Başbakan: Anket sonuçları var ama...

AA |  01 Nisan 2017 Cumartesi - 20:54 | Son Güncelleme : 02 04 2017 - 0:27

Başbakan Binali Yıldırım, CNN TÜRK-Kanal D ortak yayınında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Referanduma sayılı günler kala devam eden anket çalışmalarıyla ilgili konuşan Yıldırım, "Anket sonuçları var ama paylaşmayacağım. Vatandaşlarımıza biraz saygısızlık olarak görüyorum." dedi.


ANKETLERDE DURUM NE?
 
Anket sonuçları var ama paylaşmayacağım. Vatandaşlarımıza biraz saygısızlık olarak görüyorum. Gerçek anket, gerçek sonuç vatandaşlarımızın 16 Nisan'da sandığa gidip vereceği oylardır. Anketlere inanırım ancak kendim yaparsam. Allah'a şükür biz rahatız. Problem yok.

"Cumhurbaşkanının, fesih yetkisi yok"

Başbakan Binali Yıldırım, gündemdeki fesih tartışmasına ilişkin,  şunları anlattı:

"Cumhurbaşkanının fesih yetkisi yok. Fesihler, darbe anayasalarında  olur. 15 Temmuz başarılı olsaydı, Meclis feshedilecekti, parlamento  kapatılacaktı. Nitekim 1980, 1960'da Meclis feshedildi. Darbelerde meclisler  feshedilir. Ne var? Fesih yok ama bir şey var. O da seçimlerin yenilenmesidir.  Seçimlerin yenilenmesi bir tıkanmaya karşı, krize karşı bir tedbirdir. Mevcut  anayasanın 116. maddesinde Cumhurbaşkanı Meclisi seçime götürebiliyor. Seçime  götürme ayrı bir şey, kapatmak ayrı bir şey. Fesih, Meclisin kapatılmasıdır.  Seçime götürebiliyor. Hangi şartla götürüyor. Diyelim ki seçim oldu. 7 Haziran'ı  hatırlayalım. Tek başına bir parti iktidara gelmedi. Hükümet kurma görüşmeleri de  sonuç vermedi. 5,5 ay sonra Türkiye'de tekrar seçim yapıldı. Bu şekilde bir yetki  bunu değiştiriyor. Bu kalkıyor. 116. maddeye değişiklik yapılıyor.

Deniyor ki 'Cumhurbaşkanı seçim kararı alabilir.'. Aynı şekilde TBMM  de seçim kararı alabilir. Karşılıklı seçim yenileme yetkisi veriliyor. Ama burada  bir ince nokta var, diyelim ki Meclis seçime gitme kararı aldı herhangi bir  nedenle, kendi seçimini de yeniliyor, cumhurbaşkanını da seçime götürüyor.  Otomatik olarak iki güç birden seçime gidiyor. Veya Cumhurbaşkanı seçime gitme  kararı aldı, kendisi gittiği gibi Meclis de seçime gitmek zorunda. Çünkü seçimler  aynı gün yapılıyor, 5 yılda bir yapılıyor. O yüzden alınacak seçim kararı, her  iki iradeyi, meclis iradesini de cumhurbaşkanlığı iradesini de bağlıyor."

ABD'de bugün bu konunun tartışıldığını belirten Yıldırım, ABD'de seçim  yenileme yetkisi olmadığı için iki yılda bir kısmi yenileme yapıldığını, "topal  ördek" durumu olduğunu, meclisin tıkandığını, bazen kanunların geçmediğini,  bütçenin kabul edilmediğini, sistemin krize girdiğini ve zaman kaybedildiğini  dile getirdi.

Yıldırım, Fransa'da başkanı seçime götürme yetkisinin bulunduğunu  ancak meclisin olmadığını ifade ederek, "Bu şekilde başka ülkelerin olumsuz  örneklerini de dikkate alarak kendi yönetim geleneklerimize uygun, yönetim  tecrübemize uygun bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni getiriyoruz. Bu  sistemin adı garantili hükümet sistemi. Seçim oldu hükümet belli. İktidar çıktı  çıkmadı, iktidar oldu olmadı diye bir şey yok. Çünkü şart var. Yüzde 50+1 almadan  iktidar olunmuyor. Bugüne kadar yüzde 50+1 alan iktidar kaç tane var? Hemen hemen  yok. Belki Demokrat Parti zamanı olabilir. AK Parti bile yüzde 50'ye yaklaştı.  Kim var bir tek? Recep Tayyip Erdoğan var. Cumhurbaşkanığı seçiminde yüzde 52  aldı." diye konuştu.

Bu değişiklik yürürlüğe girince yapılacak ilk yerel seçimde  uygulamanın başlayacağını, cumhurbaşkanı adayının seçime gireceğini ve en az  seçmenin yarısından bir fazlasının oyunu alması gerektiğini vurgulayan Başbakan  Yıldırım, "Alamazsa iktidar olamıyor. İki hafta içinde seçim tekrarlanıyor.  Mutlaka yüzde 50+1'i buluyor. Bu ne demektir? Seçim bitti, sandıklar kapandı  sayım yapıldı, ülkeyi yönetecek iktidar belli. Millet, düşünmeyecek. Kim hükümet  olacak, kim başbakan olacak, güvenoyu alacak mı, almayacak mı? Vatandaş sandığa  gitti görevini yaptı. Akşam geç saatlerde ülkeyi yönetecek olan belli. Zaman  kaybı yok. İstikrar var. Güven var ve vatandaşa verilen vaatlerin yerine  getirilmesi var." diye konuştu.

"En önemli özellik, yürütmeyle yasamanın birbirinden kesin  çizgilerle ayrılması"

Yıldırım, cumhurbaşkanı yardımcılarının sayısı ve seçimle gelmemeleri  yönünde bazı eleştirilerin bulunduğunun hatırlatılması üzerine, "Şimdi bakanlar  da atanıyor, o da bir şey yapabilir cumhurbaşkanı yokken. Bunlar söyleniyor ama  bunların gerçeklik yanı yok. Niye yok? Yani cumhurbaşkanının başına bir iş geldi  Allah göstermesin. Yardımcısı 45 gün içerisinde seçime götürecek. Başka yapacağı  hiçbir şey yok. Açıkça anayasada yazıyor. 'Götürmüyorum' deme şansı yok. Nasıl  diyecek? Meclis toplanır al aşağı eder biter. Böyle bir şeyi kim yapabilir." diye  konuştu.

Meclis'in bunu yapma imkanının her zaman olduğuna dikkati çeken  Yıldırım, anayasayı ihlal etmenin suçunun, Meclis'in denetim mekanizmasını  kullanarak gerekli cezayı vermesi olduğunu anlattı.

