Erdoğan'dan 'Montrö' bildirisine sert tepki: Bu işin merkezinde ana muhalefetin kendisi var!

AA |  05 Nisan 2021 Pazartesi - 15:33 | Son Güncelleme : 06 04 2021 - 0:02

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki değerlendirme toplantısının ardından açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle ilgili tartışmaların ardından ‘bildiri’ yayımlayan 104 emekli amirale ile ilgili konuşarak, "104 kişinin içinde CHP üyesi olan var. Bu işin merkezinde aslında ana muhalefetin kendisi var." ifadelerini kullandı.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı amirallerin  açıklamasına ilişkin, "Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem,  hem üslubu hem yöntemi hem de yol açacağı açıkça belli olan tartışmaları  itibarıyla kesinlikle art niyetli bir girişimdir." dedi. 
 
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Değerlendirme  Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, iki gündür ülkeyi meşgul eden bir  meseleyle ilgili tartışmaları ayrıntılarıyla değerlendirdiklerini belirtti.
 
 
 
"Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem, hem üslubu  hem yöntemi hem de yol açacağı açıkça belli olan tartışmaları itibarıyla  kesinlikle art niyetli bir girişimdir." ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerine  şöyle devam etti:
 
  
 
    "Emekli amirallerin vazifesi, 104 tanesi bir araya gelerek siyasi bir  tartışma konusunda darbe imaları içeren bildiriler yayınlamak değildir. Aynı  şekilde hiçbir emekli kamu görevlisinin de topluca böyle bir yola tevessül etme  hakkı yoktur. Biz bu amirallerin, diplomatların ve diğerlerinin, son dönemde  Suriye'den Libya'ya, Doğu Akdeniz'den Ege'ye, Kıbrıs'tan Karabağ'a karar  verdiğimiz mücadelelerin hiçbirinde bir araya gelerek, ülkeleri için destek  bildirisi yayınladıklarını görmedik. Yine bunları, FETÖ'cü hainlerin  başlattıkları 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletimin yanında yer alırken de  görmedik. Tam tersine imza sahibi amirallerden bazılarının geçmişten bugüne,  ülkemizin hak ve menfaatleri aleyhine medyada verdikleri demeçleri,  sergiledikleri duruşları üzüntüyle takip ettik."
 
Erdoğan, tartışmanın sebebinin, kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi  olmadığını söyledi.
 
Buradaki isimlerin bir kısmının aynı görüşleri, çeşitli medya  mecralarında ve siyasi zeminlerde uzun süredir dile getirdiğine dikkati çeken  Erdoğan, şöyle konuştu: "Hiçbir isme, medyadaki ve siyasi alandaki siyasi açıklamaları  sebebiyle herhangi bir soruşturma açılmış veya benzeri işlem yapılmış değildir.  Ancak geçmişi darbeler ve bildirilerle dolu bir ülkede, bir gece yarısı 104  emekli amiralin böyle bir girişimde bulunması asla kabul edilemez. Bunun adına  ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü, 'aksi halde' diyerek başlayan ve  ülkenin seçilmiş yönetimini darbeyle tehdit eden cümleleri kapsamaz. Emekli  amiral sıfatıyla da olsa böyle bir girişim, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne  yönelik bir bühtandır. Bu yöntem ve bu tarz ifadeler, dünyanın her yerinde  demokrasiye, hukuk devletine, milli iradenin üstünlüğüne saldırı olarak kabul  edilir ve aynı şekilde muameleye maruz kalır. Yayınlanan bildirinin, milletimiz  nezdinde bu derece sert tepki görmesinin bir diğer sebebi de çok daha büyük bir  kampanyanın parçası olarak algılanmış olmasıdır."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski diplomatlardan, eski  milletvekillerinden, ülkeye karşı husumetleriyle bilinen sözde aydınlardan oluşan  kimi kesimlerin, bir süredir benzer söylemlerle yasama, yürütme ve yargıyı hedef  aldığını aktardı.
 
Bunların çoğunun da ülkede dikili taşı olmayan, millete zerre faydası  dokunmamış kişiler olduğunu söyleyen Erdoğan, maalesef siyasetçilerden  bazılarının da bu kirli kampanyaya destek vererek, adeta kendilerini inkar  ettiğini söyledi.
 
