Ünlülerin yürek burkan hikayeleri
.

Seher Şeniz 1948 yılında İzmir-Nazlıdere'de doğdu. Doğumunda soyadı Başdaş idi.
Seher talihsiz bir çocuk olarak dünyaya geldi. Çünkü aileyi terk edip giden babasını, hiç göremedi.

Kendinden başka da bir abisi ve bir de ablası vardı. Bu ufak aile daha iyi bir yaşam umuduyla İstanbul'a geldi.
Seher Şeniz: ''Bir ailem hiç olmadı diyebilirim.''

Daha 16'sında genç bir kız iken zorunlu bir evlilik yaptı. Nitekim bu evliliği çok kısa sürecekti.
Kanunen bir kız evlendiğinde 18 yaşında olup olmadığına bakılmaksızın rüşt sayılıyordu. Seher Şeniz de aslında bu sebeple, özgür olabilmek düşüncesiyle hiç istemediği bu evliliği yapmıştı. Bu ilk evliliği yaklaşık 1 ay sürdü.

Bundan sonra ise Şeniz'in ilk durağı bir güzellik yarışması oldu.
Şeniz, Caddebostan Plajında yapılan bu yarışmada 1. oldu. Aynı zamanda bu yarışmada, sonraki yıllarda tanınacak bir başka isim Seyyal Taner de 3. olmuştu.

Seher Şeniz'in esas yükselişi ise bundan bir yıl sonra 1966'da Türkiye Güzellik Yarışmasında 2. seçildikten sonra başlayacaktı.

Bundan sonra Seher Şeniz Türk sinemasına atılacaktır. Özellikle 1970'li yıllarda üst üste birçok filmde rol bulur.

Esasında Şeniz 1962 yılından beri 3 filmde rol almıştır. Fakat beyaz perdedeki esas varlığı bu yıldan sonra başlayacaktır. Filmlerin çoğu o yıllarda fazlaca satılan avantür ve erotik tarzdadır.

Bu nedenle de Seher Şeniz oyunculukla değil fiziğiyle ön plana çıkmaktadır.

Seher Şeniz'in yaşamı dansözlük, mankenlik, oyunculuk ve gece kulüplerinde çalışmakla geçer.
Amerikalı Anthony Wilkins ile 2. evliliğini yapar. Seher Şeniz esasında magazin ve sinemada göründüğünden çok daha duygusal bir karaktere sahipti. Soyunmaktan çok utandığını daima beyan ediyordu. Hatta kocasının önünde bile soyunurken utandığını belirtiyordu.

Rol aldığı 22 film içerisinde günümüzde en fazla tanınmışı 1971 yapımı Tarkan: Viking Kanı filmidir.

Şeniz'in ünü sadece Türkiye değil, Avrupa'ya da ulaşmıştı. Hatta Playboy dergisine fotoğrafları çıkan ilk Türk oldu.
Bir dönem Paris'e yerleşerek burada yaşadı. Çeşitli gece kulüplerinde dans ederek ve mankenliği sürdürerek geçimini sağladı. 1980'li yıllarda ise Türkiye'ye geri döndü.

'Dünyanın en romantik insanlarından biriyim. Sevişmektense, saatlerce el ele tutuşup oturmayı severim.'

80'lerin ortaları Seher Şeniz için tam bir bunalım dönemi olur. Yaşadığı hayat ve ilişkileri en sonunda onu duygusal bir çöküntüye sürükler.

29 Haziran 1984'te dört tüp ilaç içerek intihar etmeye çalıştı. Acilen yetiştirildiği hastanede güçlükle hayata döndürülebildi.

Bundan sonra ne sinema ne de magazinde eskisi kadar göründü. 1992 yılı Mayıs ayında seyahate gideceğini söyleyerek, evinin anahtarlarını abisine verilmek üzere komşusuna bıraktı.

14 Mayıs günü abisi Turhan Başdaş daireye girdiğinde kardeşi Seher'in cansız bedeniyle karşılaştı. Seher Şeniz ikinci intihar denemesinde başarılı olmuştu. Ondan geriye ise yaşadığı kadersiz hayat hikayesi ve bir veda mektubu kalmıştı.

Yeşilçam'ın Talihsiz Kadını 1944'de dünyaya gelen Feri Cansel yani gerçek adıyla Feriha, Türkçeyi Kıbrıs şivesiyle konuşan, sempatik ve açık sözlü biriydi her daim.
Kaynak: Line.do

1944 Kıbrıs Lefkoşa doğumlu olan Feri Cansel kariyerinin en parlak dönemini 1974 ile 78 arasında yaşadı. Türkiye'ye geldikten sonra, daha kolay iş bulabilmek için bir apartman görevlisi ile bir formalite evliliği yaptı.

1960'lı yıllar ve 1970'li yıllarda günün koşullarına uygun piyasa filmlerinde rol aldıktan sonra, ismini 1970'lerde erotik filmlerle duyurdu.

Erkeksi tavırları, küfrün eksik olmadığı konuşma tarzı ile "Kasımpaşalı Emmanuelle" olarak lanse edildi. Cansel, 2 Eylül 1983 günü nişanlısı tarafından öldürüldü.

Üstelik İngiltere vatandaşıydı. Aileden hem Kıbrıs'la hem de İngiltere'yle bağlantısı vardı. Çok kültürlülük içinde büyümüştü.

Londra'da bir kuaförde manikür ve pedikür yaparak atılmıştı hayata. Genç yaşta hayatın sert yüzüyle karşılaşmak durumunda kaldı. Evlendi, ayrıldı. Ancak bu birliktelikten Zümrüt isimli bir kız çocuğu oldu. En değerli varlığıydı.

Türkiye'ye bir turist olarak gelerek burada kaçak olarak çalışmaya başladı. Üstelik İstanbul'un gözde mekanı Parisien'de içki hostesiydi. Kısa bir süre içinde çalıştığı lokalde mini etekli uzun bacaklarıyla dikkat çeken Kıbrıslı Feriha, yavaş yavaş sınıf atlayarak Parisien'de striptiz yıldızlığına kadar yükselecekti.

Feri Cansel, Parisien'de çalıştığı sıralarda iş yerine yakın bir semt olan Pangaltı'da Kıbrıslı bir dansöz arkadaşıyla birlikte yaşıyordu. Bu arada giderek çevresi genişliyor yeni yeni insanlar tanıyordu. Feriha'nın gözleri kamaştıran güzelliğinin dikkat çekmesi an meselesiydi. Ve öyle de oldu. Kendisini Nedim Otyam'ın 1964'de çektiği

1967 yılında, kirli bir geçmişi olan bir kadınla, ona şantaj yapan bir kötü adam ve bir avukatın öyküsünün anlatıldığı "Evlat Uğruna" adlı filmle yıldız oyuncularla oynadığı ilk rolü kapan 24 yaşındaki Feriha'nın yeni ismi Cansel'di. Daha sonraki yıllarda afişlerdeki isim değişti ve bu kez de Fericansel oldu.

Avuçları içine aldığı bu fırsatı çok iyi değerlendiren Feriha yani bundan sonra anılacak ismiyle , ilk yıllarında onlarca filmde oynadıktan sonra 1969'da Yılmaz Güney'in yazıp yönettiği filmiyle üne, şana ve şöhrete kavuşmuştu. "Feri" "Bir Çirkin Adam" sloganıyla başında kavak yelleri esen Güney, o yıllarda en hızlı dönemini yaşıyordu. Feri Cansel'i kısa bir süre için de olsa kanatlarının altına almıştı. Bu maceraya Güney'i çeken, Feri Cansel'in temiz yürekli bir "erkek kadın" oluşuydu

Cansel, gerçekten vefalı ve sadık bir sevgiliydi. Ünlü aktör ikitabancayla birlikte yakalanıp tutuklandığında adliyelerekoşuyor, iznini bitirip vatani görevini yaptığı birliğine gittiğindeo da soluğu peşinden Muğla'da alıyordu.

Kısa süren bir aşk macerası sonucu Yılmaz Güney'den umudunu kesen Feri Cansel'in bundan böyle yapacağı tek şey vardı: Kiminle olursa olsun, Türk vatandaşı kimliğini kazanmak için bir "formalite evliliği" yapmak...

70'li yıllarda Feri Cansel, Türk sinemasında artık aranan bir kadındı. Bundan sonra kendisini Ayhan Işık'la, Sadri Alışık'la, Cüneyt Arkın'la yan yana aynı filmlerde buldu. "Turist Ömer"den "Malkoçoğlu"na artık Feri, Yeşilçam'ın gözde güzellerindendi

Uzun yıllar İngiliz pasaportuyla Türkiye'de bazı kişilerin yardımları altında "kaçak" çalışmaktan bıkmıştı. Ve Cansel'e bir "kiralık koca" bulundu. 6 bin lira karşılığında evlenmeye razı olan bu "talihli" kişi Yusuf İzzettin Tuzcu adlı bir kapıcıydı.

Bu formalite evlilik için biçilen para 6 bin liraydı. Beyoğlu Evlendirme Dairesi'nde kıyılan nikahla Feriha Tuzcu adını alıp yeni kimlik cüzdanına kavuşan Cansel, artık Türk vatandaşıydı. Yeni kocası ise, söylentilere göre kapıcı değil şofördü.

Kimine göre ise tüccar.. Ne var ki, Feri Cansel'i bunlar ilgilendirmiyordu. Asıl amacı bir an önce boşanmaktı. Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu'nun romantik komedilerini anımsatan bu anlaşmalı "Evcilik Oyunu", 3 ay sonunda bitti. "Anlaşmalı evlilik" üç ay sürmüştü. Boşanma gerekçesi ise "şiddetli geçimsizlik"ti..

1974'de şiddetli bir trafik kazası geçirdi. Hayatındaki ilk ciddi darbelerden birini yemişti. Geçirdiği sağlık muayenesinde göğüs kanseri riskine karşı göğüslerindeki silikonları aldırmak durumunda kaldı. Böylece de ünlü göğüsleri küçülüp doğal haline döndürüldü.

Fakat artık güzel görünmek için ekstra bir hamleye zaten ihtiyacı yoktu. Fazlasıyla baş döndürücü bir kadın olarak algınalıyordu Feri Cansel. 1974'e kadar çektiği onlarca filmde erkeksi tavırları ve küfürlü konuşmaları, doğallığı yanında bir yandan da çekici güzelliği ve sempati insanları güldüren neşeli ve şuh bir kadındı.

Çizdiği bu imaj zamanla basının da rolüyle aşırı seksi, güzel ve karizmatik anlamlarını taşıyan "vamp kadın" çizgisine dönmeye başlamıştı.

Bir "ünlü çıplak" olarak sinemadaki şöhretini, estekik operasyonla büyüttüğü iri göğüslerine borçluydu.1975 yılında katıldığı bir açık oturumda Feri Cansel kendine özgü üslubuyla şöyle diyordu:
"Çıplak dünyanın her yerinde var. Tamam mı abi?.. Almanya'da şakır şakır muamele filmleri oynuyor. Soyunmayanlar benden ya da benim gibi soyunan arkadaşlarımdan daha iyi oyuncu mu? Hiçbirimiz teşhir hastası değiliz. Ne var ki, senaryo öyle gerektirdiği, seyirci de öyle istediği için soyunuyoruz."

Cansel, işte bu dönemde yaşadığı aşk maceralarından sonra çalışmak için gittiği Ankara'da yakışıklı ve genç bir iş adamıyla tanışıyordu. Bu genç, Ankaralı ünlü bir ailenin oğlu olan Yusuf Tereyağlıoğlu'ydu. Feri, gerçek aşkı bulduğunu sanmış; yakışıklı genç, dönemin Başbakanı Süleymen Demirel'in de nikah şahitliğini yaptığı ilk karısından yeni boşanmıştı. Sinema oyunculuğunun yanı sıra modaya uyup şarkıcı olarak sahneye çıkan Feri Cansel, Ankara'daki konseri sırasında ilişki kurduğu Tereyağlıoğlu ile 12 Temmuz 1976 günü evlendi. Ama bu üçüncü evliliğinde de sonuç değişmedi. Bir aşk evliliği yapmasına karşılık şanssızlığı yakasını bırakmayacak, üç yıl kadar sonra boşanacaklardı. Ya

1970'lerin ortalarından itibaren Yeşilçam'da bir akım halini alan erotik film kuşağında pek çok sanatçı elini eteğini çekerken dünyaca ünlü Emmanuelle serisine gönderme yapacak biçimde Feri'ye "Kasımpaşalı Emanuel" adı takılmıştı. Feri, erotik film kuşağında rol almaya devam etti. 1974-1979 yılları arasında neredeyse her yıl ortama 4-5 erotik filmde oynayan Feri; Arzu Okay, Zerrin Doğan, Figen Han ve Melek Görgün gibi isimlerle birlikte bu kuşağın en çok izlenen, aranan ve sevilen yıldızı oldu.

Hayatına son sevgilisi olacak olan kişi girdi. Feri Cansel, 35 yaşındaki iş adamı Melih Kemal Ük ile yine konser vermek için gittiği İzmir'de tanışmıştı. Ük evliydi ama aşk engel dinlemedi. Feri'nin kızı Zümrüt'ün dediği gibi birbirlerini çok sevmişlerdi. Hatta Ük, bir kızı olsun istiyordu. Adını Zümrüt koydukları beraber açtıkları Moda'daki bir marketi Kemal Ük, Feri'den habersiz satınca çiftin arasına soğukluk girmişti. Ve her şey o trajik 1983 gecesine geldi çattı.

Hababam Sınıfı serisinin akıllarda yer eden karakterlerinden felsefe hocası rolündeki Akil Öztuna'nın yeniden gündeme gelen ölüm sebebi herkesi şaşırttı. Öztuna, Kemal Sunal ile birlikte rol aldığı Tosun Paşa filminin çekimi sırasında hayatını kaybetmiş ve bakın nasıl?

Haber 7'nin haberine göre, 1976 yapımı Tosun Paşa filmindeki Tellioğulları’nın reisi Tellioğlu Akil karakterini oynayan Akil Öztuna, filmin çekimleri sırasında deveden düşmüş.


Akil Öztuna’nın yaşamına mal olan kaza sürecinde Tosun Paşa ve Hababam Sınıfı filmleri aynı anda çekiliyormuş.

Filmlerin yapımcıları Akil Öztuna’nın ailesine, oyuncunun bir an önce hastahaneden çıkarılması için baskıda bulunmuş ancak bu baskılar neyse ki ailenin cephesinde hiçbir sonuca ulaşmamış.

Akil Öztuna’nın canlandırdığı Tellioğlu Akil karakterinin Tosun Paşa filminin geri kalan bölümünde aniden ortadan yok olmasının sebebi de filmin çekimi sırasında geçirdiği kaza nedeniyle ölmesiymiş.



Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir hafta kalan ve aniden kandaki değerleri düştüğü için yoğun bakıma kaldırılan ünlü sanatçı Ülkü Ülker hayatını kaybetti.

Ülker’in ölüm haberini Twitter adresinden duyuran Onur Akay, “Ölüm haberlerini hep benden duyuyorsunuz diye bu sefer yazmadım.

Ancak duyulmayınca içime hicran oldu ve bugün yazmak istedim. Yeşilçam’ın usta oyuncularından Ülkü Ülker’i 31 Ocak 2016 Pazar günü kaybettik ve Ümraniye merkez Camii’nden 1 Şubat ikindi namazı sonrası Ihlamurkuyu Mezarlığı'na defnedildi. Mekanı cennet olsun inşallah.” ifadelerini kullandı.

Ülkü Ülker kimdir? İlkokul öğretmenliğinden ses mecmuası yarışmasında finalist seçilerek(1971), sinemaya “Genç Kızlar Pansiyonu” filmiyle girdi.

1973’de Atıf Yılmaz’ın “Utanç” adlı filmi ile altın koza ödülünü kazandı.

Sinemayla birlikte Ergüder Yoldaş ve Reyman Eray’dan şan dersleri alarak, şarkıcılığı 10 yıl kadar sürdürdü. 300’ü aşkın sinema, 70’e yakın televizyon dizisinde rol aldı.

Ülker’in rol aldığı filmler arasında Çark, Alın Yazısı, Beyaz Kurt, Kadersizler, Utanç, Kuma, Uygunsuzlar, Kadınlar Hayır Derse, Bir Yudum Sevgi, Fahriye Abla, Üç Halka 25, Güneş Doğarken, Bekçi, Anayurt Oteli,Sis, Güneş Yine Doğacak, Karılar Koğuşu, Benim Sinemalarım, Düğün, Umut Hep Vardı, Ağır Roman gibi filmler var.


Dilber Ay'dan yıllar sonra tecavüz itirafı! Fenomen olan ünlü türkücü Dilber Ay yıllar sonra ilk kez namus cinayeti işlediğini ve cezaevine girdiğini itiraf etti.

50'sinden sonra fenomen olan ünlü türkücü Dilber Ay sır gibi sakladığı namus cinayetini yıllar sonra ilk kez Beyaz Haber'e anlattı.

Mahkumların anası Dilber Ay, 50'sinden sonra gelen şöhretinde birçok röportaj verdi ama tüm röportajlarında cezaevine girme sebebini kavga olarak geçiştirdi ve ilk kez o olayı anlattı.

'Ben her şeyimi delikanlılığımdan kaybettim' diyen Dilber Ay, 'Kamuoyu ilk kez duyacak' dedi ve o anları 15 yıllık kocasının yanında gözyaşlarıyla anlattı.

Kulisinde kendisine tecavüz etmeye çalışan adamı bıçakladığını itiraf eden Dilber Ay, Hollanda'da 8 ay 21 gün cezaevinde kaldığını söyledi.

Dilber Ay, hapishaneden yatan ünlü şarkıcı Deniz Seki'ye de mesaj yolladı

Yeşilçam emektarının hazin sonu Yeşilçam’ın usta oyuncusu Suat Geyik hayatını kaybetti.
Yeşilçam’da bir çok filmde rol olan emektar oyuncu Suat Geyik akciğer kanseriydi ve huzur evinde yaşıyordu.

Bir çok Yeşilçam yıldızıyla birlikte rol alan Suat Geyik 460 Türk filminde oynadı.Geyik'in ölüm haberini, sanat müziği sanatçısı Onur Akay Instagram hesabından duyurdu.

Akay, 'Kah ağlatıp kah güldüren o emektar oyuncuların sonu genellikle hüzün verici. 460 Türk filminde rol alan emektar oyuncumuz Suat Geyik'i kaybettik.

Değerli oyuncumuz akciğer kanseri hastalığına yakalanınca filmlerde ve dizilerde oynayamaz duruma gelmiş, bu nedenle ekonomik sıkıntıya düşmüştü.

460 filmin sonu ise huzurevinde bitmişti. Mekanı cennet olsun.' yazarak Geyik'in huzurevinde çekilen fotoğrafını paylaştı.

Suat Geyik kimdir? 1949 doğumlu sinema sanatçısı Suat Geyik, aralarında Cüneyt Arkın, Ayhan Işık, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Adile Naşit gibi dev oyuncuların da bulunduğu çok sayıda sanatçı ile kamera karşısına geçti.

Çekildiği dönemde ses getiren Battal Gazi, Seyithan, Yedi Dağın Aslanı, Malkoçoğlu, Dertli Pınar, Neşeli Günler, Kaderimsin, Gönül Yarası gibi filmlerde rol aldı. Geyik yerli oyuncuların yanı sıra Tony Curtis, Charles Bronson gibi yabancı oyuncularla da kamera karşısına geçti.

İran'da düzenlenen bir film festivalinde ise en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alan Geyik, son olarak Hanımın Çiftliği, Arka Sokaklar gibi dizilerde de rol aldı.

Suat Geyik ünlü isimlerle 460 filmde oynamasına rağmen emekli olamamıştı.




ADİLE NAŞİT'İN BİLİNMEYEN SIRRI Türk sinemasının unutulmayan oyuncusu Adile Naşit'in bilinmeyen sırrı ortaya çıktı.

Adile Naşit eşi Ziya Keskiner'in Temmuz 1982'deki ölümünden sonra 16 Eylül 1983'te Cemal İnce ile evlendi. Kahkahaları bugün bile kulaklarımızı dolduran Adile Naşit'in oğlu Ahmet Naşit Keskiner'in kalbi doğuştan delikti.

İyileşmesi için Amerika’da ameliyat olması gerekiyordu. Ameliyat masrafları ise tiyatrocu babası Ziya Keskiner ve annesi Adile Naşit’in karşılayabileceği bir miktar değildi.

1966'nın parası ile tam 100 bin lira gerekiyordu. Sanatçı arkadaşları yetişti imdatlarına, İstanbul Tiyatroları bir gecelik gelirlerini, yani 20 bin lira verdi aileye...

Bir de “Gece Yarısı Tiyatrosu” yapıldı, o paralar ve dönemin gazetelerinin başlattığı kampanyalarla denkleştirildi.

Ahmet Amerika’ya gitti, başarılı da geçmişti ameliyatı. Ama bir gün komaya girdi ve bir daha uyanamadı. Tarih 16 Haziran 1966’yı gösteriyordu, tam da annesinin doğum gününden bir gün öncesini…

Oğlunun ölüm haberini İzmir’deki bir oyun öncesi alan Adile Naşit, bu habere rağmen sahneye çıktı ve bütün salonu güldürdü. Ama bu olay bütün hayatını değiştirdi.

İzmir’den İstanbul’a geldiği uçaktan perişan bir halde inen Hafize Ana, bir daha uçağa binmedi ve doğum gününü kutlamadı.

Emel Müftüoğlu'nun kızı Çağrı Müftüoğlu, 1999 yılında 16 yaşındayken, 6. kattaki evlerinin balkonundan kendisini boşluğa bırakmıştı.

Ancak uzun süreli bir tedavi süreci sonrasında hayata dönmüştü. Çağrı Müftüoğlu bugün hayata sımsıkı tutunmuş genç bir müzisyen. İlk albümüyle yakaladığı başarının tadını çıkarıyor.

Ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan hayatını en zor döneminlerinden birini 1973 yılında yaşadı.

Ümit Yaşar Oğuzcan'ın büyük oğlu Vedat, 6 Haziran 1973'te Galata Kulesi'nden kulesinden atlamıştı.

Domdom Ali'ye ne oldu? Rıfat Ilgaz'ın unutulmaz eseri "Hababam Sınıfı"nın sinema uyarlamasında "Domdom Ali" karakterine can veren Feridun Şavlı'nın hayat hikayesini hiç merak ettiniz mi?

Şavlı, "Hababam Sınıfı"ndaki "domdom" karakteri ile tanınan ve bu eserin vazgeçilmez oyuncularından biri oldu.

Yeşilçam'ın emektar isimlerinden Feridun Şavlı, 1953'te Burdur'da dünyaya geldi. Hababam Sınıfı serisi dışında bazı filmlerde de rol aldıktan sonra 1978'den sinemadan uzaklaştı.

Şavlı, önce bir trafik kazası geçirmiş ve kolunu kaybetmiş, birkaç yıl sonra da kalp krizi geçirerek 1996 yılında vefat etmiştir.

Feridun Şavlı'nın canlandırdığı "Domdom Ali" adlı karakter, Hababam Sınıfı'nın şişman ve bir o kadar haylaz öğrencilerinden biri.

Tulum Hayri ile birlikte sınıfın en kilolu kişilerinden olan Domdom Ali film boyunca Güdük Necmi ile durup dururken kapışır...

Hoşafına futbol maçları yapmayı sever. Okulun başlarında her zaman Tulum Hayri ile sınıf başkanlığı için bilek güreşi yaparlar.

Bir keresinde kulakları iyi işitmeyen Coğrafya hocasının dersinde Akdeniz Bölgesi hakkında soru sorması üzerine "Akdeniz'in dereleri denize akar hocam. Akdeniz Akdeniz bu gelen düşman değil biziz... Akdeniz'in en kuvvetli takımı Adanaspor dur hocam!" demiş ve sözlü notu olarak on almıştır.

Hababam sınıfının Domdom Ali'si Feridun Şavlı bir dönem reklam filmlerinde de rol almıştı.




Filmleri ve hayran kitleleleriyle bir zamanların gündemden düşmeyen Yeşilçam yıldızları, şimdi bakın nasıl hayatlar yaşıyor... İşte Yeşilçam oyuncularının film gibi gerçek hayat hikayeleri...
Siyah- beyaz Yeşilçam filmlerinde kimi zaman sokaklarda yankesicilik yaptı, kimi zaman Filiz Akın ablasına elinde darbukasıyla eşlik eden bir çingene oldu. Bazen de Ediz Hun'a "size baba diyebilir miyim amca" deyip mavi gözlerinden boncuk gibi yaşlar akıttı.

Filmlerdeki değişmez rol arkadaşı ve gerçek hayattaki kuzeni Zeynep Değirmencioğlu'nun (Ayşecik) babası senarist Hamdi Değirmencioğlu onu Ses dergisinin çocuk yıldız yarışmasına sokmasaydı belki de hayatı çok farklı bir şekilde ilerleyecekti.

Yarışmada birinci değil ikinci oldu ama yine de Yeşilçam kapıları onun için ardına kadar açıldı.

1959 doğumlu Ömercik ya da gerçek adıyla Ömer Dönmez, 4 yaşında kamera karşısına geçti. 60'lı ve 70'li yıllarda 40'a yakın filmde oynadı.

Ama pek çok çocuk yıldızın kaderinden farklı olmadı onunki de. Büyüdükçe popülerliğini kaybetti.

17 yaşındayken geçirdiği talihsiz bir kaza nedeniyle de sol gözünü. Kısacası onun için "film bitti". Sonra bir süre büfecilik, taksicilik yaptı.

Zeynep Değirmencioğlu'nun emlak ofisinde çalıştı. Şimdi 50'li yaşlarına merdiven dayayan Ömercik, İkinci Bahar dizisinde bir kuruyemişçiyi canlandırdı. Artık, eski parlak günlerinin çok uzağında bir yaşam sürdürüyor.

Yeşilçam'ın eski sanatçılarından 82 yaşındaki Muazzez Özdemir, Edirne'deki evinde ölü bulundu.

Özdemir'in cansız bedeni çevreye yayılan kötü koku sonucu komşuların polis ekiplerine haber vermesi ile bulundu.

Peki bir zamanlar Yeşilçam'ın en ünlü yıldızları olan isimler, şimdi nasıl hayatlar yaşıyor? İşte her biri film gibi olan çarpıcı hayat hikayeleri...

Yeşilçam’da 1970’li yıllarda kötü adam rollerinin aranan adamı olan İhsan Gedik’in, Taksim’de güçlükle yürümesi ve düşmesi kameralar tarafından görüntülendi.

Güçlükle yürüdüğü dikkat çeken Gedik’in bir ara demir dubaya çarpıp düştüğü görülüyor. Başı yere çarpan Gedik’in yanından geçmekte olan çöp kamyonunun altında kalmaktan son anda kurtuluyor.
Vatandaşların yardım ettiği Gedik, kendisine verilen bir sandalyeye oturuyor. Vatandaşlarla kısa bir süre sohbet eden Gedik, Taksim'de karanlıkta gözlerden kayboluyor.

'Türk Sineması'nın kötü adamı' olarak bilinen ve Yeşilçam'da 48 yılda 600 yakın sinema filminde rol alan 71 yaşındaki İhsan Gedik, rol teklifi gelmeyince, geçimini sağlamak için hazırlattığı ‘Dünden Bugüne İhsan Gedik' kitabını elinde bastonuyla sokak sokak gezerek satmaya başladı.

Gedik, kitap satışından elde ettiği parayla geçimini sağladığını ve kızını üniversite okuttuğunu söyledi.

Yeşilçam'da 600 yakın filmde Türk Sineması'nın önemli yıldızlarıyla kamera karşısına geçen ve 'Sinemanın kötü adamı' olarak tanınan İhsan Gedik, zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyor.

Gedik, çevirdiği sinema filmlerinin tanıtım kapakları, fotoğraf kareleri ve Türk sinemasının önemli aktörlerinin kendisi için yazdığı sözleri 174 sayfalık ‘Dünden Bugüne İhsan Gedik' kitabında topladı.

Sanatçı bu kitapları satarak para kazanmaya çalışıyor. İstanbul'da yaşayan İhsan Gedik, otobüsle Edirne'ye gelirken sırtında yaklaşık 20 kilo ağırlığında çantasında taşıdığı kitapları, bastondan destek alarak gezdiği sokaklarda kendisini tanıyanlara ve esnafa satmaya çalışıyor.

Bir dönem 'Perihan Abla' başta olmak üzere birçok televizyon dizisinde, reklam filminde rol alan ve sonrasında yerleştiği Antalya'da bir kafeteryanın çay ocağında işe başlayan İffet Kalkan, 30 yıl önce koptuğu kızı Hümeyra Öztürk Jamil'e kavuşuyor.

İffet Kalkan'ın fotoğrafını gören Hümeyra Öztürk Jamil, 30 yıl önce izini kaybettiği annesinin Antalya'da yaşadığını öğrendi. Haberden yola çıkarak annesinin telefonuna ulaşan Jamil, onunla kısa bir görüşme yaptı.

Kızıyla konuştuğunda gözyaşlarını tutamayan İffet Kalkan, şu an 41 yaşındaki kızını ilkokuldan mezun olduktan sonra ayrıldığı eşi Tahir Jamil'e teslim ettiğini,iki yıl süren telefon ve mektuplaşmanın ardından bağlantılarının tamamen kesildiğini anlattı.
Kalkan, 30 yıldır yüzüne, sesine, nefesine hasret yaşadığı kızından ayrılış hikâyesini şöyle özetledi:

1972 yılında, Avustralya asıllı Tahir Jamil ile evlendim. İstanbul'da yaşıyorduk. 1973 yılında kızım Hümeyra dünyaya geldi. Kızım ilkokul öğrencisiyken eşimden ayrıldım. İstanbul'da, dul bir kadın olarak genç bir kızı yetiştirmem çok zor olacaktı.

Baba Avustralya'ya dönmüştü. İlkokulu bitirince kızımı gelip almasını, Avustralya'da ona iyi bir gelecek sağlamasını istemiştim. Kızım okulunu bitirince babası Avustralya'dan geldi, Hümeyra'yı aldı. Baba-kız Avustralya'ya döndü.

Son gelen mektubunda, babasının evlendiğini, iki de kardeşi olduğunu, çok mutlu yaşadığını yazmıştı. Ben de bu arada birkaç kez iş, ev ve şehir değişiklikleri yapmıştım, kızımın telefon ve adresini kaybetmiştim. İletişim tamamen koptu.

Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde sokakta mendil satarak geçimini sağlamaya çalışan eski milli boksör Hüseyin Ağar yetkililerden yardım bekliyor.

Çöp eve dönen bodrum katın bir odasında kalan Ağar, sağlık sorunları yaşamasına rağmen kendisine bakacak kimsesi olmadığı için zor durumda olduğunu söyledi.

Yaklaşık 300 sinema filminde rol alan 'Şişko Nuri' lakaplı Sıtkı Sezgin 1968 yılında TRT 1'de yayınlanan ve Canan Arısoy'un hazırladığı 'Bizim Sokak' isimli film ile televizyon hayatına başladı...

40 yıllık sanat hayatı içersinde Orhan Boran, Fatma Girik, Adile Naşit, Münir Özkul gibi birçok sanatçıyla çalıştı...

Şu anda Samsun Büyükşehir Belediyesi Huzurevi'nde hayatını sürdüren Şişko Nuri, en büyük idealinin Kurtlar Vadisi'nde rol almak olduğunu belirtti...

Beyaz perdeye Bizim Sokak isimli televizyon filmi ile başladığını belirten Şişko Nuri, 'Orada ben rahmetli Orhan Boran ile tanıştık. Bana isim aranıyordu. Bana 'oğlum senin adın Sıtkı Sezgin kimse tanımaz. 'Şişko Nuri adını sana verelim' dedi.

Türk Sineması'nda 'Şişko Nuri' olarak tanınan ve Samsun'da huzurevinde kalan 63 yaşındaki Sıtkı Sezgin, ölmeden önce son isteğini açıkladı...

Ben de 'tamam' dedim ve o günden sonra Şişko Nuri adını aldık. 300'e yakın irili ufaklı birçok güzel kaliteli filmlerde rol aldım. En çokta Sezerciğin 'Öksüzler' filmi var. Halkın çok beğenisini kazandı. Benim ailem öldükten sonra Yeşilçam'a girmeden önce çok sıkıntılar çektim. Kahve köşelerinde hayatım geçti. Fotoğrafçılık yaptım' diye konuştu...

Birçok filmlerde rol aldığını en son Ali Avaz'ın '40 Bin Mark Alman Avrat' filmlerini oynadıktan sonra bir çöküş dönemine girdiğini ifade eden Şişko Nuri, 'Ben de artık unutulmaya yüz tuttuğum gibi şekillere girdim...

