Ertuğrul Özkök'e yapılanlara çok üzüldüm!..

Haberin Devamı

Abbas Güçlü’nün programında gördüğüm Ertuğrul Özkök için gerçekten üzüldüm...

Bir genç kız kalkıyor, Ertuğrul Özkök‘ün kendisi açısından haksız bulduğu yayın politikalarını ve yazılarını “sinirden kendinden geçmiş bir halde elleri ve sesi titreyerek” eleştiriyor...

Buraya kadar bir şey yok!..

Sonra hızını alamıyor ve “ruhunuzu satmak için kaç para aldınız?..” diyor...

O an Ertuğrul’un yüzünü görüyorum...

Üzüntüden kahroluyorum...

Gülümsemek istiyor gülümseyemiyor...

Cevap vermek istiyor, cevabı boğazına düğümleniyor...

Soruyu anlamaya çalışıyor, ama hakaretten neyi cevaplaması gerektiğini anlayamıyor...

Çünkü esasen cevaplayacağı bir şey yok...

Haraket ediliyor...

Böylesine bir çiğlik, insan onurunu böylesine ayaklar altına alan bir tavır karşısında insanın nutkunun tutulması işte bu...

***


“Ne demek ruhunuzu kaça sattınız?..”

Bu bir soru mudur?..

Hayır...

Cevabı yok ki!..

Soruyu soran arkadaş “Şu kadara sattım” demesini beklemiyor ki!..

Bu bir eleştiri midir?..

Hayır...

Sen bunu bunu yaptın ve yaptıkların bu sonuçlara mal oldu demek bir eleştiri...

Böyesine soyut bir önermeden hakaret inşa ederek yapılan şey bir eleştiri değil...

***


Şimdi Abbas Güçlü kardeşime bir çift sözüm var...

Gençliğin ataklığından sinerji yaratmak, farklı ve radikal görüşlerden programa heyecan katmak, aktivist tutumlarından dünyaya değişik pencereler açmak çok doğru ve güzel bir düşünce...

Ama sevgili Abbas, burada ne radikal bir düşüncenin yarattığı heyecan, ne ataklığın meydana getirdiği bir sinerji, ne de aktivist tutumların ortaya çıkarttığı değişik bir pencere var...

Burada resmen yüzlerce öğrencinin ve kameraların eşliğinde milyonlara ulaşacak bir hakaret var...

***


Ben Ertuğrul Özkök‘ü, geçen haftalarda arka arkaya çok ağır eleştirdim...

Türk medyasındaki haysiyet cellatlarına, iftira atanlara, belden aşağı en aşağılık komplolarla insanları itibarsızlaştırmaya çalışanlara “verdiği desteği” gözönüne çıkarmaya çalıştım...

Bana telefonda “Ben kimseye destek vermedim...” dedi...

Açık söyleyeyim, o da biliyor ki çok ikna olmadım...

Ama dün o genç kız, hiçbir sınır tanımazken, bütün saygı kurallarını hiçe sayarken, kendi okuluna ayağına gelmiş 60 yaşındaki bir misafire “ruhunuzu kaç sattınız” türünden pespaye bir soru sorarken, Ertuğrul‘un yüzündeki “o saklanamayan üzüntüsünden” derin bir acı duydum...

Ben de Ertuğrul Özkök‘e eleştirilerimde “tam da bunu anlatmaya” çalışıyordum zaten...

İnsanları özgürce eleştirmek “terbiyesizlik” etmek demek değildir...

“Lafı kodu mu oturtmak”, başkalarını aşağılamak demek değildir...

İnsanların onurlarını, haysiyetlerini “beş para etmez pespaye sorularla, ‘kaç paraya sattın,’ diye sorgulamak”, hesap sormak değil, aşağılık bir tavırla haysiyet cellatlığı yapmaktır...

***


Ertuğrul Özkök‘e yapılan “aşağılık bir davranış ve hakarettir...”

Benim çifte standartım yok Ertuğrul!..

*****


ARDA’NIN AĞLAYAN TEPKİSİNDE, ERMAN’I ÇARMIHA GERMEYE KARAR VERDİLER!..



Belden aşağı yaptığı hiçbir espiriyi ve eleştiriyi sevmedim...

Canlı yayınlarda “Akşama kaç gol atacaksın?.. Fazla seks mi yapıyor?..” türünden sorularına, sürekli duruma uygun “belden aşağı bir fıkra anlatma çabasına” da sempatiyle bakmadım...

Onunla Son Kale programını yaparken, bu tür sözlerine ve esprilerine karşı aşırı bir hassasiyet gösterdim, hiç birini söylemesine müsade etmemek için aşırı bir çaba gösterdim...

Şükür onunla programlarımda bunların hiçbiri başıma gelmedi...

***


Belki gelebilir, bu hiçbir zaman olmayacağı anlamına gelmiyor bu durum...