Başbakan Yıldırım, "3 günlüğüne, 5 günlüğüne cumhurbaşkanı bir yere  gittiği diye memlekette ne olacak yani? Yardımcı tutup da ülkeyi sınırdan dışarı  mı kaçıracak. Böyle bir şey olur mu? Bunlar deli saçması şeyler. Doğru dürüst,  elle tutulur bir şey bulamayınca 'Efendim buralardan bir şey çıkar mı çıkmaz mı?'  Ne olacak? Peki diyelim ki seçimle yardımcının geldiği bir sistem yok ki. Hiçbir  yerde yok. Amerika'da sadece seçimde giren başkan diyor ki 'Benim yardımcım bu  olacak.' O da seçimle gelmiyor. Sadece ismini zikrediyor, ilan ediyor ama onunla  gidecek diye bir şey yok. Onun başına bir iş gelince ne olacak? Yani bütün  yönetimlerde vekil, asılın tüm yetkilerine sahiptir. Bunlar anayasada yazılıyor.  Bu anayasayı da millet onaylıyor. Dolayısıyla anayasada zikredilen bir kurum,  'Meşruiyeti yok.' diye burada kalkıp, böyle bir şey söylenemez. Bu mümkün değil."  ifadelerini kullandı.

Meclis Başkanının vekelat edememesi durumuna ilişkin ise Başbakan  Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bu sistemin en önemli özelliği, yürütmeyle yasamayı birbirinden kesin  çizgilerle ayırıyor. Meclis başkanına, cumhurbaşkanın vekaletini versek, bu sefer  yasamayla aynı zamanda yürütmeyi denetleyen kurumun başı, yürütmeye dahil olmuş  oluyor. Bu da sitemin prensiplerine, ruhuna aykırı. Bu nedenle zaten  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde, eğer milletvekili bakan olduysa  milletvekilliğiyle ilişiği kesiliyor veya dışarıdan bakan atanıyor. Bunun arka  planında ne var? Yürütmenin, yasamadan, Meclisten tamamen bağımsız hale  getirilmesi yatıyor. O bakımdan bu söylenenlerin esasında ne hukuki, ne bilimsel  hiçbir gerçekliği yok. Kim yasalara uymayan bir iş yaparsa, nasıl bir vatandaş  yasalara uymuyorsa cezalandırılıyor, aynı şekilde bir cumhurbaşkanı da bir başkan  yardımcısı da bakanları da yasalara uymuyorsa, mutlaka onun hem cezai sorumluluğu  var hem hukuki sorumluluğu var hem de siyasi sorumluluğu var. Siyasi sorumluluğu  kim veriyor? Vatandaş. 5 yılda bir sandıkta veriyor. Hukuki sorumluluğu kim  veriyor? Meclis. Cezai sorumluluğu kim veriyor? Meclis'in göndermesiyle, Yüce  Divan sıfatıyla oluşturulan Anayasa Mahkemesi veriyor."

"Güvence azaltılıyor, suçlama alanı da istediğiniz kadar genişliyor"

"Şimdi bir yalan da tutturdular 'Bunlar ömrü boyu hesap sorulamaz hale  geliyorlar.' Yok böyle bir şey, yok." diyen Yıldırım, konuşmasına şöyle devam  etti:

"Diyelim ki 10 sene cumhurbaşkanlığı yaptınız. Bitti göreviniz, ondan  sonra da bir suç işlediniz, trafik kazası yaptınız birinin ölümüne sebep oldunuz.  Normal bir vatandaş gibi cezanızı alırsınız ama diyelim ki 10 yıl, 2019-2029  arasında cumhurbaşkanı olarak görev yaptığınız süredeki konularla ilgili size bir  suçlama yapıldı. 'Efendim siz filanca işi yanlış yaptınız. Onun için davacıyım.'  denildi. Meclis bunu gündeme getirdi. O yargılama ile göreviniz bittikten sonraki  yargılama aynı değil. Orada korumanız var. Aksi halde görev yapamazsınız. Bugün  de var bu. Yeni bir şey değil. Bugün bile bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı  herkes görev yaptığı, hatta Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları da dahil  görev yaptığı sürelerle ilgili ne yapıyorlar? Onların belirli bir yolu var.  Kalktın terörle mücadele ettin. Talimatlar verdin, birtakım işler yaptın, sonra  birisi aklına esiyor, sizi cezalandırmaya kalkıyor. Olmaz. Onun da cezalandırma  yolu var ama o süreyle, görev süresiyle sınırlı. Ondan sonraki hayatı için, ondan  sonraki yaptığı işler için aynı koruma yok. Öncesinde de yok. Ama ne var? İddia  görevden sonra da gündeme getirilebilir, aday olurken de gündeme getirilebilir.  Aday olurken böyle bir koruma yok. Görev yaptığınız süreyi ilgilendiren bir  suçlama ne zaman olursa olsun onun yolu Meclis'in belirli oranlarda kabulüyle,  soruşturma yapmasıyla ortaya çıkıyor ve orada da bugünkü sistemden daha az  güvence var. Bugünkü sistemde dörtte üç ile gönderilebiliyor, yeni getirilen  değişiklikle bu oran üçte ikiye indiriliyor. Yani 367'ye indiriliyor. Mecutta 413  milletvekilinin oluruyla gidebiliyor. Ama yeni değişiklikle 367 kafi geliyor.  Neye göre? 550'ye göre. Sayı 600'e çıkınca bunlar da değişir ama oran dersek,  yüzde 75 ile mevcut anayasa göre ancak Yüce Divan'a gönderilebiliyor. Değişikliğe  göre yüzde 67 ile gönderme imkanı var. Yani güvence biraz daha azaltılıyor,  suçlama alanı da istediğiniz kadar genişliyor."

"2002'den bugüne ne kadar bir Türkiye'yi üç Türkiye yaptık"

Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye'nin bu hızla gideceğini ifade  ederek, "Bakın biz AK Parti iktidarında 2002'den bugüne kadar bir Türkiye'yi 3  Türkiye yaptık. Kişi milli gelir 3 kat arttı, genel milli gelirimiz de 3 kat  arttı. Eğer 1992’den itibaren Türkiye'de tek başına iktidar olsaydı bu 3 kat  olmayacaktı, 5 kat olacaktı. Yani şu anda 20 bin dolar olacaktı. Avrupa Birliği  ortalamalarına yaklaşmıştık. Şu anda yüzde 52-53'ündeyiz. Öbür türlü yüzde 80'ini  bulacaktık, yüzde 90'ına yaklaşacaktık. Yazık değil mi bu ülkeye? İstikrar olsa,  kuvvetli iktidar olsa Türkiye zaman kaybetmese, bürokrasiden zaman kaybetmese,  kısır çekişmelerden zaman kaybetmese, yoluna devam etse, ülkemizde refah artsa,  terör belasından kurtulsak, bundan kim ne kaybedecek?" değerlendirmesini yaptı.