'Ben bir kenara mı itildim, perişan mı olacağım, ne olacak?' diye düşüncelere kapıldım. Bu sıkıntılarla Samsun'a geldim...

Benim en büyük idealim ölmeden önce Kurtlar Vadisi'nde oynamak. Filmin yapımcısı Raci Şaşmaz'a buradan sesleniyorum, ben ölmedim. Bir sanatçı olarak Kurtlar Vadisi'nde güzel bir rol almak istiyorum...

Nam-ı diyar Mazlum'u yani Yadigar Ejder'i tanımayanımız yoktur.

Gerçek adı Yadigar Kuzu'di. Arkadaşlarının deyimiyle "Ayı Yadigar"

21 yıl önce 14 Ocak 1992'de Taksim Parkı'nda sabah temizliği yapan çöpçüler, bir bankın üzerinde donarak ölmüş dev bir adamın cesedini buldular.

Soğuktan kaskatı kesilmiş bulunan bu beden bir aktöre aitti.

Üstelik bine yakın filmde rol almış, fizik olarak Yeşilçam'da benzeri bulunmayan bir oyuncuya, Yadigar Ejder'e...

1000 film çevirmişti ama cebinde 5 parası yoktu.

Kirasını ödeyemediği için, evinden çıkarılmıştı. Belli ki, o soğuk gecede sığınabilecek tek bir dost kapısı da yoktu.

Taksim Parkı'ndaki bir bankta kendisini bekleyen Azrail'in kollarına uzanıverdi, çaresizce.

Kemal Sunal'ın neredeyse bütün filmlerinde rol almıştır.

Bir dönem ünlü şarkıcılarla birlikte sahneye çıkan perküsyon sanatçısı 61 yaşındaki Mehmet İdiç’in yaşamı Mersin’de drama dönüştü.

İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ve Kibariye ile birlikte aynı sahnede perküsyon çalan Mehmet İdiç, vücudunun sol tarafı felçli olan kardeşi Ahmet İdiç’le ilgilenmek için 15 yıl önce mesleği bırakmak zorunda kaldı. Kardeşi gibi hiç evlenmeyen ve geçinmek için inşaatlarda bekçilik yapan Mehmet İdiç’in sağ ayağındaki yara kangrene dönüştü.

Kaldırıldığı hastanede sağ ayağı diz altından kesilen Mehmet İdiç, taburcu olduktan sonra felçli kardeşiyle birlikte Merkez Akdeniz İlçesi Bahçe Mahallesi 4510 Sokak’ta terk edilmiş bir evde sefalet içinde yaşamaya başladı. Zaman zaman farelerin gezdiği, elektriği, suyu olmayan, yağmur yağdığında damlayan evde sağlıksız koşullarda yaşam mücadelesi veren Mehmet İdiç’in hali yürek sızlattı.

Yatağa mahkum olan Mehmet İdiç, gidecek yerleri olmadığı için buraya yerleştiklerini belirterek şunları söyledi, "Daha önce çalıştığım inşaatlarda kalabiliyordum. Ama şimdi, her türlü haşerenin yuva yaptığı yerde, yatağa mahkum olarak öleceğim günü bekliyorum. Benim burada kaldığımı görenler zaman zaman yiyecek bir şeyler getiriyor. Birileri bir şey getirirse karnım doyuyor. Yoksa o gün öyle geçiyor. Bazen de ayağımın tedavisine yardım ediyorlar. Tek dileğim engelli kardeşimle birlikte bir huzurevine yerleşebilmek. İlgililerden bu konuda yardım istiyorum. Bari ömrümüzün son günlerinde rahat edelim."

Bir dönemin jönüydü. Sefalet içinde hayata veda etti. İşte oyunculuğun yanısıra mankenlik ve fotomodellik de yapan, otellerin kral dairelerinde kalan ancak sonra yaşadıkları yüzünden alkole sığınan ve akli dengesini de yitiren Mesut Engin'in buruk öyküsü... Bir yıldızın yükselişi ve çöküşü...

Mesut Engin Ses Dergisi'nin düzenlediği güzellik yarışmasında Kral seçilip Yeşilçam'a adım attı. O yıllarda tüm genç kızların hayallerini süslüyordu.

Takvimler 1973 yılını gösteriyordu. Mesut Engin, Türk sinemasına bir çok yıldız oyuncu armağan eden Ses dergisinin düzenlediği yarışmayı kazanarak Yeşilçam'a adım attı.

Hem oyunculuk yapıyordu hem de mankenlik ve foto modellik. Bebek yüzüyle tüm genç kızların gözdesiydi. Aynı zamanda çok da iyi para kazanıyordu... Otellerin kral dairelerinde kalabiliyordu.

Ama 1976 yılında geçirdiği trafik kazası onun için sonun başlangıcı oldu. Geçirdiği trafik kazasından sonra sağ el bileğinin sinirleri kesildi. 1953 doğumlu Engin bu olay olduğunda henüz 23 yaşındaydı. Yaşadıklarını kaldıramadı. Hayata küstü ve alkole sığındı. Bir kaç yıl sonra hayatında bazı şeyler yoluna girer gibi oldu. 30 yaşına geldiğinde İstanbul'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Asiye Gençağaoğlu ile nişanlandı. Güzellik salonu işletmeye başladı.

Ama onun asıl hayali sinemaydı. Kötü günlerinde sinema dünyasındaki kimseden destek görmedi. Kopkoyu bir bunalıma düştü Mesut Engin. Kendini tamamen alkolün kollarına bıraktı. Hem işini hem şöhretini yitirdi.

Girdiği bunalımdan bir türlü çıkamayan Engin, kendini tamamen alkolün yarattığı 'yalancı' mutluluğa bıraktı. Akli dengesini yitirdi ve artık sokaklara düşmüştü.

Bir zamanların ünlü ve paylaşılamayan oyuncusu Mesut Engin artık İzmir'de Ağaçlı Yol'da otobüs duraklarındaki banklarda uyumaya başlamıştı.

Çevredekilerin "dede" dihe hitap ettiği Mesun Engin, kendisine sunulan yiyecekleri de geri çeviriyordu. 2003 yılında alkok bağımlılığından kurtuldu. Sonra İstanbul'a geldi Engin.

Karayolları çalışanlarının desteğiyle yaşamını sürdürdü. Daha sonra ise Beyoğlu sokaklarında yatıp kalkmaya devam etti. Tiyatro sanatçıları Mehmet Esen ve Mustafa Turan onu Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bitkin bir halde buldu. Bir zamanların ünlü aktörü Mesut Engin'e İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü kapılarını açtı. Engin, 720 kişinin yaşadığı Kayışdağı Darülaceze’ye yerleştirildi.