Bildiri yayınlanır yayınlanmaz tüm siyasetçilerin, kararlı bir şekilde  ve en yüksek sesle karşı duruş sergilemelerini ve bu noktadaki duruşlarını güçlü  bir şekilde göstermelerini beklediklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Eğer böyle yapmış olsalardı, bugün burada sadece milli iradeye  verilen desteğe teşekkür için huzurlarınızda bulunacaktık. Ülkemizde yapılan tüm  darbelerin, vesayetin, milli irade üzerinde kurduğu tahakküm çabalarının  hepsinin, demokrasi karşıtı tüm bildirilerin özelikle arkasında yer alan bir  zihniyet, bu defa da safını aynı istikamette belirlemiştir. Girdiği her seçimde,  milletimizden gereken mesajı almış olmasına rağmen küçük ve ama örgütlü bir  kesimin kontrolünden çıkmayı başaramayan ana muhalefet partisini, bir kez daha  demokrasiden yana tutum almaya çağırıyoruz. Buna karşılık, yapılan açıklamaya hak  ettiği cevabı vererek, milli iradeden yana tavır koyan tüm siyasi parti  liderlerine ve temsilcilerine, yargı kurumlarına, üniversitelere, illerimizdeki  sivil toplum kuruluşlarına da ayrıca şahsım, milletim adına şükranlarımı  sunuyorum. Her zamanki gibi bizim muhatabımız doğrudan milletimizdir. Bugün de  yaşananların muhasebesini milletimizle yapmak, yol haritamızı milletimizle  paylaşmak üzere bir araya geldik. Milleti ve milletin seçtiği yönetimi tehdit  etme cüretini gösterenlere hadlerini yine milletimizle göstereceğiz. Bazılarının  yapılan işi 'bunda büyütülecek ne var' diyerek küçümseme yoluna gittiklerini  görüyoruz."
 
 
 
 
Türkiye'de demokrasiye yönelik her saldırının, bu tarz bildirilerinin  ardından geldiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde  bulundu: "27 Mayıs'ta Merhum Menderes'e böyle yapmışlardır. 12 Mart yönetimi,  yine bir bildiriyle müdahale etmiştir. 12 Eylül'den önceki hükümetleri aynı  şekilde tehditle sindirmeye çalışmışlardır. 28 Şubat'ta ülkenin meşru yönetimine  bu pervasızlıkla saldırmışlardır. Kendi hükümetlerimiz döneminde ise bu tür  girişimlere karşı en ağır tepkiyi koyduğumuz için gerisini getiremediler. 15  Temmuz gecesi, silahlı darbe denediler ama milletimizin şanlı direnişi karşısında  gün ağarırken kuyruklarını kıstırıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. Milli iradeye  yönelik açık tehditler karşısında derhal ve en etkin şekilde tavır alınmadığı  takdirde işin sonunun nereye varabileceğini milletimiz yakın tarihten çok iyi  biliyor. İşte bu sebeple yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp gereken her  tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Elbette bu meseleyi siyasi  istismar aracı haline getirmek isteyenler çıkacaktır. Onlarla da sandıkta  hesaplaşacağız. Milletimiz, kimin demokrasinin ve hukuk devletinin yanında  durduğunu, kimin darbecilerin ve vesayetçilerin koltuğunun altına girdiğini  görüyor. İnşallah 2023 seçimlerinde, tüm bu yaşananları milletimizin takdirine  sunacak, istiklal ve istikbal yolunda verdiğimiz mücadelenin neticesini hep  birlikte takip edeceğiz."
 
 
"Hiç şüphesiz boğazların kontrolünü uluslararası bir komisyon yerine,  pek çok sınırlamayla da olsa Türkiye'ye bırakan bu sözleşme, dönemin şartlarında  önemli bir kazanımdır." diyen Erdoğan, imzalandığı tarihten bugüne kadar,  boğazlarda bu sözleşmeye uygun olmayan pek çok tartışmalı hususla  karşılaşıldığına dikkati çekti.
 
Erdoğan, boğazlardaki gemi trafiğinin yer yer seyir güvenliğini tehdit  edecek veya ciddi vakit kayıplarına yol açacak düzeye ulaşmış olmasının da  meselenin ayrı bir boyutu olduğuna işaret ederek, "Her şeye rağmen Montrö'nün  ülkemize sağladığı kazanımları önemli görüyor ve daha iyisi için imkan bulana  kadar bu sözleşmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz." dedi.
 
"Peki şu anda konumuz olan Montrö tartışması nereden çıktı?" diye  soran Erdoğan, şunları kaydetti: "Esasen imzaladığımız tarihten beri bu sözleşme ile ilgili akademi  dünyasında, medyada, diplomaside, askeri cenahta pek çok görüş ortaya konmuştur.  Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışılmaya devam etmektedir. Türkiye'nin  İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı aldığı günlerde Meclis Başkanımıza bu  çerçevede Montrö örneği verilerek bir soru yönetilmiştir. Kendisi de bir hukukçu  olan Meclis Başkanımız 'tamamen teorik olduğunu' belirttiği bir cevap vererek,  konuyu izah etmiş fakat 'Montrö'den çekilme diye bir durumun olmadığını' da  açıkça belirtmiştir. Eskiden beri süren bu tartışmanın akademik açıdan teorik bir  yaklaşıma konu edilmesi, emekli amirallerin bir araya gelerek yayımladıkları  bildirinin omurgası haline dönüştürülmüştür. Şayet amaç Montrö Sözleşmesi ile  ilgili tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri yayınlamak değil,  akademik dünyada ve medyada görüş ifade etmektir. Nitekim bu zaten yapılmaktadır.  Hiç kimse de akademideki, medyadaki, siyasi alandaki tartışmaları sebebiyle  kimsenin yakasına yapışmamış, meseleyi başka mecralara çekmeye çalışmamıştır  ancak önceki gece yayımlanan bildiri tamamen bu çerçevenin dışında bir eylemdir."
 
 
 
"Bizim egemenlik mücadelemizdir"
 
 
Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağın temelden yanlış  olduğunun altını çizen Erdoğan, "Türkiye, Kanal İstanbul sayesinde İstanbul  Boğazı'ndaki ağır deniz trafiği yükünü hafifletirken, Montrö'deki sınırlamaların  dışında tamamen kendi egemenliğinde bir alternatife de kavuşmuş olacaktır. Bu,  bizim egemenlik mücadelemizdir. Peki biz şu anda İstanbul Boğazı'nda egemen  miyiz? Maalesef..." diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: "Bir başka ifadeyle Kanal İstanbul, Boğaz'daki egemenlik haklarımızı  güçlendirecek bir projedir. Atatürkçülük ve Cumhuriyetçilik adına Türkiye'nin  milli egemenlik haklarını tahkim edecek böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük  Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır. Cumhurbaşkanı ve ülkenin en büyük partisinin  Genel Başkanı olarak vazifem, Türkiye'nin ve Türk milletinin hak ve menfaatleri  neyi gerektiriyorsa onu yapmaktır. Montrö Sözleşmesi'nden çıkma ile ilgili  halihazırda ne bir çalışmamız ne de böyle bir niyetimiz vardır ama gelecekte bu  ihtiyaç ortaya çıkarsa ülkemizi daha iyisine kavuşturmak üzere her sözleşmeyi  gözden geçirmekten de çekinmeyiz. Bunları da uluslararası anlaşmaya veyahut da  tartışmaya açarız."
 
 
 
Erdoğan, bildirideki ikinci meseleye ilişkin ise "Biz, geçmişte  cübbeleriyle seçilmiş hükümete karşı düzenlenen mitinglere katılan rektörlere  demokrasi ve hukuk adına karşı çıkmıştık, geçmişte cübbeleriyle siyasi iktidarı  hedef alan brifinglere iştirak eden yargı mensuplarını da demokrasi ve hukuk  adına eleştirmiştik, yine biz, geçmişte üniformalarıyla milli iradeyi çiğneyen  askerlerin yaptıklarını, demokrasi ve hukuk adına doğru bulmadığımızı açıkça  söylemiştik. Bugün de aynı yerdeyiz." değerlendirmesinde bulundu.
 