"Kimseye oyunun rengini sormadım"

Binali Yıldırım, "Siz eski yol arkadaşlarınızla da bir araya geldiniz  son dönemde, zaman zaman zaman temas kuruyorsunuz. Mesela Abdullah Gül, Ahmet  Davutoğlu. Bülent Arınç önemli isimler. Önemli görevlerde bulunmuş kişiler. Ne oy  kullanacaklarına dair bir bilginiz var mı? Size bir şey söylediler mi? Ne tahmin  ediyorsunuz bu referandumda? şeklindeki soru üzerine de, şunları söyledi:

"Benim başkasının oyu hakkında hüküm vermem çok büyük nezaketsizlik  olur. Ben kimseye oyunun rengini sormadım. Biz sadece 'evet' vermenin ülkenin  geleceği açısından önemli olduğunu, evetin ne anlama geldiğini, ülkemize neler  kazandıracağını, gençlerimize, torunlarımıza emanet edeceğimiz bu ülkeyi gelecek  kuşaklara ne fayda sağlayacağını anlatıyoruz. Ama mesela Ahmet Bey (Davutoğlu),  anayasa görüşmelerinde, komisyonda, Mecliste destekledi. Biz yol arkadaşıyız, biz  beraber yola çıktık. Abdullah Bey (Gül) bu partinin kurucularındandır. Ahmet Bey  sonradan dahil olmuştur. Ben partinin kurucularındanım. Bizim yol arkadaşlığımız  belirli bir süreye göre değildir. Bu yol arkadaşlığı ahirete kadar gider,  ahirette de biz yine yol arkadaşıyız. Zaman zaman hepimizin hataları olur,  yanlışları olur ama hiç bir arkadaşımız bu yol arkadaşlığına, bu davaya bilerek  ihanet etmemiştir, etmez de... AK Parti'nin farkı da bu... Eski, yeni yok AK  Parti'de. Bu yola beraber çıkmışsak, her zaman beraber yürümeye gayret ediyoruz.  Mesele memleket meselesi olunca gerisi teferruattır."

" 'Evet' çıkacağından tereddüdüm yok"

"Referandumda hayır çıkarsa" şeklindeki soru üzerine Binali Yıldırım,  "Yani 'evet'in suyu mu çıktı? 'Evet' çıkacağından benim zerre kadar tereddüdüm  yok. Milletime çok güveniyorum. Ben 'hayır' grubunun yaptığı gibi korku, kaos,  endişe pompalamak istemiyorum. Vatandaş gidecek, 'hayır' da verecek, 'evet' de  verecek. 'Evet' de veren hayır da veren bizim vatandaşımızın kararları başımız  gözümüz üstüne." dedi.

Yıldırım, "evet" çıkması halinde Türkiye ne kazanacak onu  anlattıklarını ifade ederek, "Onlar ne anlatıyor? 'Evet' çıkmasın, 'hayır'  çıksın. 'Evet' çıkarsa muhtarlıklar kapanacak, minibüs hatları iptal olacak, iş  adamlarının fabrikaları ellerinden alınacak..." diye konuştu.

Halk oylamasında 'hayır' çıkması halinde yabancı yatırımcının  gelmeyeceği yönünde şeyler de söylendiğinin sorulması üzerine Yıldırım, "Yabancı  yatırımcı öngörülebilirliğe bakar. Yabancı yatırımcı ne zaman gelir? Eğer ülkede  istikrar varsa, ülkede güçlü iktidar varsa yabancı yatırımcı gelir. Büyüme keza,  güçlü iktidarlar döneminde olur. Düşük enflasyon, düşük faiz güçlü iktidarlar  döneminde olur." dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, son 14 yıla bakıldığında, bu süre içerisinde  164 milyar dolar yabancı yatırım olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha önceki dönemlerde yılda 1 milyar dolardı. Ne kadar fark var? 14  yılda 14 milyar dolar. Bir önceki 14 yılda. Son 14 yılda AK Parti döneminde 164  milyar dolar. Yani 16 milyar doların üzerinde. Yatırımcısınız siz, yarın bu  ülkede ne olacak? İktidar devam edecek mi? Bir belirsizlik olacak mı, olmayacak  mı? Yatırımcı buna bakar. Kimin iş başında olduğuna bakmaz. Ülkede güçlü yönetim  var mı? Bugün bakın İtalya, bu zayıf iktidarlardan çok çekti yıllarca. En sonunda  2015'te oturdular bir değişiklik yaptılar yasalarında. Yüzde 40'ın altında oy  alamayan iktidar olamayacak diye. Peki bu diktatörlük mü? Bunu yaptılar. Şimdi  yüzde 40 üstünü alınca tek başına iktidar oluyor. Bir tanım getirdiler. Biz onu  da demiyoruz. Biz 50'nin üzerinde alırsan iktidar olacaksın. İtalya'dan daha  yüksek tuttuk çıtayı."

Bütün bunları izah eden bir diyagram olduğunu belirten Yıldırım, bu  diyagram üzerinden Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana büyüme  rakamlarını anlattı.

Yıldırım, 1923-1938 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk  döneminde büyüme rakamının yüzde 7,8 olduğunu, 1938-1950 arasında İnönü döneminde  ise büyüme oranının yüzde 1,9 olduğunu belirterek, şunları anlattı:

"Çok düşük tabii Atatürk dönemine göre. Bunun izahı olabilir. İkinci  Dünya Savaşı, yokluk yılları vesaire. Ben bunu bir olumsuzluk olarak almıyorum.  Bu gerçekleşen bir dönemin şartları. Bakın 1950-1960 arasına bakıyoruz. Dünya  büyümesi yüzde 2,8, Türkiye'de yüzde 6,4 Menderes dönemi. Orada ne var? Tek  başına iktidar var. Tek başına güçlü iktidarda bak 2-3'e katlamış, 1960-1980  arası kısa dönemli Demirel hükümeti var. Daha sonra koalisyon hükümetleri var.  Büyüme dünya ortalamasıyla hemen hemen aynı gitmiş. Yani düşük seyretmiş. 1980'li  yıllardan 1992'ye kadar geliyoruz. Özal iktidarda. Yine güçlü tek başına iktidar.  Dünya ortalaması yüzde 2,9, Türkiye 6,1. Farkı görüyorsunuz. Niye? Tek başına  güçlü iktidar var. Geliyoruz 1992-2001 arası küt diye hemen 2,2'ye düşmüş, dünya  ortalamasının da altında. Dünya ortalaması 3,6. Niye? Zayıf iktidarlar var. Ne  oldu 80'li yıllarda kazandığımızı 90'lı yıllarda kaybettik. 50'li yıllarda  kazandığımızı, 60-70'li yıllarda kaybettik."

AK Parti döneminin olduğu 2002-2016 yılları arasında dünya  ortalamasının yüzde 2,9, Türkiye'nin ise yüzde 5,95 olduğunu kaydeden Yıldırım,  "Yani iki katı. Görüyorsunuz. Bundan sonra ne olacak. Ya böyle gideceğiz, ya  böyle gideceğiz." dedi.

Binali Yıldırım, halk oylamasında 'hayır' çıkması durumunda bu büyüme  oranlarının yüzde 3'lere düşeceğini, 'evet' çıkması halinde ise bundan sonraki  büyüme oranlarının yüzde 7'nin üzerine çıkacağını dile getirdi.