Yeşilçam'ın "kral ünvanlı" oyuncusu Mesut Engin 58 yaşında yaşamını yitirdi. Yeşilçam'ın "kral" lakaplı jönü Engin, ismi gibi Mesut bir hayat süremese de bu hayattan göçmüş diğer sinema yıldızları gibi hayallarimizde yer bulacak: "1973 Ses Dergisi Yarışması birincisi, genç kızların yeni gözdesi"

Onun öyküsünü bir film olsa belki de milyonlarca kişiyi salonlara çeker ve gözyaşlarına boğardı. Küçücük yaşında keşfedilip sinemaya adım attı, adını tarihe "efsane dansöz" olarak yazdırdı.

Henüz 14 yaşındayken annesiyle gittiği film setinde keşfedilmişti Özcan Tekgül. Türkiye'nin önemli pavyonlarında sahneye çıktı. Bununla da kalmadı Ortadoğu ülkelerinde dans etti. 1954 tarihli Çalsın Kızlar, Oynasın Kızlar ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı.

Döneminin magazin basınının peşinde koştuğu ünlülerden biriydi Tekgül. Güzelliğini sergileyen fotoğrafları ile erkeklerin başını döndürdü.1980 yılında Kültür Bakanlığı tarafından kendisine Onur Belgesi verilmesi,tartışmalara yol açtı

Sonra devir değişti. Tekgül yavaşça köşesine çekildi. Artık onu ne arayan vardı ne soran.

Hiç evlenmemiş, yuva kurmamıştı. Bu yüzden babasından kalan maaş ile geçinmeye çalıştı.

Hatta baba yadigarı evi satıp kıt kanaat yaşamaya başladı

Ondan geriye Yaşlı Gözler, Garipler Adası, Basmacı Güzeli, Kadifeden Kesesi, Hicran Yarası, Çadır Gülü'nün de bulunduğu çok sayıda film kaldı. Bir de trajik bir yaşam öyküsü...

Tekgül'ün ölümünden sonra onun adına sevindirici olan haber ise aktör Halil Ergün'den geldi.

"Zamanında büyük bir hayranlıkla izlemiştim" dediği Tekgül'ün mezarını yaptırma sözü verdi Ergün.

Bir dönem herkesi peşinden koşturan Yeşilçam yıldızlarının ışıltılı yaşamları hiç ummadıkları talihsizlikler sonucunda birer drama dönüştü. Yeşilçam'ın trajik öykülerinden birinin kahramanı da Serpil Örümcer. 1967'de Milliyet'in düzenlediği güzellik yarışmasında birinci olduğunda henüz 14 yaşındaydı Örümcer.

Bacaklarının güzelliğiyle dikkat çeken ve "Bayan Bacak" olarak anılan Örümcer, bir yıl mankenlik yaptı. Bu sırada unutulmaz Samanyolu şarkısıyla zirvede bulunan, dönemin ünlü sanatçısı Berkant'la tanıştı. Bir süre sonra onunla evlendi.

Ama bir süre sonra Berkant'ı terk etti. Artık öylesine ünlüydü ki... Ayakkabısından rakı içen bile vardı. Örümcer iki evlilik daha yaptı. Cengiz Kartal'la 1989-1990 yılları arasında süren evliliği bittiğinde neyi var neyi yok satmıştı. Batman'da gayriresmi 4 eşi ve 11 çocuğu bulunduğunu sonradan öğrendiği işadamı Hasan Ölük'le yaptığı üçüncü evlilik, Örümcer'e göre hayatının ikinci büyük hatasıydı.

Bir günlük konser için gittiği Batman'da 10 gün kalınca tanıştığı Hasan Ölük, evlendikten sonra işkenceye başladı. Raporlar alıp mahkemelerde günler geçiren Serpil Örümcer, bu evlilikten güçlükle kurtuldu.

Ancak artık, yaşamını süsleyen neon ışıklarının yerini, çöpleri aydınlatan sokak lambaları almıştı. Çöplerden topladığı káğıt ürünlerini satarak geçimini sağlıyordu. Örümcer kızı Fulya ve torunlarıyla Küçükçekmece'de yaşıyor. Örümcer için geçtiğimiz yıl Bakırköy Belediyesi ve Bakırköy Gönüllü Çevreciler Sosyal Yardımlaşma Derneği bir gece düzenledi. Amaç Örümcer'in bir ev sahibi olmasını sağlamaktı.

Tiyatro ve sinema oyuncusu, şarkıcı Deniz Akbulut, oyunculuğa Nejat Uygur Tiyatrosu'nda başladı.

50'nin üzerinde film çeviren ve sesiyle de halkın sevgisini kazanan İstanbullu sanatçı, film setinde geçirdiği bir kaza sonunda 1996'da gözlerini kaybetti.

Dört yıl önce kocası tarafından terk edildi. Akbulut, şimdi kaderiyle baş başa, köşesinde ilgi bekliyor.

Yeşilçam'da birçok filme sesini veren ses sanatçısı Sevim Şengül, 1938'de İstanbul'da doğdu.

Özellikle 60'lı yıllarda İstanbul sahnelerinde fırtına gibi esti. Türk müziği ve fantezi türü şarkılarla çok sevildi. 'Bar Kızı', 'Bana Derler Fosforlu', 'Veda Busesi' gibi filmlerde Türkan Şoray'ın okuduğu şarkılara sesini verdi.

Ama yoksulluk uçurumuna düşen ünlüler gibi, önce işini, sonra sağlığını yitirdi. Son günlerini hayranlarından birinin evine sığınarak geçirdi. En son Bursa Devlet Hastanesi morgunda yapayalnız kaldı. 1999'un ağustos ayında birkaç yakını tarafından toprağa verildi.

Sezercik Aslan Parçası, Sezercik Yavrum Benim, Sezercik Küçük Mücahit gibi filmlerin kocaman gözlü, dağınık perçemli sevimli oyuncusu Sezer İnanoğlu babası yapımcı Berker İnanoğlu sayesinde sinemaya adım attı. Genellikle Kemaletin Tuğcu'nun kahramanlarını anımsatan anne- baba sevgisinden uzak çocukları canlandırarak seyirciyi 'bal telinden' vurdu.

