Bunun neresi Fenerbahçe yanlısı, Fenerbahçe amigosu haber?..

Haberin Devamı

Ben hayatımda böyle bir şey ne gördüm ne işittim...
Dün internet sitelerinde koskoca bir televizyon kanalının üst düzey yöneticileri toplanmış, bir gazetenin spor sayfasını idam ediyorlar...

Peki idam edilmeyi hak edecek ne yapmış bu spor sayfası?..
Gazetenin ne Fenerbahçe’liliği kalıyor, ne Aziz Yıldırım’ın başlıktan duyduğu mutluluğu bırakıyorlar, ne de koskoca Hürriyet’in spor sayfasını, Fenerbahçe internet siteleriyle özdeşleştirmekten imtina ediyorlar...
Niye?..

Aşağıdaki şu haber yüzünden...
Okuyun ve bu ibretlik belgeyi saklayın...

***

Hürriyet gazetesi spor sayfasındaki başlık şu:
“Fatma Nine’nin Suçu Ne?..”

Galatasaray, Trabzonspor’a 2-0 yenilmiş, Hürriyet de “yaşı Galatasaray’la eşit olup, kalkıp ta Trabzon’a kadar giden Fatma Nine’nin üzüntüsünü” haberleştirmiş...

Habere bakıyorum, altını üstüne getiriyorum, başlığını bir daha okuyorum, yok hiçbir şey yok...

Gayet normal, gayet insani (human), gayet hoş içinde insan unsuru bulunduran bir spor haberi...
Haber aynen şöyle:

“Galatasaray bu sezon taraftarını çok üzdü çoook...
Ancak en fazla 105 yaşındaki Fatma Nine’yi kahretti...
Sarı Kırmızılı kulüple yaşıt olan Fatma Çolak, gönül verdiği takımı yakından görmek için Artvin’in Şavşat ilçesinden kalkıp, İstanbul’a geldi...

Ligin 8. haftasında oynanan Ankaragücü maçından galibiyet bekliyordu besbelli...

Ancak Cimbom 4-2 kaybederek en yaşlı taraftarını kahretti...
O maç sonrası fırtınalar koptu...
Frank Rijkaard’la yollar ayrıldı...

***

Fatma Nine bu kez Trabzonspor’un davetlisi olarak Avni Aker Stadı’ndaydı...

Takımın başında yeni bir teknik direktör vardı ve Hagi ile bu maçın kazanılacağını düşünüyordu asırlık Nine...
Ancak düşündüğü yine olmadı...

Pino’nun kaçırdığı golde heyecanlandı...
Trabzonspor’lu Umut’un golüyle adeta yıkıldı...
Galatasaray tarihinin en kötü dönemlerini geçiriyor, taraftarını kahrediyor...

Ancak görünen o ki üzülenlerin başında 105 yaşındaki Fatma Nine geliyor...”

***

Haber bu kadar...
Şimdi bana, benim gibi, iyi Beşiktaş’lı, iyi Galatasaray’lı arkadaşlar, bir söylerler mi bu haberin neresi Fenerbahçe yanlısı, Fenerbahçe amigosu bir haber?..

Bu haberde Galatasaray’ı bel altından vuran ne var?..
Fatma Nine’nin üzüntüsü mü haber değil?..

Milyonlarca Galatasaray taraftarı da Fatma Nine gibi değil mi?..

Fatma Nine’nin suçu ne? demek ayıp mı, yoksa Galatasaray karşıtı mı?..

***

Peki bunu Mehmet Ali Birand beyefendiyle, Rıdvan Akar kardeşim hangi mülahazayla “yerin dibine batırıyor, gazete fırlatılıp atılıyor, Fenerbahçe amigosu ilan ediliyor, pespayelikle suçlanıyor?..”

Ayıp değil, bu kadar ucuz mu bir insanın emeğiyle böyle ufak hesaplarla oynamak, onları tribünlere hiç hak etmedikleri halde hedef göstermek...

Gerçi hiçbir tribün Allah’tan bunları ciddiye alıp da böyle sudan ve çakma bir bahaneyle gargaraya gelmez...
Peki nedir bu ucuz Galatasaray’lı numaraları?..
Güya Galatasaray’ın çıkarını savunma havaları?..
Hepimizin içinde etkin olduğumuz bir kulüp, tuttuğu bir takım var...

Şükür Allah’a, ben kendi adıma, elimden gelen herşeyi bila bedel vermeye çalıştım...

Allah şahittir tek bir kuruş geçmedi Beşiktaş’tan bu garibin boğazına...

Doğrusu da budur, varsa eğer bir parça sevginiz sevdanız?..
Bu arada?..