"Kılıçdaroğlu'nu daha uzun süre indireceklerini zannetmiyorum"

Yıldırım, "Evet çıkarsa ana muhalefet partisi bakımından bir siyasi  sonucu olur mu?" sorusu üzerine, "Bana göre iyi bir sonucu olur. En azından yeni  sistemde daha çok gayret ederse, ülke yönetimine talip olma imkanları doğar.  Böyle bir sonuç çıkar. Kendi aralarında ne yaparlar onu bilmem. Parti içinde  zaten çoklu bir yapı var. Ben onların işine karışmam, dışarıdan gözüken şeklini  söylüyorum. Orada sürekli genel başkan potansiyel adaylar var. Onlar da şu anda  hem 'hayır' kampanyası yapıyorlar bir yandan da kendi gelecek planlarını  hazırlıyorlar." dedi.

İç rekabet görüp görmediğine ilişkin soruya da Yıldırım, "Her zaman  olur, bu ayıp bir şey değil, ama CHP'nin genel yapısında bu var. Kılıçdaroğlu'nu  daha uzun süre indireceklerini zannetmiyorum. O, işi sağlama almış...  Delegeler..." karşılığını verdi.

"Halk oylaması için bir hedef birliğimiz var"

Başbakan Binali Yıldırım, MHP'nin sürece desteğini, "MHP, Sayın Genel  Başkanı ve milletvekilleri bu değişiklikte bizimle beraberdi, beraber yola  çıktık, meclis sürecinde, komisyon aşamalarında hep birlikte samimiyetle  çalıştık. Bu değişikliği parlamentodan geçirdik, milletin önüne getirdik. MHP de  'evet' kampanyasını yapıyor. Bizim bu halk oylaması için bir hedef birliğimiz  var. Beraber getirdiğimiz bu teklifin halk oylamasında vatandaşlarımızın, gerek  ülkücü, milliyetçi, MHP'ye gönül vermiş, gerekse AK Parti'ye gönül vermiş  vatandaşlarımızın 'evet' oylarıyla en azından kabul edilmesi ama bununla da  sınırlı değil." şeklinde değerlendirdi.

CHP'ye gönül veren vatandaşlardan destek talep ettiklerini ifade eden  Yıldırım, şu çağrıda bulundu:

"Destek vereceklerine inanıyoruz. Aynı şekilde geçmişte 'HDP Türkiye  partisi oldu, artık bölücülüğün tarafında değil', düşüncesiyle oy veren  vatandaşlarımızdan, Doğu, Güneydoğu veya büyükşehirlerde bu değişikliğe 'evet'  vermelerini istiyoruz. Aynı şekilde Saadet Partisi, BBP'ye, diğer partilere gönül  veren vatandaşlarımızın da 'evet' vermesini istiyoruz. Bu bir seçim değil. Burada  partiler yok, adaylar yok, partiler seçime girmiyor. Türkiye'nin geleceğini  oyluyoruz. Türkiye gelecekte darbe, kaos tehditleriyle, FETÖ'nün, PKK'nın DEAŞ'ın  tehditleriyle uğraşmaya devam mı edecek yoksa güçlü iktidarla bunları bertaraf  edecek, bütün gücünü, enerjisini, büyümeye, kalkınmaya, 80 milyonun birliğine,  beraberliğine, kardeşliğine mi harcayacak, bunun kararını vereceğiz. Onun için  hangi partiye gönül verirse versin, hangi partiye oy vermiş olursa olsun bütün  vatandaşlarımdan talebim, bu, Türkiye'nin, gençlerimizin, çocuklarımızın,  torunlarımızın geleceği, bir olalım, beraber olalım,Türkiye'nin geleceğini  birlikte inşa edelim. 'Bu geleceğin oluşturulmasında benim de katkım, payım var'  demenin onurunu, gururunu birlikte yaşayalım."

"Dağ karar verdi, dağ ne diyorsa onu yaptılar"

Yıldırım, "Arzu ettiğiniz oranda 'evet' çıkarsa referandumdan sonra  Kürt meselesinin çözümünde barışçı ve demokratik yöntemlerle daha fazla özgürlük  alanlarının genişletilmesi ve yöre haklının veya Kürt seçmenlerin beklentilerini  karşılamak yönünde önemli adım, rahatlatıcı adım beklenebilir mi?" sorusunu şöyle  yanıtladı:

"Bunun referandumla alakası yok. Doğuda, Güneydoğu'da şunu açık seçik  görüyoruz. Oradaki PKK'nın bölgede yaşayan vatandaşlarımız üzerindeki zulmünü,  tehdidini, korkutmasını kaldırdık zaten. Vatandaş rahatladı. Eskiden de  gidiyorduk Van'a, Diyarbakır'a, Bitlis'e, Muş'a, Hakkari'ye, Şırnak'a, bırakın  bayrağı çıkıp dalgalandırmak bizi gördüğü zaman içeri giriyor kapıyı kapatıyordu.  Bizimle görülürse sonradan hayatı tehlikeye gireceği için, terör örgütünün  korkusundan, onların şirretinden saklanacak yer arıyordu. Bunlar bitti, vatandaş  özgüveniyle bayrağı elinde, teröre lanet okuyor. Teröristler, onların taraftarı  olan bölücü partinin mensupları geldi mi 'Gelmeyin' diyor, onları uzaklaştırıyor.  O hale geldi. Çözüm, terör örgütünü, PKK'yı vatandaşlarımızla devlet arasından  çıkarmaktır. Bu ülkenin her karış toprağına vatandaşımızın, doğuda, kuzeyde,  güneyde, nerede olursa olsun rahatça gidebilmesidir, iş kurabilmesidir, eğitim  yapabilmesidir, geleceğini inşa etmesidir, terör diye bir korkuyu  hissetmemesidir. Çözüm budur."

"Özellikle HDP'li bazı milletvekillerinin, önemli bazı isimlerin  tutuklulukları ve onlarla ilgili hukuki süreçlerden ötürü HDP tabanında bir hayal  kırıklığı, kırgınlık var mıdır? O tabana yönelik çağrınız var mı?" soruları  üzerine Yıldırım, şunları söyledi:

"HDP, 7 Haziran öncesi bugün CHP'nin taktiği gibi bir taktik uyguladı.  'Biz Türkiye partisi olduk, teröre mesafeliyiz' falan dedi, millet de ciddi bir  destek verdi. Ama ne oldu? Hemen seçimden sonra 'Biz sırtımızı Kandil'e yasladık.  PKK tükürükle sizi boğar'... Ceylanpınar'da iki genç fidan polisimizi uykuda  şehit ettiler. Ondan sonra her şey değişti. 22 Temmuz 2015... Bir parça  canlanınca iradeleri kendinde değil, dağın emrinde. Dağ karar verdi, dağ ne  diyorsa onu yaptılar. Eğer özgür iradeleriyle hareket etselerdi, onlara oy veren  milyonlarca vatandaşımızın taleplerine dikkat etselerdi siyaset yaparlardı.  Türkiye'de herkes siyaset yapıyor. Kendi iradeleri olmayınca, terör örgütünün bir  anlamda esareti altına girince Türkiye' siyaset yapamazlar ve nitekim  yapamadılar. 100'e yakın belediye aldılar. Ne oldu? Milletin verdiği paralar,  gönderilen paralar, verilen vergiler, o şehrin güzelleşmesine, orada yaşayanların  hayatının kolaylaştırılmasına harcanacakken, dağa gönderildi, çukurlar kazıldı,  binalar yerle bir edildi, insanlar göçe zorlandı. Yazık değil mi bu insanlara?  Hem destek verecekler hem oy verecekler, hizmet beklerken bir de zulüm  görecekler. Bütün bunlar ortadan kalktı.

