Atatürk'ün Suudi kralına yazdığı mektup gerçek mi, Atatürk Suudi kralına telgraf gönderdi mi?
Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanacak Süper Kupa Finali ertelendi. Fenerbahçe ve Galatasaray maça Atatürk tişörtü ile çıkmak istemiş fakat Suudi Arabistan yönetiminin buna izin vermediği belirtilmişti. İddialar birbirini kovalarken sosyal medyada da “Atatürk'ün Suudi kralına yazdığı mektup” isimli gönderi dolaşmaya başladı. Söz konusu mektupta Atatürk'ün 1930'larda Suudi Kralı İbn Suud'a "Hazreti Muhammed'in türbesini yıkmaya kalkarsan ordumu tepene gönderirim" yazdığı iddia edildi. Paylaşımları gören vatandaşlar Atatürk'ün Suud kralına çektiği telgraf gerçek mi, Atatürk Suudi kralına telgraf gönderdi mi? Gibi sorulara yanıt aramaya başladı. Peki, Atatürk'ün Suudi kralına yazdığı mektup gerçek mi?

Türkiye Futbol Federasyonu, Galatasaray ve Fenerbahçe, Turkcell Süper Kupa maçının "organizasyondaki bazı aksaklıklar nedeniyle" ileri bir tarihe ertelendiğini duyurdu. Suudi yetkililerin İstiklal Marşı'nın okunmasına, Galatasaray'ın Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafının yer aldığı tişörtlerle çıkmasına ve Fenerbahçe'nin Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünün yer aldığı pankartla çıkmasına izin vermediği belirtildi. Olay nedeniyle Galatasaray ve Fenerbahçe sahaya çıkmama kararı aldı. Futbolda yaşanan olayların ardından sosyal medya platformlarında Atatürk’ün Suudi Kralına gönderdiği iddia edilen mektup gündem oldu. Peki, Atatürk'ün Suud kralına telgrafı doğru mu, Atatürk'ün Suudi kralına yazdığı mektup gerçek mi? Atatürk'ün Suudi Arabistan kralına yazdığı mektup ile ilgili merak edilenler…

Atatürk'ün Suudi kralına yazdığı mektup gerçek mi?
Atatürk'ün Hz. Muhammed'in mezarını yıkarak yerini değiştirmeyi planlayan Suud kralına bir uyarı mektubu yazdığı veya telgrafı çektiği öne sürüldü.
Görselde, "O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı'nı bırakır ordularımla aşağı inerim" yazıyor.
İnternette arşiv araştırması yapıldığında iddianın önce Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş tarafından gündeme getirildiği anlaşılıyor.

Yalçıntaş anlatıyor: “(Dışişlerinde Bakanlık arşivini araştıran) Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.” Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti:
“Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”

Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.

Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor. Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere.
Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor. Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor. Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.

AA’nın teyit hattı ise iddialara geçmiş yıllarda yanıt verilmiş, kronolojik olarak olayları şu şekilde sıralamıştır:
- Yalçıntaş, telgraf metni belgesini gördüğünü ve gerçek olduğunu söylüyor.
- Belgenin akıbeti belirsiz; nerede, kimde olduğu bilinmiyor. Tarihi bir kitaba konduğu, yok edildiği, gizlendiği ya da Dışişleri arşivinde olduğu tezleri var.
- Tarih, görseldeki gibi 1919 değil, 1926 olarak geçiyor.

Tarihçi Murat Bardakçı'nın iddianın bir palavradan ibaret olduğunu, arşivde bu konu hakkında tek bir belge olmadığını ifade ettiği bir yazısı var.İddiayla ilgili çeşitli yazılara ve tartışmalara rastlanıyor. İddianın yayılımı, söz konusu görselle birlikte paylaşılmasının ardından artıyor.Görselde tarihi gerçekliklerle örtüşmeyen detaylar var. Görsel 26 Haziran 1919 tarihli. Atatürk soyadı kullanılmış. Ordulardan, Kurtuluş Savaşı'ndan, el yazısı ve ıslak imzasıyla çekilen telgraftan bahsediliyor. Telgraf ya da mektup Suud kralına gidiyor. Halbuki;
- 2587 sayılı kanunla Mustafa Kemal'e Atatürk soyadı 1934'te verildi.

- Atatürk, görseldeki tarihten 4 gün önce, 22 Haziran 1919'da kendisinin hazırladığı Amasya Genelgesi'ni 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla imzaladı.
- Genelgede Erzurum'da 10 Temmuz’da bir kongre toplanacağı yazılıydı. Atatürk, Erzurum'a doğru yola çıktı.
Söz konusu tarihte ortada henüz hazır ordular ya da bir Kurtuluş Savaşı tabiri/olgusu yoktu. Milli kurtuluş mücadelesi daha yeni olgunlaşıyordu.

- Suudi Arabistan Krallığı 1932'de kuruldu. Söz konusu tarihte İngiliz işgali vardı ve Suud kralı yoktu. Telgrafın çekildiği iddia edilen 1919 yılında Suudiler iddia edildiği üzere bir Kral tarafından yönetilmemekteydi. Kabr-i Saadet’in bulunduğu Hicaz Bölgesi 1919 yılında Hüseyin bin Ali’nin, yani dönemin Hicaz Kralı, Mekke Şerifi Hüseyin’in kontrolündeydi. Hüseyin bin Ali, Haşimi ailesindendir, Suud ailesinden değil. Yani, kendisini “Suud kralı” olarak tanımlamaktaydı. Bu nedenle, 1919 yılında bir Suud Kralı mevcut değildi o bölgede.

- Telgraf ise el yazısının ve imzanın (faks, fotokopi gibi) alıcıya ulaştırılabildiği bir düzen değil. İki nokta arasında kararlaştırılmış işaretler yardımıyla iletişim kurmaya dayalı, kodlama esasıyla işleyen Mors alfabesinin kullanıldığı bir düzen.
Sonuç olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Suudi Kralına Hz. Muhammed’in Mezarını Yıkma Planlarına Karşı Mektup Yazarak Uyarıda Bulunduğu İddiası Asılsız