 
 
"Kesinlikle art niyetli"
 
"Türk Silahlı Kuvvetlerinin disiplin anlayışıyla bağdaşmayacak  fotoğraf veren askere de olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise  olduğu açıkça bellidir." diyen Erdoğan, söz konusu görüntünün yayınlandığı gün,  Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde çok yönlü bir idari soruşturmayı  başlattığını ve sonuçlandırdığını anımsattı.
 
Erdoğan, halen konu üzerinde çalışan Milli Savunma Bakanlığının da  kendi üzerine düşeni mutlaka yapacağını vurgulayarak, şöyle konuştu: "Bizim de yanlış bulduğumuz bu görüntünün, ülkenin ve milletin  topyekun huzursuzluğuna yol açacak bir bildirinin bahanesi olarak kullanılmasını  ise kesinlikle art niyetli görüyoruz. Aynı şekilde tamamı da yalan veya yanlış  olan bilgilerle Milli Savunma Üniversitemizi laiklik ve Atatürkçülük  tartışmalarının içine çekmeye çalışanlar da sinsi gayeler taşıyor. Geçmişte darbe  imalarını 'Genç subaylar rahatsız' diyerek ifade edenlerin, Milli Savunma  Üniversitemiz sayesinde artık bu imkandan mahrum kalınca işi emekli amirallere  havale ettikleri anlaşılıyor.
 
Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum, demokrasi ve hukuk içinde  çözülecek meselelerin, darbe imalı bildirilerin bahanesi haline dönüştürülmesi  siyasi otoriteye rağmen Anayasa'ya bağlılık gösterisi değil, tam tersine  Anayasa'ya yönelik açık tehdittir. Sadece bu tartışma bile başlı başına  Türkiye'nin darbe dönemlerinin ürünü bir Anayasa'dan yeni ve sivil bir anayasaya  geçiş ihtiyacını ispatlamaya yeterlidir. Türkiye'nin geleceğine umutla bakmaya en  çok ihtiyacı olduğu bir dönemde, milletimizin ve özellikle de gençlerimizin  morallerini bozacak hiçbir hareketi müsamahayla karşılayamayız."
 
"Demokrasimizi güçlendireceğiz"
 
Ana muhalefet partisinin başını çektiği bir kesimin, "bu tartışmanın,  ekonomik sıkıntıların üzerinin örtülmesi amacıyla kullanıldığını" öne sürdüğünü  aktaran Erdoğan, "Halbuki ekonomiye asıl zararı kendilerinin sürekli körüklediği  bu tür tartışmalar vermektedir." dedi.
 
Erdoğan, çarşamba günü Türkiye ekonomisinin salgın şartlarında hangi  başarıları ortaya koyduğunu ayrıntılı şekilde milletle paylaşacağını dile  getirerek, şunları kaydetti: "Kendi ülkelerinin ve milletinin felaketinden iktidar devşirme peşinde  koşan muhterisleri, milletimizin takdirine havale ediyoruz. Şu anda bu 104  kişinin içerisinde bizzat CHP'nin üyesi olan, kendisi, karısı, yeğeni, oğlu, şusu  busu olanlar var. Siz, bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada  göreceksiniz ve bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi  var. Biz, ekonomide bir şeyi konuşuyoruz, bunu açıkladım. Türk ekonomisini  yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelinde büyütmeyi, çok daha iyi yerlere  getirme mücadelesi vermeyi sürdüreceğiz. İktidara geldiğimizden bu yana  kronolojik olarak biz ülkemizi nereden aldık, bugün neredeyiz? Yatırımlar dahil,  bütün bunları kronolojik olarak çarşamba günü millete seslenişte açıklayacağım.  Aynı şekilde demokrasimizi de milli iradenin üstünlüğü temelinde darbelere,  cuntalara, vesayete karşı gerektiğinde canımız pahasına mücadele ederek  güçlendirecek, geliştireceğiz."
 
Açıklamada, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Adalet Bakanı  Abdulhamit Gül, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İçişleri Bakanı Süleyman  Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil  Karaismailoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, MİT Başkanı Hakan  Fidan, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal, Cumhurbaşkanlığı İletişim  Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve  Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı da yer aldı.