Türklüğünle, Kürtlüğünle, Caferiysen, Aleviysen, Sünniysen, iftihar et  kardeşim, o senin şeref belgendir. Ama bir şeyle daha iftihar edeceğiz, ay  yıldızlı bayrağımız ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz. Bu bizim ortak değerimiz.  Bu değerlere hepimiz sımsıkı sarılacağız. Nitekim sarıldık. 15 Temmuz'da sadece  İstanbul Boğaz Köprüsü'nde değil, Vatan Caddesi'nde değil, Vezneciler'de değil,  Ankara Kızılay Meydanı'nda değil, Diyarbakır'ın meydanlarında da Van'ın  meydanında da Hakkari'de de yurdun her köşesinde insanlar meydanlardaydı, ülkeye,  hükümete, cumhurbaşkanına sahip çıktı, darbecilere gereken dersi verdi. 1 ay  nöbet tuttu insanlar. Gündüz çalıştılar, çabaladılar, ekmeklerini kazandılar,  akşam gelip demokrasi nöbetleri tuttular. Bütün bunlar ortadayken, biz bu millete  ne yapsak azdır. Çözüm, PKK terör örgütünün yok olup, gitmesidir. Her türlü terör  örgütünün bu ülkeden yok olup gitmedir. Onun dışında doğuda da batıda da yaşayan  hepsi birinci sınıf vatandaştır, başımızın tacıdır. Vatandaşları sınıflandıracak  halimiz yok."

(Trump yönetiminin FETÖ'ye karşı tutumu)
 
"Açıkçası  bu konuyu biz dile getirdik Amerikan Dışişleri Bakanına, o da 'konu yargıda, biz  de takip ediyoruz' gibisinden genel geçer bir cevap verdi, bizim henüz  istediğimiz düzeyde bir gelişme yok ama biz işin peşini bırakmayacağız."  
 
(Adil Öksüz'ün Türkiye'de bir ülkenin diplomatik  temsilciliğinde saklandığı iddiaları)
 
"Tabii her yerde aranıyor. Böyle  bulunamayınca da bu ve buna benzer iddialar da sıkça ortaya atılıyor. Ama biz  işin peşindeyiz. Nerede olursa olsun aranıp bulunacak. Ölüsü yahut dirisi... Bu  yeni bir iddiadır, her türlü iddiayı ciddiye alıyoruz ve üzerinde titiz bir  şekilde değerlendirme yapıyoruz."
 
(Halkbank genel müdür yardımcısının ABD'de  tutuklanması)
 
"Şimdi tabii bu da ilginç bir durum, bu da çok anlaşılır bir şey  değil. Bu arkadaş 2014'ten bu yana 7-8 sefer gitmiş gelmiş. O vakte kadar hiçbir  şey olmuyor, bu sefer tutuklanıyor. Tutuklanma sebebi de Rıza Zarrab davası.  İran'a ambargoyu ihlal edecek bir takım para transferlerinde imzası olması, iddia  bu. Peki bu yeni bir şey değil ki o zaman yapmadınız da şimdi yaptınız? Burada da  bir FETÖ ayağı var. Burada FETÖ'nün bir oyunu, bir tezgahı olduğu çok  aşikar."
 
"Herkesin bugünlerde daha sorumlu davranması lazım. Duyarlı davranması lazım. Milletin duyarlılığına saygı gösterilmesi lazım.  Milletimiz bu konularda diri, çok uyanık, en ufak bir hareketlenmede hemen  arıyorlar, 'efendim bizim birlikte izinler kaldırıldı aman dikkat edin'. Bu da  iyi bir şey değil. Sürekli 'acaba bu gece bir şey mi olacak' korkusuyla insanları  tedirgin etmeye hakkımız yok."
 
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım,  "Avrupa ile ilişkileri gerçekçi bir boyutta ele almamız lazım. Şu son 2 ayda  yaşadıklarımız ortada. Bölücü terör örgütlerine, PKK'ya, FETÖ’ye ve DHKP-C gibi  aşırı solcu örgütlere verdikleri hakları, gösterdikleri müsamahayı maalesef  Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanlarına, milletvekillerine ve vatandaşlarına  göstermiyorlar. Avrupa burada 'Avrupa değerleri' diye çok sıkça söz ettiği bu  değerleri rafa kaldırdı. Ne fikir özgürlüğü, ne demokrasi, ne insan hakları,  hepsini maalesef bir kenara bıraktı." dedi. 
 
Bölge dışındaki ülkelerin birtakım projeleri var
 
Cumhurbaşkanlığı  sisteminin Türkiye'nin geleceği açısından ne kadar önemli olduğuna dikkati çekerek, "Bölgede birtakım hesaplar, kitaplar yapılıyor. Bölgedeki ülkeler  tarafından değil. Bölge dışındaki ülkeler tarafından bölgeye yönelik birtakım  gelecek projeleri var. Bu projeler  Türkiye'nin hayrına, iyiliğine projeler  değil. PKK'dan, YPG'den, PYD'den destek alıyorlar. Ve bununla maalesef bizim  canımızı yakıyorlar. İnsanlarımıza saldırıyorlar. Biz bunu biliyoruz.  Müttefiklerimize bunu her fırsatta söylüyoruz." diye konuştu.
 
Bölgede bir oldu bitti yapılmasına, birtakım yapay devletçikler  oluşturulmasına razı olmadıklarını dile getiren Yıldırım, "Çünkü bu bölgenin  istikrarına katkı sağlamaz, bölgedeki bugünkü kaosu, kargaşayı, savaşı bitirmez.  Daha da azdırır. Düşünün işte Araplar ayrı, Kürtler ayrı, Ezidiler ayrı, Türkmenler ayrı, Nusayriler ayrı, Keldaniler ayrı... Hepsi parça parça olmuş bir  bölge. Oradan hayır gelir mi? Oradan huzur gelir mi? Gelmez. Yani büyük ülkeler  zannediyor musunuz ki bu bölgeyi çok sevdikleri için buradalar." ifadelerini  kullandı.
 
Türkiye'nin bölgede hiçbir zaman yalnız kalmayacağını aktaran  Yıldırım, Türkiye'nin en büyük gücü kendisinden, coğrafi konumundan aldığını ve  Türkiye'nin bütün bölgenin ve bunun yanı sıra Avrupa'nın da sigortası olduğunu  kaydetti.
 
