Amerikalı profesör konusuna devam ediyorum

5 Haziran Cumartesi günü yayınlanan, "Amerika'dan profesör gelmiş" başlıklı yazımın bu kadar ilgi çekeceğini düşünmemiştim

Haberin Devamı

5 Haziran Cumartesi günü yayınlanan, "Amerika'dan profesör gelmiş" başlıklı yazımın bu kadar ilgi çekeceğini düşünmemiştim. Bu konuda gönderdiğiniz tüm mesajlara ve beğeni ifadelerinize teşekkür ederim. Biraz daha anlatmamı istemişsiniz. Sizi mi kıracağım!

Aslında profesör gerçek bir Yunan. Yani, Yunan asıllı Amerikalı değil. Çifte vatandaşlığı yok. Kızım Canan vasıtasıyla tanıştık. Amerika'nın en önemli üniversitelerinden, en önemli 12 eğitim görevlisi ülkemize gelmişler ve çalışmalar yapıyorlar. Hepsi Boğaziçi Üniversitesinde konuk ediliyor. Benim tanıştığım profesör, "Türkiye'de kadın hakları ve medyada kadın" konusuna eğilmiş. Benim çalışmalarımı incelemeye almış. Hem televizyon program konularımı hem de bu yazılarımı inceledi.

Bir söyleşi yaptık. Teybi kapattıktan sonra da sohbete daldık.

"Babanız ne iş yapardı?"

"Biz Pire'ye yakın bir ilçede otururduk. Babam elektrik tamiri işleri yapardı. Annem ev kadınıdır. Ablamla ben okuduk. Ben Atina Üniversitesi'ni bitirdim. Felsefeye çok merakım vardı. Sonra Paris ve Londra'dan burs kazanarak eğitimime devam ettim. Ablam da yüksek tahsil yaptı ama daha sonra evlendi ve çoluk çocuğa karıştı, şimdi Atina'da oturuyor. Kendisiyle eskisi kadar sık görüşemiyoruz."

"Spinoza'ya bu kadar hayran olduğunuza göre siz de ateist olmalısınız? Doğru mu düşündüm?"

"Evet, doğru bildiniz. Gerçek bir ateistim. Din ve inançları, insanların kendi düşünceleriyle yarattıklarına inanının. Yaratmak zorundaydılar. Çünkü başka türlü endişelerinden kurtulamıyorlardı. Ölüm gerçeği, Demokles kılıcı gibi üzerlerinde sallanıyordu."

"Oysa Einstein gibi bilim adamları, derine indikçe Allah'a yaklaştıklarını ifade etmişlerdir."

Pembe çiçekler
"Biliyorum ama Einstein'a katılmıyorum. Ben her durumun rasyonel bir açıklaması olduğuna inanıyorum. Bugün henüz keşfedemediğimiz bazı sırlar vardır ama ileride her şey rasyonel bir biçimde açıklanacaktır."

"Bakın şu karşıdaki ağacın dallarında pembe çiçekler var ya?"

"Karanfile benzeyenleri mi kastediyorsunuz? Evet."

"O çiçek yere düşünce her şey sona erecek. Sizin için de ölüm böyle bir algılayış mı?"

"Aynen! Tıpkı öyle! Ölümden sonra başka bir boyut falan, bana bunlar çok saçma geliyor. İspat edilememiş, görülemeyen şeylere inanmam ben."

"Size şunu sorayım. 'Çok önemli bir eğitim kurumu olan, 1700 öğrencili, Macalester Üniversitesi'ndeki bu göreve 250 kişi müracaat etti ama ben kazandım' dediniz. Söylediğiniz bu gelişmede sizin birikiminiz yanı sıra "ilave bir güç" olamaz mı?"

"Anlıyorum ki, siz çok inanan bir kişisiniz. Belki vardır ama ben bilek gücümle aldım demeyi yeğliyorum."

"249 kişinin o bilek gücü yok mu yani? Zaten sizden beklenen bu olgunun teyididir. Şükrü ve takdiridir. Ve bir de tabii üretime devam! Kimbilir yaşamda daha nasıl destekli olaylar yaşadınız ama takdir etmiyorsunuz."

"Haklısınız. Gerçekten çok olay olmuştur ama hiçbir zaman o gözle bakmadım. Ben hep kendi gücüme inanırım."

"Gelelim şeytan olgusuna..."

Burada kahkahalarla gülmeye başladı profesör...

"Aman. Ona da girmeyelim."

"Yok profesör! Sizi değiştirmeden bu sofradan kaldırmayacağız. ABD'ye, inanmış bir kişi olarak dönmelisiniz."

"Aslında inanan kişinin inanmayandan daha güçlü olduğunu biliyorum. Burada tek mesele, ben inanmıyorum."

Sevgili okuyucular ben de şu mucizeyi hayranlıkla izliyorum. Yüce Yaradan, kendisine inanmadığını devamlı tekrar eden bir kişiye bitmek bilmeden, durmak tanımadan nasıl da yardım etmeye devam ediyor? Bundan, çıkarmamız gereken dersler vardır diye düşünüyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR