Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan'ın eşleri Sayın Ahsen Unakıtan, Anneler Günü münasebetiyle bana çok hoş bir hikâye göndermiş. Ben de bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün yüce Tanrı'ya sormuş:
"Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler. Fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"
"Tüm meleklerin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."
"İnsanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden söylediklerini nasıl anlayacağım?"
"Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı sevgiyle öğretecek."
"Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"
"Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."
"Dünyada kötüler de varmış. Beni onlardan kim koruyacak?"
"Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."
"Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."
"Meleğin sana hep benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."
O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk, gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar:
"Şimdi gitmek üzereysem benim meleğimin adı ne?"
"Meleğinin adının önemi yok. Sen onu "ANNE" diye çağıracaksın."
Gerçekten çocuklarımız, biz anneler için çok kutsal varlıklardır. Onları sevgi, saygı ve derin anlayışlarla büyütüp eğitmek zorunda olduğumuzu insiyaki olarak biliriz. Bizler için hiç zor değildir bu yaklaşım. Şefkatli kucaklarımızda nice yaşlar kurutulmuş, üzüntüden bitap olmuş gözler, kahkahaya dönüşmeden kucağımızdan ayrılmamıştır. Çocuklarımız bizi üzse bile affedileceklerini bilirler. Bu, biz anneler için çok kolaydır. Bizim sevgimiz, üzüntülerle yıkılacak hafiflikte değildir. Bizler, çocuklarımız üzerine sağlam, geniş, koruyucu ve destekleyici kanatlarımızı gereriz. Ancak bu destek, çocuklarımızın kendi kanatlan oluşup, tek başlarına uçabilinceye kadar sürer. Ondan sonra kenara çekilir, çocuklarımızla gurur duyar, sevindiklerinde sevinir, üzüldüklerinde iki misli üzülürüz.
Biz anneler bugün hediyeler beklemiyoruz. Uzaktaysak, telefon açıp, "Annem seni çok özledim, seni kucaklıyor ve seni seviyorum" demek yeterlidir. Yanımıza gelebilenlerin bir gülücüğü, bir sanlısı bize en pahalı mücevherden, en nadide kürk ve eşyadan çok daha değerlidir.
Bugün biraz da çalışan annelere seslenmek istiyorum. Doğamız icabı çalışan anneler olarak vicdan azabı duyarız. Evden ayrılırken yavrularımızın o "gitme anne" bakışları, yüreğimizin ortasına gelip saplanır. İşe giderken, çalışırken içimizi bir üzüntü, bir vicdan azabı kavurur. Bu konuda bir anımı da paylaşmak isterim sizlerle...
Bilirsiniz, kışın hava erken kararır. Kızım Canan, üst kattaki yatak odası kaloriferinin üzerine bir yastık yerleştirir, yoldan geçen arabaların ışıklarına bakar, "Bu araba annemin. Olmadı, şu araba annemin" diye hüzünle yolumu beklerdi. Büyüyüp de fikirleri gelişince bana dedi ki: "Anne, iyi ki beni dinleyip, işini bırakmamışsın. Böylece çok daha bilgili, görgülü, deneyimli ve bize daha faydalı bir anne oldun sen!"
Buyrunuz. Bu sözleri duyduğum gün o kadar sevinmiştim ki! Çalışan kadın, zihinsel ve deneyimsel zenginliklerle doludur. Çocuklarını yaşama daha donanımlı hazırlar. Yalnız iş hayatinizin dışında çocuklarınızla olan beraberliğiniz yüzde yüz değil, yüzde yüz onbeş olmalıdır! Bütün bu bilgiler, "Annelik Deneyimlerim" adlı kitabımda mevcuttur.
Yanında olunuz
Çocuk, her anne ve baba için özel bir hediyedir. Yakın olmanın belirli bir süresi vardır. Yavrumuz gelişmiş bir birey olarak topluma katılınca anneler ve babalar kenara çekilip yavrularını uzaktan izlemeye hazır olmalıdırlar. Fikir ve yardım istenince hemen verilmeli, bunun dışında anne ve babalar çocukların dünyalarına çok karışmamalıdırlar. Çocuğunuzun hata yapmak üzere olduğunu gördüğünüz zaman bir ikazda bulunabilirsiniz.
Bu önerinizi benimsemiyorsa, bildiğini yapmak istiyorsa yapacağınız bir şey kalmayacaktır. Gireceği fırtınada yanında olunuz, suçlamayınız. O dersini alacaktır. Hatanın altını çizmeyiniz. Aynı hataya tekrar düşmemesi, anne ve babalar için en mükemmel basandır.
Anneler için manevi tatminin yanında dünyada para, pul ve madde son derece önemsizdir. Gelişmiş toplumlarda yaşadığım dönemlerde, bizde hâlâ var olan, oralarda çoktan terk edilmiş çok önemli eksiklikler saptadım. Anne ve babası yaşlanan her kişi en kısa zamanda onları bir yaşlılar evine yerleştirmekte, bundan sonra da kapılarını yılda bir kez çalmaktadır. Kullanılıp, faydalanılıp bir köşeye atılma hissini bilir misiniz? İşte gelişmiş toplum yaşlılan bu konumdadır. Bizlerde henüz yerleşmemiş bu alışkanlıkların yer etmesinden çok korkmaktayım.
En kutsal meslek
Neticede, hepimiz gelmişiz bu dünyaya ve çekip gideceğiz. Sağlık problemi olmayan yaşlılarımızı, mekânımız mümkün kılıyorsa yanımıza alalım, coşkumuzu onlar da paylaşabilsinler.
Anne olmak isteyip de olamayanlara da bir çift sözüm olacak...
Dünyanın en kutsal mesleği anneliktir. Tıbben bir yavru sahibi olamıyorsanız, lütfen evlat edininiz! Soğukta kalmış bir yavruya sıcak yuvanızı açınız. Onun size sağlayacaktan, sizin vereceğinizden fazla olacaktır. "Kendi kanım... Kendi kanım..." sözlerine takılmayınız. Tıbben imkân yoksa evlat edinmenizi öneriyorum.
Bugün tüm annelerin yakınları tarafından anılmasını, aranmasını, ziyaret edilmesini diliyorum. İş icabı ziyaret edemeyen çocukları da hiçbir annenin suçlamayacağını biliyorum. Ahsen Unakıtan Hanım'a da tekrar teşekkür ederken hepinizin Anneler Günü'nü kutluyorum!
Anneler Günü üzerine...
Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan'ın eşleri Sayın Ahsen Unakıtan, Anneler Günü münasebetiyle bana çok hoş bir hikâye göndermiş
Haberin Devamı

