Nükleer reaktör mühendisi Prof. Dr. Tolga Yarman uyarıyor
Böyle bir facia yaşanmadı. Japonya’da gömülü nükleer mevtalar hortlayabilir...
Güvenli nükleer santral kurulabilir mi hocam? Hiçbir problem olmadan...
Şunu söylemezsem bilim namusundan uzaklaşmış olurum. Bugüne kadar nükleer santrallerde üretilen 400 bin megawatt kadar bir nükleer güç var yeryüzünde.
Bunu bizim anlayabileceğimiz gibi ifade edebilir misiniz?
400 Keban Barajı kadar yani... Dünyada elektrik üretiminin 6’da 1’i nükleer enerji üretimi yoluyla sağlanıyor. Bu santrallerden ise şimdiye kadar 4 bin megawatt, yani yüzde 1 fire olmuş.
Yani Çernobil, Three Mile Island ve Fukuşima ile... Öyle mi?
Evet. Yalnız şurası çok önemli, bu özel kazalar bütün güvenlik önlemlerinin dışında, havsala ötesinde gerçekleşmiştir. Tabii başka ufak tefek kazalar da yok değil. Yüzde 1 fire verilmiş dedim. Yani yüzde 90’ın çok üzerinde pırıl pırıl işlev sürdürülmüş. Ama... Hâlâ daha nükleer atık sorunu çözülmüş değil. Sonra bu büyük kazalar nükleer enerji üretimine öyle bir darbe vuruyor ki!..
Nükleer enerji yatırım grafiği 1970’lerin başında birinci petrol kriziyle yükselmeye başlıyor, ikinci petrol kriziyle daha da dik yükseliyor, sonra yatıyor. Ondan sonra nükleer atık sorunu, verimlilik giriyor gündeme, talebin o kadar yüksek seyretmeyeceğine dair yeni bir felsefeyle karşı karşıya kalınıyor, nükleer enerji üretiminde algı hasarı peydahlanıyor, sökülme sorunları gündeme geliyor ve nükleer santraller ciddi olarak gözden düşüyor. Onun için hâlâ şu kadar yerde nükleer santral kuruluyor gibi değerlendirmeler fevkalade arızalı.
Nükleer atıklar için Amerika 10 milyar dolarlık bir tesis yapmıştı...
Evet. Ben nükleer kabristan diyorum ona. Ama henüz bu tesise bir tek nükleer mevta gömülmüş değil. Çünkü çevredeki halkı ikna edemiyorlar. Çölün ortasında, toprağın altına gömecekler. Ama kimse ikna olmuyor. Demek ki, göreceli olarak bakıldığında oldukça başarılı sayılabilecek bir nükleer enerji karnesi var ama yüzde 1’lik dilim içinde öyle beklenmedik facialar meydana gelmiş ki, bu tüm algıyı hasara uğratmış.
Algı bir tarafa Fukuşima’nın etkisi ne olur insanlığa?
Fukuşima da Çernobil noktasına geldi, onu diyeyim. Henüz onu aşmadı ama o noktaya geldi. Mesela nükleer santralin dış güvenlik kabuğunun 8 atmosfere dayanıklı olması söz konusu, 6-7 atmosfere kadar çıktı. Onun için hababam dışarıya istim koyuveriyorlar. Yani radyoaktivite! Yoksa Japonya’dan Amerika’ya kadar giden radyoaktif atıklar başka türlü gidiyor değil.
Yani düdüklü tencerede olduğu gibi?
Evet. Çernobil’i kontrollü olarak ufak ufak dışarıya salıyorsun. Bir anda patlamasın diye. Tabii yalnızca Japon halkını etkilemiyor bu nükleer istim koyuverme, binlerce kilometre uzaklara da ulaşıyor rüzgârla...
Önümüzdeki on yılda nasıl bir tablo ortaya çıkar bölgede?
Bugün Japonlar kendilerine yeni bir yurt arama noktasına geldiler. Bu facia şu ana kadar yeryüzünde olmuş en büyük nükleer faciadır. Çünkü şimdiye kadar hiçbir mevkide 3 reaktör birden aynı etki uzantısında bu resmi vermedi. 200 bin insanı şimdiden tahliye ettiler. Bu sayı daha da artar... Çünkü bu reaktörlerde mox yakıtı var. Mox yakıtı, içinde plütonyum bulunduran yakıt demek. Plütonyumun yarı ömrü ise 25 bin yıldır. Dışarıya plütonyum saçıldı. Başka çare yoktu, ya Çernobil gibi patlayacak ya da dışarıya ufak ufak vereceksin. Kırk satır mı kırk katır mı noktasında kaldı Japonlar.
Siz daha ilk günlerde “Ben olsam hiç beklemez betonla kaplamaya başlarım reaktörleri” demiştiniz. Nitekim onu yapmaya başladı Japonlar. Bu çare olacak mı peki?