O her konuda sivri laflar ederken, özellikle belaltı konularda fazlaca espri ve laf üretmeye meraklı bir televizyon figürü...

Son Telegol Programı’nda kendi için ettiği bir laf, imadan hareketle Arda’ya yapıştırılınca, çocukcağız haklı olarak ağır bir tepki gösterdi...

Arda hayatını paylaşmaya çalıştığı sevgilisiyle ilişkisinin “seks” gibi kavramlara bulaştırılmasından ne kadar rahatsızlık duyduğunu canlı yayında anlattı...

***

Arda haklı...

Ben olsam Arda’nın yerinde ben de üç aşağı beş yukarı aynı tepkiyi gösterirdim...

Dün programın moderatörü Serhat Ulueren’le konuşuyorum:

“Abi” dedi, “Erman Toroğlu ‘Arda fazla seks yaptığı için bu sakatlığa yakalandı demiyor... Kendi yıllar önceki durumundan örnek veriyor... Ardadan bahsetmiyor... hatta ben soruyorum... ‘Arda’yı mı kastediyorsunuz?..” diyorum...

‘Hayır’ diyor, ‘Ben Arda’nın sakatlığının ne olduğunu bilmiyorum’ diye ekliyor...

Erman toroğlu’nun bu sözleri söylemediğinin bilinmesine rağmen, yaratılan bu hava nedir?..”

Arda’yla dünden bu yana konuşan Gökmen Özdemir kardeşimle konuşuyorum...

“Abi” diyor, “İma ettin mi, o lafları söylemesen de laf direkt üstüne yapışıyor...”

***


Olayın birinci yönü şu...

Evet Arda Turan tepki göstermekte, haklıdır...

Öyle veya böyle “edilen laf imalar yoluyla istemediği şekilde üstüne yapışmıştır...”

Olayın ikinci yönüne gelecek olursak;

Erman Toroğlu bir süredir...

“Futbol Federasyonu’nu ağır eleştiriyor gözüktüğü için...

LİG TV’den ayrılmasından dolayı Aziz Yıldırım’a “düşman” olduğuna inanıldığı için...

Aziz yıldırım’a eleştirilerinin bu çerçevede yapıldığı düşünüldüğü için...

Yorumlarında üç büyükleri korumadığı ve Anadolu takımlarına destek verdiği için...

Hakemleri eleştirerek, Federasyonu sorumlu tuttuğu için...

Bütün bunları yaparken “yapayalnız” olduğu için...

Herkes tarafından “çarmıha gerilmeye müsait bir portre”dir...

***


Şu ande Erman Toroğlu her ne kadar “Ben o sözü Arda için söylemedim...” dese de, lafları uğultu haline gelen büyük gürültüde, duyulmayacaktır...

Çünkü amaç bu vesileyle Erman Toroğlu’nu çarmıha gerip, Türk futbolundan bir daha geri dönmemek üzere uzaklaştırmaktır...

Recm başladı...

Dikkat edin, Erman Toroğlu’yla her derdi olan bir taş atacak şimdi kafasına...

***


Şu soruyu sorun o zaman bir kendi kendinize...

Bu sözleri Erman Toroğlu Pazar gecesi söyledi...

Erman Toroğlu’na yönelik bu “linç furyası” ne zaman ortaya çıktı...

Çarşamba günü...

Aradan geçti 3 gün...

Kimse birşey yapmadı, hiçkimse tepki duymadı Çarşamba günü aniden bütün Türkiye ayağa kalktı...

Pazar gecesi edilen bir laftan dolayı Çarşamba günü...

Peki bu üç günde ne oldu?..

Türkiye Azerbaycan’a 1-0 yenildi...

“Yahu ne oluyoruz?..” derken bir anda Arda’nın seks yapmasını tartışmaya başladık...

Bana futbol dünyasını soruyorlar; zaman zaman tanıdıklar ve dostlar...

30 yıllık haberci, gazeteci, televizyoncu olarak futbol dünyasını nasıl görüyorum acaba diye?..

Onlara acımtrak bir gülümsemeyle bakıyorum sadece...

Roma’da zenginlerin gladyatörlerin esirlerle, ölümle biten dövüşlerini izleyip keyif aldıkları Collesium’u gezerken, esirlerin arenaya çıkmak için bekletildikleri zindanları görmüştüm...

Sonra Sezar’ın da en hakim yerinde oturduğu o arenaya bakmış, “o kanlı dövüşleri ve ölümleri gözümün önüne getirmeye çalışmıştım...”

Roma ve Collesium nire, Türkiye ve Türk futbolu nire?..

Collsium’un o kanlı arenasını gezerken yağmur yağıyordu üzerime Roma’da...

Dışarıya baktım...

Şimdi de İstanbul’da yağıyor, o meşum yağmur!..

DİĞER YENİ YAZILAR