişti.
Başbakan çocuklarının ABD'de okuyor olmaları, o toplumda yaşıyor olmaları, çağdaş ülkelerin, vatandaşlarını nasıl bir disiplin içinde eğitip, onları iş sistemine, sosyal sisteme nasıl entegre ettiklerini görebilmeleri, insanca yaşama koşullarını nasıl adil biçimde yarattıklarını öğreniyor olabilmeleri, belki de babalarına da bu yollan göstermede yardımcı olur diyorum.
Örneğin özellikle milli eğitim sistemimiz eleştirilerek "Türkiye'de tek tip insan mı yetişecek?" şeklinde bir soru, çok fazla sorulur. Evet, çağdaş ve laik ülkelerde sistem böyle işler. Örneğin Montana'da liseden mezun olmuş Peter ile Teksas'ta liseden mezun olmuş Caroline, aynı sistemde eğitilmiş, bazılarının tabiriyle 'tek tip insan' olarak yüksek tahsile başlama basamağına gelmişlerdir.
Bu ABD'nin, Kanada'nın, Avustralya'nın, Fransa'nın, İngiltere'nin oturduğu sağlam altyapıdır. Şimdi alt yapıda tekleme olursa, ne olur? Nasıl 'tekleme' olursa? Örneğin bir kısım öğrenci yüksek tahsilin ilk basamağına başka biçimde yoğrulmuş bir düşünce tarzıyla, diğer bir kısım öğrenci ise başka bir biçimde yoğrulmuş düşünce tarzıyla gelirse ne olur? Aslında şöyle dünyaya bir göz gezdiren, iki değişik altyapıyla ilerlemiş toplumların aralarındaki farkları derhal görebilir.
Tercih hangisidir? Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği tarihin hangi derinliklerinde ilk olarak görmüş ve dümeni doğru istikamete kırmıştır? Sayın Erdoğan'ın çocukları ve gelinleri, eğrisiyle ama daha çok doğrusuyla, dünyanın en önemli çağdaş eğitim kurumlarında, en gelişmiş ülkelerinde, insanın en rahat yaşaması için yaratılmış sistemlerin içinde öğrenim ve eğitim görmektedirler. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, tespit edebilmeleri gerekir. Bu fikirlerini de açık bir biçimde babalarına aktarmaları, Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli olabilir.
Ben doğduğumdan beri, komşularıyla kavgalı bir Türkiye içinde yaşıyorum. Mustafa Kemal'in "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözüyle somut bir çelişki içine girmiş yönetimlerin, hiç değişmeden, yanlışları tekrarı içinde geçti yıllarım. Milli gelirim bilmem kaç dolarken, okuma yazma ortalamam 4.5 yılken, sağlık ve eğitim imkânlarım yetersizken, imam nikahlı, 4 eşli milletvekilleri lojmanlarda ikamet ederken, Anadolu'nun bazı yörelerinde hemcinslerim karlı dağlardan arabayla kar getirip, eritip, çamaşır yıkamaya çalışırken, her köyde okul ve sağlık ocağı yokken, işsizlikten vatandaşlar inim inim inlerken, benim gurur taslayıp etrafıma kafa tutmaya, en iyisini ben bilirim demeye hiç ama hiç hakkım olmadığını düşünüyorum.
Şayet, Yurtta Sulh Cihanda Sulh'un yolu, arapsaçına döndürülmüş Kıbrıs meselesinin çözümünden geçiyorsa, bu istikamette adımların atılmasının şart olduğuna inanıyorum. Ve... Ve diyorum ki, aynı Sayın Bülent Ecevit'in yıllar önce benzer konjonktürde, etrafa söylediği gibi: "Gölge etmeyin, başka ihsan istemez!" Bakın şu tarihin tecellisine! Sayın Rauf Denktaş ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın çocuklarının sözlerine kulak kabartmalarını rica ediyorum. Çünkü onlar yalan söylemezler, yutturmazlar, duymak istediklerinizi size yağlayıp, ballayıp vermezler.
Ne mutlu sizlere ki böyle çocuklarınız var!
Babalar ve çocukları
"Babalar ve oğulları" demem! Çünkü oğlan çocuklar kadar bazen onlardan da fazla, kız çocuklarına güvenim sonsuzdur
Haberin Devamı