Şu anda Türkiye'nin Suriye'deki olup bitenleri izleyen değil, bu  gelişmeler konusunda aktif olarak pozisyon alan ve karar süreçlerine katılan bir  ülke olduğunu aktaran Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"Fırat Kalkanı ile biz bunu yaptık. Bizim kadar bölgede DEAŞ'la etkin  mücadele eden başka ülke yok. 63 ülke birden Musul'da mücadele ediyor. Daha bir  sonuç almış değiller. Ama biz girdik, 3 bine yakın teröristi etkisiz hale  getirdik ve oradan ülkemize gelen tehditleri durdurduk. İnsanlarımızın füzelerle,  roketlerle hayatının sona ermesinin önüne geçtik. Fırat Kalkanı, 2 bin  kilometrekarelik Cerablus'tan El Bab'a kadar olan bölgenin teminat altına  alınması ve bölgede yeni bir terör oluşumunun önüne geçilmesiydi. Onu tamamladık.  Aynı zamanda sınır güvenliğimizin sağlanması, işte ülkemize geçen Suriyelilerin  tekrar dönüp yerleşmesiydi. Şu ana kadar 60 bin kadarı gitti. Ama tabii oranın  kapasitesi sınırlı. Suriye’de tam bir kalıcı siyasi çözüm olmadan çok fazla  insanın gitmesini beklemiyoruz. Onun için de bir an önce Astana ateşkes  görüşmeleriyle beraber Cenevre görüşmelerinde kalıcı siyasi çözüm olması için  Birleşmiş Milletleri, diğer ülkeleri bir araya getiriyoruz ve bir çözüm oluşması  için gayret ediyoruz."
 
Türkiye'nin bölge üzerinde herhangi bir yayılma emelinin, amacının  olmadığının altını çizen Yıldırım, "Bölgede otorite boşluğu sona ersin, ölümler  dursun, barış, huzur gelsin. Bizim de bin 365 kilometre hududumuz var, sınırımız  var, sınır şeridimiz var Irak ve Suriye ile. Dolayısıyla buradaki herhangi bir karışıklık, herhangi bir savaş, herhangi bir otorite boşluğu doğrudan bize tehdit  oluşturuyor her bakımdan. Biz hiçbir oldu bittiye izin vermeyiz. Ülkemize gelecek  tehdit ister kendi toprağımızdan olsun, ister kendi topraklarımız dışında  oluşsun, gereken cevabı anında veririz. Kim kimi desteklerse desteklesin bizi  ilgilendirmez. Bizim canımızı yakmaya çalışan, bizim ülkemizin bütünlüğüne, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine tehdit olan her türlü unsurla biz baş  edecek gücümüz var ve şartlar ne zaman gelirse gereğini yaparız. Hiç kimseden  ayrıca izin almak gibi bir durumumuz olmaz bunu herkesin bilmesi lazım." dedi.
 
Avrupa ile ilişkiler
 
Avrupa ile ilişkilerin gerçekçi bir boyutta ele alınması gerektiğini  anlatan Yıldırım, şu son 2 ayda yaşananların ortada olduğunu, Avrupa ülkelerinin  PKK'ya, FETÖ’ye ve DHKP-C gibi aşırı solcu örgütlere verdikleri hakları,  gösterdikleri müsamahayı maalesef Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanlarına,  milletvekillerine ve vatandaşlarına göstermediklerini belirtti.
 
Yıldırım, Avrupa'nın "Avrupa değerleri" diye çok sıkça söz ettiği  değerleri rafa kaldırdığını, fikir özgürlüğünü, demokrasiyi, insan haklarını bir  kenara bıraktığını söyledi.
 
Hollanda'da insanların üzerine atlarla, itlerle saldırıldığını aktaran  Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bakanımızın konsolosluğumuza girişine izin vermediler,  milletvekillerimize salon vermediler. Ama diğer yandan bakıyoruz bölücü başının  posteri meydanlarda paçavraları ve binlerce PKK'lı, PKK sempatizanı, FETÖ mensubu  Türkiye aleyhinde kampanya yapıyor. Kandil’den video konferansla bölücü terör  örgütü ileri gelen yöneticilere bağlanıyor. Orada ses seda yok. Orada  huzursuzluk, karışık yok, yasak yok. Ama konu Türkiye'nin resmi makamları,  bakanlar, milletvekilleri olunca maalesef birden bire güvenlik konusu ön plana  çıkıyor, toplumsal olaylar bahane ediliyor, yasaklar geliyor. İsviçre’de silah  dayamış 'Erdoğan'ı öldürün' diyor. Böyle bir şey olur mu ? Avrupa'da Almanya'da  gazeteler Türkçe çıkıyor. Adamlar oturuyorlar, üşenmiyorlar, adam buluyorlar  Türkçe gazete yapıyorlar, gazetelerin manşetleri Türkçe; ‘Hayır’ oyu verin. Size  ne kardeşim, size ne Türkiye'nin neye karar vereceğini, hangi yola gideceğine siz  mi karar vereceksiniz? Böyle kepazelik olur mu? Bir yandan da 'bizim iç  işlerimize karışmayın' diyorlar. Önce siz eğer Avrupa değeri diyorsanız, Avrupa  demokrasinin beşiği diyorsanız. Önce siz Türkiye'nin, Türk insanın kararına saygı  duyacaksınız. Onu etkilemek, yönlendirmek için özel gayret göstermeyeceksiniz.  Türkiye düşmanlarına kucak açmayacaksınız. Biz Avrupa'dan bunu bekliyoruz."
 
Başbakan Yıldırım, bütün bunların oturulup konuşulacağını dile  getirerek, "Böyle devam edemeyiz. Biz vatandaşımızın, milletimizin dediği işi  yaparız. Milletimiz ne derse o yönde yürürüz. Onun dışında biz bir şey yapamayız,  başka bir karar veremeyiz. Önce değerlendirilecek referandumdan önce. Bakın, bu  yol yol değildir, bu gidişat gidişat değildir. Siz gerçekten Avrupa Birliği’ne  Türkiye'yi almak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Önce bu konuşulacak. Açık  seçik. Burası bir Hristiyan kulübü mü? Siz bir Müslüman ülkeyi bünyenize almak  istiyor musunuz, istemiyor musunuz? 60. kuruluş yıl dönümünde gördük. Vatikan'da  hepsi vaaz dinleyen çocuklar gibi papanın önüne oturmuş, uslu uslu dinliyorlar.  Böyle bir görüntü bize uymaz. Bizde laiklik var, demokrasi var, din devlet işleri  birbirine karıştırılmaz. Dini değerler eğer her şeyin üzerindeyse yönetimlerde  bunun adına ne denir? Bizde de dini değerlerimiz her şeyimizin üzerinde,  başımızın üzerinde. Ama dini değerlerle siyaset yaptığımız zaman bu sefer işin  içinden çıkamayız.  Laikliğin özü budur. Laikliğin özü; insan Müslüman olur,  insan az inançlı olur, çok inançlı olur, beş vaktini kılar, kılmaz, inanmaz...  Bunların hepsi mümkün. Bunlar bizim zati meselelerimizdir. Bunu dayatmaya  çalışırsak, topluma bunu bir kural olarak koymaya kalkarsak o toplumda huzur  bozulur. Onun için dini konular, mezhep konuları asla ve asla bir yönetim  meselesi olmamalı veya böyle bir görüntü verilmemelidir."
 