Başka seçeneğiniz yok. Bir şekilde hapsetmeniz lazım. Yalnız bu plütonyum betonu dahi patlatabilir, onu belirteyim. Bakın kim ki bu kazayı Çernobil’in altında tasvir ediyorsa olana bitene nükleer açıdan düzgün bakmıyor demektir. Bu kaza şu anda Çernobil’den de vahim bir kaza.
Şu boyutuyla daha vahim, 3 reaktör birden ergidi ve dışarıya kontrollü olarak da olsa istim salar gibi radyoaktivite salınmak zorunda kalındı. Salınma olmasaydı tehlike çok daha büyük boyutlardaydı. Oradaki topraklar yüzlerce yıl kullanılamıyor olacak. Orada öyle bir puslu bir bölge var ki şu anda... Ne olduğunu söylemek akademik bir çalışma yapmadan mümkün değil. Ama şunu ilk defa söyleme ayrıcalığını taşıyorum, bu hiç akla gelmedi; tsunami geldi vurdu, peki nükleer reaktörlerin yanı başında soğutulsun diye bekletilen nükleer morglarda bulunan nükleer yakıtlara kadar ulaştı mı etkisi, henüz belli değil. Ama etki etmeyecek olma ihtimali çok düşük.
Beklenmeyen derecedeki deprem içeride hangi haltı karıştırdı henüz bilmiyoruz. Nükleer aksamda, kaza senaryoları çerçevesinde öngörülmüş olup devreye girmesi gereken her şey devreye girdi mi bilmiyoruz. Tsunami geliyor, 3 reaktör birden tam susuz kalıyor. Böyle bir facia yaşanmadı. Yedek jeneratörler devreye girmedi. Bir yandan yakıtlarda plütonyum bulunması, dolayısıyla onun kontrollü dahi olsa dışarıya verilmesi uzantısında bir nükleer kirlenmeyle karşı karşıya kalınıyor. Bu reaktörlerin yanı başlarında bekletilen havuzlardaki nükleer morglardaki nükleer mevtaların bir anlamda hortlaması sonucunu beraberinde getirebilir. Ben bu ihtimali bir çırpıda dışlanacak bir ihtimal olarak görmüyorum. Nitekim Amerikan Atom Enerjisi Kurumu ben bunu açıkladıktan sonra böyle bir tehlikenin olabileceğinden dolayı endişelerini ifade etti.
Gerçekten de bundan sonra Kuzey Japonya’da yaşanmaz mı?
En az bir asır orada kalır radyoaktif maddeler. Çok ciddi bir nükleer felaket söz konusu...
Bugün siz başbakan olsanız Türkiye için kararınız ne olurdu?
Her şeyi durdururdum. Çünkü bu hayvanın, yani nükleer reaktörün beklenmedik anlarda ne yapacağına dair bir şey diyemiyoruz artık. Sen iyi bir aslan terbiyecisisin, elinde kırbaç var... Bugünkü teknolojik bilgi birikim ve donanımın da bir kafes olsun...
Bu hayvanı terbiye etmek mümkün değil mi?
Onu der miyim! Nükleer mühendislik hocasıyım ben. Ama her türlü musibet çıkabiliyor. Bu hayvan kafes altında bulunuyor ve sen içine giriyorsun, bugünkü yaklaşımlar itibariyle musibet çıkmaması çok zor.
O hayvanı kafesin içinde eğitmek mümkün mü peki?
Bugün bu teknolojiyi Akkuyu’ya ya da Sinop’a götürmek rezillik bir defa. Bir anda beklenmedik gelişmelerle yüzde 1 ihtimalle bu havyan seni yer! Çünkü 100 hayvandan 1’i seni yiyor, bu çıktı ortaya. Tam ölçü verdim size... 400 bin megawatt var, 4 bin megawatt kafes altında olmasına rağmen bakıcılarını yedi. Bugünkü teknoloji itibariyle 100 hayvandan biri kırbaç altında seni yiyor. Yani tehlike hiç de az değil!
Akkuyu’ya kurulacak nükleer santral tesettürsüz olur
Bu benzetmenin seksist ya da kadın tacizci bir yaklaşım olarak değerlendirilmesini istemiyorum. Ama hoca olarak düşünceni aktarırken iyice anlaşılsın diye birtakım teşbihlere başvuruyorsun. Biricik kızımız Naciye’yi dışarıya yolluyoruz. Tabii, canımız, gözümüz gibi de sakınıyoruz, bir şey olmasın istiyoruz. Ama yeni moda tartışmada olduğu gibi olabildiğince dekolte yolluyoruz. Dışarıda 6 ay kalacak, sonra döndüğü zaman Naciyemize bir şey olmayacak, bunu bekliyoruz... Diyeceğim Akkuyu’da da nükleer santral kurulursa tesettürsüz bir vaziyet hasıl olur. Her türlü sonuca hazır olmak gerekir.
NOT: Dünkü bölümde Jeofizik Mühendisi Prof. Ahmet Ercan için, “Nükleer reaktörlere karşı değil” diye bir ifade kullanmıştım. Halbuki tam tersi olacak. Düzeltir, özür dilerim...
Fukuşima Çernobil’den daha beter!
Haberin Devamı

