Arkadaşlarımız Füsun ve Osman ile gecenin çok geç bir saatinde konuşuyoruz.
"Benim üzüntüm ne biliyor musun Ayşe? Atatürk'ten süratli bir biçimde uzaklaşıyor Türkiye, içim yanıyor."
"Cumhuriyet tarihinde hiç Atatürk'e yakın olduk mu sence?"
"Onu bilmem ama O'nun devrimleri bir bir yok oluyor, çok canım sıkılıyor."
Geçenlerde Başbakan demiş ki (Ben okumadım, bana söylediler), "Atatürkçülerin ülkeyi ne hale getirdiklerini görüyoruz."
Bence bu görüşte bir doğruluk payı var.
Hüzünlü bakışlar
Mustafa Kemal'in son yıllardaki bedbin ve düşünceli halleri, her zamanki gibi çok ileri görüşlü olmasından kaynaklanıyordu.
Kendisinden sonra geleceklerin, bayrağı taşıma kapasitelerinin düşük olduğunu sizce O görmüyor muydu? Bence bal gibi görüyordu ama çaresizce, hüzünlü bakışlarına mani olamıyor, üzüntüden kahroluyordu.
Tek örnek vereyim. Çok güvendiği, Hasan Ali Yücel'in önderliğinde kurulmuş Mustafa Kemal'in fikir babası olduğu Köy Enstitüleri kurumu, ismet Paşa Hükümeti zamanında (1946-1948) Milli Eğitim Bakanı olmuş Reşat Şemsettin Sirer ile Başbakan'ı arasında geçen şu konuşmaya bir bakar mısınız? (aklımda kaldığınca mealen belirtiyorum).
"Sayın Başbakanım, bu Köy Enstitüleri, halkı bayağı uyandırmaya başladı."
"Hımmmm?"
"Evet, Sayın Başbakanım, bu halk uyanırsa, bizler başa çıkamayız."
İşte Demokrat Parti döneminde de aynı sebepten, kurutulup kapanan Köy Enstitüleri gerçeği.
Yani kullanılan mantık şu: "Okumamış" insanı idare etmek, "Okumuş" insanı idareden daha kolaydır. Cehaletin böylesine dünya insanlık tarihinde rastlamak imkânsızdır.
Yıllarca sürdü
Ben sizlerle bir düşüncemi daha paylaşayım mı? Reşat Bey bu cümleyi Mustafa Kemal'e sarfetseydi, bir santim şüphem yok ki, Atatürk kendisini derhal o vazifeden uzaklaştırırdı.
Oysa ne yazık ki bu düşünce biçimi, ülkemizde yıllarca ve yıllarca devam etti! "Aynı cahilce görüş bugün bile devam etmektedir" diyenler de olursa hiç karşı çıkmam. Eğitim sistemimizin perişanlığı bunun esaslı bir delilidir. Bu yıl 40.000 genç sınavda "0" puan almış!
Şimdi Mustafa Kemal Atatürk'e bağlılık fikir, düşünce, sohbet sıralarında çok kolaydır. Hele hele dünyayı da şöyle bir görmüşseniz, kalkınmışlığa özeniyorsanız tek yolun bu olduğunu bilmek için alim olmaya gerek yok. Ancak gelgelelim 550 koltuğu, seçimle de olsa kimlere teslim ediyoruz, bir düşünelim. Halk "uyanırsa" bu kişiler seçilemez.
Sevgi ve saygı
Oysa hükümetlerin tek hedefi halkı uyandırıp, kalkındırmak olmalıdır!
Mustafa Kemal'in tek ama tek hedefi buydu. Bu hedef için yeterli donanımı vardı. Nedir bunlar? Altı ok falan değil. Türk halkını, sorumlu bir ebeveynin çocuğunu görmesi gibi görüyordu. Çocuğuna sevgi ve saygı duyan sorumlu ebeveyn nasıl yavrusunu topluma dürüst, çalışkan, sorumlu, üretken bir birey olarak yetiştirmek isterse, o da Türk halkını öyle geliştirmek istiyordu.
Bu hedef için zihnen ve ruhen yanıyordu. Duyguları alev alevdi.
Ancak kendisinden sonra iktidara gelenlerde nerede o ALEV, nerede o ATEŞ?
Aman, Türk halkı uyanmasın!
Arkadaşlarımız Füsun ve Osman ile gecenin çok geç bir saatinde konuşuyoruz. "Benim üzüntüm ne biliyor musun Ayşe? Atatürk'ten süratli bir biçimde uzaklaşıyor Türkiye, içim yanıyor."
Haberin Devamı

