Dünyayı şoke eden felaketin anatomisini çıkardı! Türkiye’de benzeri yaşanabilir mi? İşte en kritik aylar
Nepal’de yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği sel, büyük yıkıma neden olurken akıllara 2021 yılında Kastamonu’da yaşanan felaket geldi. Peki, Türkiye’de Nepal’deki gibi büyük çaplı bir sel felaketi yaşanabilir mi? İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Nepal’deki felaketin oluşumunda etkili olan faktörleri değerlendirerek Türkiye’nin sel riskine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Tolunay, ülkemizde sel olaylarının daha sık görüldüğü dönemleri de bölgelere göre tek tek açıkladı.

Nepal’in Rasuwa bölgesi ve çevresinde meydana gelen sel felaketi büyük bir yıkıma yol açtı. Felakette şu ana dek 359 kişinin hayatını kaybettiği, 1300’den fazla kişinin ise kayıp olduğu bildirildi. Yaşanan felaketin ardından "Türkiye’de de benzer bir sel yaşanabilir mi?" sorusu gündeme geldi.İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Nepal’deki felaketin oluşum sürecini Gazetevatan.com'a değerlendirerek Türkiye açısından olası riskleri anlattı.

TÜRKİYE’DE NEPAL’DEKİ GİBİ BÜYÜK ÇAPLI BİR SEL FELAKETİ YAŞANMA RİSKİ VAR MI?
Nepal’deki sel felaketinin birçok faktörün ortak etkisi ile oluştuğunu belirten Prof. Dr. Tolunay sözlerini şöyle sürdürdü:“Öncelikle Nepal’in kuzeyinde Himalayalar yer almakta. Yüksekliği 8 bin metreyi bulan ve çok geniş buzullara sahip sıradağlarında derin vadiler var. Kopan bir buzul kütlesinin buzul göllerini de etkilemesi ve vadiler boyunca çok büyük su kütlesinin hızlanarak inmesi sonucunda önüne çıkan her şeyi yerle bir etti. Oldukça nadir görülebilecek bir felaketti. Ülkemizde buzullar bulunsa da bunların küçük alanlarda olması nedeniyle buzul kopmasıyla oluşabilecek benzer bir selin yaşanması çok olası değil. Benzer bir felaket teorik olarak ancak bir barajın yıkılması sonucu oluşabilir. Barajlar da çok büyük depremler veya benzeri etkiler dikkate alınarak inşa edildiği için ülkemizde Nepal’deki sel oluşumuna benzer bir sel yaşanması pek mümkün değil.
Ancak doğada imkânsız diye bir şey yoktur. Birçok olumsuzluğun bir araya gelmesiyle örneğin heyelanların dereyi kapatması, sel sularının birikerek kütlesinin artması ve sonrasında heyelanla gelen toprağın yarılmasıyla büyük su kütleleri yüksek hızlarla akabilir. Ancak yinelemekte fayda var, bu gibi sel oluşumu olasılığı çok çok düşük. Buna karşılık ülkemizde de can ve mal kaybına neden olan seller yaşanmakta. 2021 yılında Kastamonu Bozkurt’taki sel bu büyük sellere örnek olarak verilebilir. Bozkurt selinde de dere üzerindeki köprülerin ağaç gövdeleri ve selle gelen taş çakılla tıkanması ve bir baraj gibi davranması nedeniyle selin etkisi büyük olmuştu. Yine dere yatağının beton kanala dönüştürülmesi, derelerin mendereslerinin yok edilmesi ve taşkın yatağındaki yapılaşmalar selin verdiği zarara çarpan etkisi yapmıştı. ”

TÜRKİYE’DE SEL AÇISINDAN EN KRİTİK DÖNEMLER HANGİ AYLAR?
Tolunay, ülkemizde hemen her ay sel yaşanabildiğine dikkat çekerek “Seller ülkemizde en fazla gerçekleşen meteorolojik afetlerdir. Son 10 yılın ortalaması olarak yılda bin kadar meteorolojik afet yaşanmakta olup bunun üçte biri sellerdir. Ülkemizde hemen her ay sel olayı yaşanabilmektedir. Ama bölgesel farklılıklar bulunmaktadır.
Örneğin Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde seller en fazla Mayıs-Eylül döneminde yaşanmaktadır. Buna karşılık Ege ve Akdeniz Bölgelerinde seller kış ve bahar aylarında görülmektedir. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde de çoğunlukla ilkbahar yağışları sellere yol açmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesinde ise seller Mayıs-Ağustos aylarında daha fazla görülmektedir. Özellikle karların erimesiyle birlikte mayıs ve haziran aylarında seller daha fazla gerçekleşmektedir.” İfadelerini kullandı.

TÜRKİYE BÜYÜK BİR SEL FELAKETİNE NE KADAR HAZIRLIKLI?
Türkiye’nin sel felaketlerine karşı hazırlık durumunu da değerlendiren Tolunay mevcut önlemlerin tek başına yeterli olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:“Sel erken uyarı sistemleri veya Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından sel uyarıları yapılsa da sellerle mücadeleye daha bütüncül yaklaşılması gerekli. Sel olayı sadece derelerin taşıdığı suyun yağışlarla artması değildir. Derelerde akan su aslında bir havzadan gelir. Bu havzadaki ormanların tahrip olması, meraların yok edilmesi, hatta eğimli alanlarda tek yıllık tarım yapılması gibi nedenlerle yağmur suları yüzeyle akışa geçerek derelerdeki su miktarını arttırır. Özellikle üst havzalardaki bitki örtüsünün korunması, tahrip olmuş orman ve otlakların ıslahı, tarımda çok yıllık bitkilerin tercih edilmesi, çıplak arazilerin ormanlaştırılması, bunlar yapılamıyorsa sel kapanları, taşkın barajları, dere yataklarının restorasyonu gibi önlemler alınmalıdır. Havzanın alt kısmında sel oluşmaması için üst havzalardaki önlemler son derece önemlidir. Dere yataklarına müdahale edilmemesi, kum ve çakıl alınmaması, hatta köprülerin dahi sele göre planlanması de gereklidir.
Ülkemizde son yıllarda köprülerin baraj etkisi yaparak selleri şiddetlendirdiği çok sayıda örnek yaşandı. Yine menfezler gibi suyu tahliye edecek yapıların da iklim değişikliğinin kısa süreli yağış miktarını ve şiddetini arttırdığı göz önüne alınarak planlanmalı. En önemli tedbir ise dere ve taşkın yataklarındaki yapılaşmanın önlenmesidir. Dere yatağı ve taşkın yatağı farklı kavramlardır. Dere yatağı suyun sürekli aktığı yer, taşkın yatağı ise 5-10 yıl belki de daha uzun zamanda oluşan sellerin yayıldığı alanlardır. Taşkın yatakları genellikle derelerin düz arazide aktıkları veya denize döküldükleri yerlerde görülür. Hem dere yatağında hem de taşkın yataklarında yapılaşma engellenmelidir. Son olarak sele önlem olarak derelerin beton yataklara alınması uygulamasından acilen vazgeçilmelidir. Dere yataklarının betonlaştırılması suyun hiçbir engelle karşılaşmadan hızlanarak akması nedeniyle çoğunlukla selleri önlemede etkisiz kalmakta ve aynı zamanda derelerdeki biyolojik çeşitliliğe zarar vermektedir. ” dedi.