FETÖ terörünün bu yüzden yaşandığını aktaran Yıldırım, "Bunlar da dini  duyguları sömüre sömüre, maalesef elde ettikleri bütün kaynakları aldılar,  ülkemizin düşmanlarıyla birlikte bu planları kurdular. Dinin istismar  edilmesinden ders alınması, biz mutlaka ve mutlaka  bu acı tecrübeyi dikkate alıp  gerekli tedbirlerimizi alıyoruz. Almaya da devam edeceğiz. Mecburuz almaya. Aksi  halde başka bir alanda tekrar bu zuhur edebilir. Bunların da ortaya çıkmaması,  bunların faaliyet alanlarının dışına çıkmaması, bunların olacak. Olacak ama meşru  şekilde faaliyetlerini sürdürecekler. Ülke yönetmeye heveslenmeyecekler,. Çok  güçlenince 'vay ben neymişim' deyip, 'her şeyi hallederiz, yaparız, ederiz,  iktidarları değiştiririz' diyemeyecekler. Bir zaman medya yapıyordu bunu  biliyorsunuz. Manşetler atılıyordu. 28 Şubat'ta bunu gördük. Bizim dönemimizde de  oldu bir dönem, 2007'ye kadar. Bütün bunların olmamasının yolu dönüp dolaşıp  oraya geliyor. Güçlü iktidar ve istikrar ve güven. Onun yolu da tek başına  iktidar." diye konuştu.
 
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım,  Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın ABD'de tutuklanmasına  ilişkin, "Şimdi tabii bu da ilginç bir durum, bu da çok anlaşılır bir şey değil.  Bu arkadaş 2014'ten bu yana 7-8 sefer gitmiş gelmiş. O vakte kadar hiçbir şey  olmuyor, bu sefer tutuklanıyor. Tutuklanma sebebi de Rıza Zarrab davası. İran'a  ambargoyu ihlal edecek bir takım para transferlerinde imzası olması, iddia bu.  Peki bu yeni bir şey değil ki o zaman yapmadınız da şimdi yaptınız? Burada da bir  FETÖ ayağı var. Burada FETÖ'nün bir oyunu, bir tezgahı olduğu çok aşikar." dedi.
 
"Angela Merkel'le görüştük"
 
Bazı Batı ülkeleriyle  yaşanan sorunlardan sonra liderlerin kendilerini arayıp, aramadığının sorulması üzerine, Almanya Başbakanı Angela Merkel'le telefonda görüştüğünü, yapılanların  doğru olmadığını, kampanya döneminde çifte standart yapılmaması gerektiğini,  gidenlere zorluk çıkartılmaması gerektiğini söylediğini ve onların da bu konuda  yerel, federal hükümetlerin, yerel yönetimlerin bazı kararları olduğunu,  karışamayacaklarını, olmaması için de bundan sonra gelecekler hakkında  kendilerine bilgi verilmesini istediğini anlattı.
 
Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile de görüştüğünü dile getiren  Yıldırım, onun dışında başka kimseyle görüşmediklerini, böyle bir ihtiyaç da  olmadığını dile getirdi.
 
Yıldırım, halk oylaması konusunda ise değişikliğe 'hayır' diyenler de  dahil herkesin konuyu anlatmasını istediklerini belirterek, şöyle devam etti:
 
"Maalesef içerik konuşulmuyor. Ben buna üzülüyorum. İçeriği konuşalım  ve doğru konuşalım. Bu yok. Efendim 'nasıl insanların kafasını çeleriz. Bir  anlamda onların düşüncelerini değiştiririz.' Tamam bu da hakkınız ancak bunu  yaparken yalana dolana başvurmayacağız. Daima doğruları söyleyeceğiz. Türkiye'nin  bugün birliğe, beraberliğe geçmişten daha çok ihtiyacı var. İçeride 3 tane terör  örgütüyle mücadele ediyoruz. FETÖ, PKK, DEAŞ. Suriye'deki savaş 6 yılını  doldurdu. Irak’ta yine istikrarsız bir durum var. Görüyorsunuz. Bir de şimdi Irak  Kuzey Kürt Bölgesel yönetimi durup dururken kendi bayraklarını çekti. Yanlış  bir  şey bu. Bu Irak anayasasına da Kerkük’ün bugüne kadarki tarihi geçmişine de  aykırıdır. Kerkük Türkmen yurdudur. Kerkük'te Araplar var. Sadece Kürtler yok.  Arapların, Türkmenlerin itirazına rağmen bu kararı aldılar. Bu kararın bir anlamı  yok. Irak merkezi yönetimi bir karar aldı. 'Tanımıyoruz' dedi. 'Irak bayrağından  bir başka bayrak çekilmez' dedi."
 
"Türkiye'nin bu konudaki ciddiyetinin tam olarak farkında değiller  mi?" sorusunu Yıldırım, "Bizim ilişkiler ayrı bir şey. Terörle mücadele  bakımından bizim orada askeri varlıklarımız var. Bu mücadelemizi yapıyoruz. O  ayrı bir şey. İşin diğer tarafı başka. Bu arada bir alan genişletme, bir fiili  durum oluşturma kabul edilecek bir şey değil. Bu kararı almadan önce resmi  yollardan, diplomatik yollardan uyarılarımızı yaptık. Ondan sonra yine yaptık. Bu  konuda Irak hükümetinin yanındayız. Bu alınan kararı doğru bulmuyoruz ve  düzeltilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Gerekirse bundan sonra başka araçlar da  BM de diğer kurumlar da devreye girebilir." diye yanıtladı.
 
Başbakan Yıldırım, konuyla ilgili Irak Başbakanı Haydar el İbadi ile  dün 45 dakika kadar görüştüklerini ve Bağdat yönetimiyle tamamen görüş birliği  içinde olduklarını vurguladı.
 
Yapılan bu "oldu bittiyi, fiili durumu" kabul etmediklerini kaydeden  Yıldırım, "Kerkük’ün demografik yapısını değiştirecek, oradaki Türkmenleri,  Arapları yok sayan böyle bir kararı doğru bulmuyoruz. Bunun Irak anayasasına  aykırı bir karar olduğu da aşikardır. Aynı zamanda bölge ülkeleri, sadece Türkiye  değil, İran’ın da bu konuda gerekli aktif katkıyı yapması lazım.  İranı’ın da bu  konuda komşu ülkelerden biri olarak gerekli net tavrı göstermesi gerektiğini  düşünüyorum. Belki de yapmıştır. Takip edemedim." değerlendirmesini yaptı.
 