Şu Galatasaray belgeseli için kimlere ne para aktarıldı acaba?..

Var mıdır bu paraları afiyetle hesabına aktaranların arasında bir Galatasaray’lı televizyoncu acaba?..

*****

BÜTÜN İYİ ADAMLAR EVLİLER!..

Hafta sonu Hollywood’un evlilik ilişkilerini sorgulayan iki filmine tesadüf ettim Digitürk’te...

Amerikan sineması, kadın erkek ilişkilerinde “kadını sorgulamaya başlamış...”

Hayret iki filmde de, kariyerinde bazı sorunlar yaşayan erkeklerin “karılarının anlayışsızlığı karşısında” nasıl istemeden bir başka kadına sürüklendikleri anlatılıyor...
“All The Good Ones Are Married” ya da Türkçesiyle “Bütün İyi Olanlar Evli” filmlerden birinin ismi, diğeri de “Hiçbir Zaman Pes Etme” gibi bir şey...

***

Bugüne kadar erkeğe demediğini bırakmayan, onu kadın erkek ilişkilerindeki tüm bozukluklardan sorumlu tutan ve dramalarda her daim kadın izleyicinin duygularını ön planda tutan Amerikan sineması, taraf değiştirmiş...
“Evliliğini bir türlü ayakta tutmaya çalışan iyi erkekler” var şimdi başrollerde...

Kadınlar ise, “kötü” değiller, ancak fazla dırdırcı ya da soğuk davranıyorlar erkeklerine karşı...

Bazısı kariyerini ön plana alıyor ve başarı düşkünü annesiyle birlikte kocasını alabildiğine eleştiriyor...
Önemsenmek, arzulanmak ve erkek olduğunu hissetmek istiyor erkek ve karısından ne kadar talepkâr olursa olsun, kadın talebi görmemeği yeğliyor...

***

Ne zamana kadar?..
Elbette erkek pes edene ve başka bir kadına yönelene kadar...

O andan itibaren erkek artık karısına karşı kayıtsızdır...
Çünkü civardaki bir başka kadın “Ona ne kadar mükemmel bir erkek olduğunu hissettirmiş”, “Senin gibi duyarlı ve sorumlu erkekler artık kalmadı...” demiştir...
Erkeği can evinden vuruyor bu sözler...
Kadın tarafından arzulanabildiğini hissettiriyor erkeğe bu sözler kendisini yeniden...

Kırılan gururu onarılıyor, erkekliği tamir ettiriliyor...
Sonunda beklenen gerçekleşiyor...
Erkekle civardaki kadın beraber oluyor...

***

Ama esas dram ya da film ondan sonra başlıyor...
Çünkü bir kadın, sadece erkeğin hayatına bir başka kadın girdiği andan itibaren tırnaklarını gösterir...
Kadınlığını yeniden diriltir...

Erkeğini yeniden kazanmanın peşine sürüklenir...
Bir kadın için erkeği konusunda tetikleyici tek unsur bir başka kadının varlığıdır...

Woody Allen’ın Vicky Christina Barcelona’sını hatırlayın...
Ressam Javier Bardem’le Penelope Cruz arasındaki evlilik nasıl nörotik ve içinden çıkılmaz bir hal almıştı...
Ne zaman ki erkeğin hayatına Scarlett Johnson girdi, bir anda Penelope Cruz‘la ilişkileri de yeniden alevlendi...
Ta ki Scarlette Johnson ikisini terkedene kadar...
Sonra ilişkileri yeniden altüst oldu...

***

“Bütün iyi olanlar evli” filminde Woody Allen’ın kafasının içindeki egzantrik olaylar yok elbette...
Savaşmaya başlayan kadınların ve erkeklerin, sahip oldukları şeyin kıymetini anlama ve yeniden kazanma mücadeleleri var...

Belli ki Amerikan sineması, “kadın nörotizminin” Amerikan aile yaşamına zarar verdiğine kanaat getirmiş...
Şimdi “iyi bir koca portrelerinin” yer aldığı filmler sürülüyor piyasaya...

Gerçek şu ki, neyi sürerlerse sürsünler!..
Hayat karşı konulmaz ve geri dönülmez bir şekilde, evliliklerdeki ilişkileri sorgulamakta...
Filmleri mutlu sonla bitirmeye çalışıyorlar ama, bu da bir Hollywood aldatmacası galiba... Hayat çoğu zaman “mutlu sonu” evliliklerde bulmuyor...

Film işte...
Love Story’den, Doktor Jivago’dan bu yana dramaları mutsuz sonla bitirmemek Hollywood’un en büyük derdi...
İşlevsel olabilir, ama gerçek değil!..

DİĞER YENİ YAZILAR