Ama dönemin sinemaseverlerinin gönlünde 1974 Kıbrıs çıkarmasını konu alan Sezercik Küçük Mücahit filmindeki rolüyle taht kuran Sezercik'in hayatı yetişkinliği döneminde çok farklı bir yola girdi. Bir kaç filmin yapımcılığını üstlendiyse de sinemada eski parlak günlerine bir türlü dönemedi.Eşinin intiharı ise onun hayatında farklı bir dönüm noktası oldu

Sezer İnanoğlu ya da pek çok kişinin hafızalarındaki adıyla Sezercik daha sonra polisiye olaylarla gündeme geldi. Önce evinde uyuşturucu bulundu. Ardından polisle çatışmaya girdi. Evinde ve ofisinde aüeşli silahlar bulundu.Eski Türk filmlerinin o masum yüzlü çocuğu Hollywood aksiyonlarındaki kötü adama dönüştü .

Hayatı fırtınalarla geçen, figüranlıktan zirveye ulaşan Cahide Sonku, bastığı yerlere halı serilen, ayakkabısından şampanya içilen sinemamızın ilk starıydı.

Sonku, tiyatro ve sinema dünyamızın en güzel ama en kötü kaderli yıldızı oldu.

Parasının kıymetini bilmedi, har vurup harman savurdu. Ve buna alkol tutkusu da eklenince sonunda sokaklarda kalacak kadar göz yaşartan bir yoksulluğun pençesine düştü. Cahide, 18 Mart 1981'de, bugün Pera Palas'ın karşısında olan ve yıllar sonra onun anısına açılan 'Cahide's Restoran'ın bulunduğu yerde kör kütük sarhoş hayata veda etti. Öldüğünde 65 yaşındaydı.

1950'lerde ve 60'ların başında Türk sinemasında fırtına gibi esen komedyen karakter oyuncusu Suphi Kaner, çeşitli sorunlarla iç içe yaşarken, aşırı duyarlı kişiliği nedeniyle alkole bağımlı oldu.

Alkol yüzünden dönemin Prodüktör Cemiyeti ortak karar alarak ona kimsenin iş vermemesini sağladı. Düştüğü yoksulluk ve bunalım çukurunda daha fazla duramadı ve 1963 Ağustos'unda intihar ederek hayata veda etti. Öldüğünde cebinde 15 lirası vardı. Daktilo makinesi de 50 liraya rehindeydi.

1925'de Diyarbakır'da doğan Sami Hazinses, ilkokuldan sonra çalışmak için İstanbul'a geldi.

1953'de Mahir Canova'nın yönettiği 'Kara Davut' filmindeki rolle sinemaya başladı.

Sonraki yıllarda çevirdiği filmlerle rolleri büyüyen Hazinses, Türk sinemasının unutulmaz komedi sanatçıları arasına girmeyi başardı. Hazinses, oyunculuğunun yanı sıra güfte ve beste çalışmaları da yaptı. Son yıllarında sefaletin kucağında olan sanatçı, Göztepe Semiha Şakir Huzurevi'ndeydi. 2002'nin ağustos ayında hayata gözlerini yalnızlık içinde yumdu.

15 Mayıs 1944'te Mersin'de dünyaya gelen Işın'ın filmlere konu olacak bir yaşam öyküsü var. Küçük yaşta ailesini yitirince akrabalarının yanında kalan Işın sinemayla Adana'ya çekim için giden bir film ekibi sayesinde tanıştı. Gördüklerinen etkilenince film yıldızı olmak için 1958 yılında İstanbul'a geldi. Hem de yaya olarak. Henüz 15 yaşında olan Işın, soluğu Beyoğlu'nda bir otelde aldı. İstanbul'a gelişinin hemen ertesi gün bir film şirketinin kapısında bekleyip sete giden bir minibüse gizlice bindi. Bu deneyim onun sinemanın büyüsüne iyice kapılmasına yol açtı. 1968 yılında Türkiye'de ilk yerli fotoromanı yayınlayan Birol Işın, Elziliş ve Diriliş gibi filmleri yönetti.

Işın'ın trajedisi aslında yıllar önce başladı. Oğlu Finlandiya'ya kızı da Almanya'ya yerleşen Işın eşinden de ayrılınca bunalıma girdi Ekonomik durumu da kötüye giden Işın 2005 kışında sokakta donmak üzereyken bulundu. Ona Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü'nün sahip çıktı.2007'de Yaşam Evleri projesi kapsamında Beyoğlu Sururi Mahallesi'ndeki bir apartmanın giriş katındaki evine yerleştirildi. Kızı arayıp bulamayınca polise haber verdi ve cesedi bulundu.Cenazesine kızı oğlu ve Darülaceze görevlileri dışında hiç kimse katılmadı.

Yönetmen Kemal İnci'nin kardeşi olan Bilal İnci, çeşitli işlerde çalıştıktan sonra sinemaya yöneldi

Bir Türk'e Gönül Verdim, Alageyik, Büyük Yemin, Beyaz Mendil gibi filmlerde oynadı.

Deli Yürek, Fahri Baba, Berivan, Yusuf, Ayışığı Neredesin, Kayıt Dışı İnci'nin rol aldığı TV dizileri. Bir Türk'e Gönül Verdim adlı filmdeki rolüyle 2. Adana Altın Koza Film Festivali'nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü kazanan İnci, 2005 yılında Beyoğlu'nda kaldığı otel odasında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti.

İlkokulu bitirdikten sonra kunduracılık, dökümcülük, kuyumculuk gibi değişik işlerde çalıştı. Sinemaya 1953 yılında Köyün Çocuğu adlı filmle adım atan Hamzaoğlu, ilk başrolünü 1961 yılında oynadı

1969 Adana Altın Koza Film Festivali, 1970 Antalya Altın Portakal Film Festivali, 1991 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü kazandı. 1999 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü'nün sahibi oldu.

1999'da Marmara Bölgesi'ni yerle bir eden depremde evini kaybetti. 2000 yılındaki ölümünden önce TV ekranlarında göründüğünde eski halinden eser yoktu. Hastalık yüzünden zayıflayıp tanınmaz hale gelmişti. Yeşilçam'da kendisi gibi karakter oyuncusu olan pek çok meslektaşının kaderini paylaşıp yapayalnız ve yardıma muhtaç bir şekilde hayata veda etti.

Sinemaya 1946 yılında başlayan Kazım Kartal, kamera karşısına en çok 'kötü adam' rolüyle geçen aktörlerden biri. Bine yakın filmde yan rollerde yer alan Kartal, iki tane de senaryo kaleme aldı. 1970'li yıllarda seks filmleri furyasında da kamera karşısına geçen Kartal bunun nedenini de şöyle anlatmıştı: "Parasız kaldığım dönemlerde bakkaldan veresiye alışveriş bile yapamayıp, alay konusu olmak canıma tak demişti, mecburdum".

ÇASOD üyesi olan sanatçı, 2003 yılında bir dizi filmin çekimi için gittiği Erzurum'da rahatsızlanıp İstanbul'a dönmesinden kısa bir süre sonra kalp krizi neden yaşamını yitirdi.