"Amerika'yla FETÖ konusunda istediğimiz düzeyde gelişme yok"
 
Yıldırım, FETÖ ile ilgili yeni Amerikan yönetiminin tutumunun  sorulması üzerine şunları anlattı:
 
"Amerikan Dışişleri Bakanına bu konuyu dile getirdik. O da işte, 'konu  yargıda. Biz de takip ediyoruz' gibisinden genel genel geçer bir cevap verdi.  Bizim henüz istediğimiz düzeyde bir gelişme yok. Ama biz işin peşini  bırakmayacağız. Şu klasik laf, 'yani bunlar yargının işi, hukukun işi. Onlar da  gerekli çalışmayı yapıyor. 'Siz zaten gerekli dokümanları, delilleri verdiniz.  Yargı gerekli çalışmayı yapıyor.' Bu hep söylenen şeydir ama burada bir irade  konmasını bekliyoruz ve bu sürecin hızlandırılmasını bekliyoruz. Amerika ile  ilişkilerimizi zedeleyen bir kaç konu var.  Birisi bu FETÖ, ikincisi PYD-YPG  meselesi, üçüncüsü de Türkiye kamuoyunun Amerika'ya karşı olan kaybolmuş  güveninin yeniden kazanılması meselesidir. Bunları yapmak için ABD’nin iki şey  yapması lazım. FETÖ konusunda daha net, kararlı olması. PYD-YPG işbirliği konusu  bizim için çok önemli. O konuda net durmalı. Bize zarar veren bir terör örgütüyle  iş birliğine devam ettirmemelidir. Bunları her seviyede, Cumhurbaşkanımız, biz,  Dışişleri Bakanımız, her seviyede, görüşmede aktardık. Biz üzerimize düşeni  yaptık. Bundan sonra karar onların."
 
Bu konuda bir tutum değişikliliği olmaması, aynı tavrın sürdürülmesi  durumunda ABD ve Türkiye ilişkilerinde ne olacağının sorulması üzerine Yıldırım,  "Onu o zaman göreceğiz. Henüz şu anda  sonuç o yönde tecelli etmediği için erken  bir hüküm vermeyelim."dedi.
 
"Adil Öksüz nerede olursa olsun bulunacak"
 
Başbakan Binali Yıldırım, Adil Öksüz'ün Türkiye'de bir ülkenin  diplomatik temsilciliğinde saklandığı iddialarına ilişkin, "Tabii her yerde  aranıyor. Böyle bulunamayınca da bu ve buna benzer iddialar da sıkça ortaya  atılıyor. Ama biz işin peşindeyiz. Nerede olursa olsun aranıp bulunacak. Ölüsü  yahut dirisi... Bu yeni bir iddiadır, her türlü iddiayı ciddiye alıyoruz ve  üzerinde titiz bir şekilde değerlendirme yapıyoruz." görüşünü paylaştı.
 
"FETÖ"nün siyasi ayağı ve ByLock'cu milletvekilleri, bakanlar olduğu  yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine ise Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal  Kılıçdaroğlu'nun zaman zaman bunu söylediğini anımsatarak, şunları söyledi:
 
"Ben 'yok' diyorum. Çok açıkça. Olanlar için biz gerekeni yaptık.  Belediye başkanları, meclis üyeleri, partimiz içindeki bazı kademelerdeki  yöneticilerin gereğini, temizliği yaptık ama bizim bilmediğimiz bir şey var da  Kılıçdaroğlu biliyorsa açıklasın. Buradan açıkça söylüyorum. Açıklasın. Biz  üzülmeyiz, kızmayız. Buyursun açıklasın. Ben 'yok' diyorum eğer buna rağmen 'var'  diyorsa buyursun açıklasın. Milletin aklını karıştırmasın. Kimseyi korumayız.  İster milletvekili, ister babamın oğlu olsun. FETÖ ile ilişkisi olan kimseyi  kayırmayız. Bize açıklamıyorsa götürsün savcılara versin. Var mı böyle bir şey?  İki de bir bunu tekrar edip durmasın."
 
Tutuklu gazeteciler durumu
 
Başbakan Yıldırım, tutuklu gazeteciler konusunda zaman zaman  eleştirilerin geldiğinin hatırlatılması üzerine Türkiye'nin bir darbe girişimi  atlattığını, şehit ve gazilerin yanı sıra binlerce kişinin de tutuklu olduğunu  anımsattı.
 
Yıldırım, şöyle devam etti:
 
"Birçok dava açıldı. Davalar görülüyor. Tabii bunların dosyalarının  hazırlanması, delillerinin toplanması var. Bu işin uzatılmaması gerektiğini  söyleyen benim. Hatırlarsanız kamuoyuna kaç sefer, 'Kardeşim bu darbeyi yapanlar  belli. Ne bekliyorsun, daha ne delili topluyorsunuz? Bir an önce hükmü verin.  Milletin de bir yüreği soğusun, rahatlasın.' Bunu diyen benim. Bunun için davalar, tutukluluk süreleri uzamasın, yargılama gecikmesin diye darbe olmasına  karşın, darbeden 5 gün sonra istinaf, bölge mahkemelerini kurduk. Niye? İşte her  şey görülüyor. Geliyor Danıştay'a Yargıtay'a oraya buraya, dosyalar birikiyor.  Yıllar geçiyor. Hüküm verilmiyor, mağduriyetler artıyor. Bütün bunları  iyileştiriyoruz. İmkanlar geliştikçe bu süreler azalacak. Şimdi bu gazeteci  tutuklama işi bunlar tamamen Batı'nın tezviratları. Gazetecinin işi terör  örgütüne lojistik destek yapmak mıdır? Terörün Kandil'deki ele başlarıyla  görüşmek, onlara bilgi aktarmak mıdır? Yani gazeteci kimliği var diye her şeyi  yapma hakkınız mı var? Terör örgütleriyle iç içe olma, teröre destek verme  hakkınız mı var? Öyle bir şey olmaz. Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk  devletlerinde insanları bağlayan kanunlardır.  Kanunlara uygun hareket etmeyen  kimse cezalandırılır. Gazetecilerin suç işleme hakkı olamaz. Siz de  gazetecisiniz. Böyle bir hakkınız var mı? Niye sizi gelmiyorlar? Demek ki herkese   gelmiyorlar. Bir şey yapıyorsa geliyor. Yoksa niye gelsin?"
 
Halkbank genel müdür yardımcısının tutuklanması
 
Yıldırım, "Halkbank genel müdür yardımcısının tutuklanmasıyla ilgili  yeni bir gelişme var mı?" sorusu üzerine, bunun ilginç bir durum olduğunu,  anlaşılır bir şey olmadığını söyledi.
 
Söz konusu kişinin 2014'’ten bu yana  7-8 kez Amerika'ya gidip  geldiğini kaydeden Yıldırım, "Rıza Zarrab davası başladıktan sonra gidip gelmiş.  İşte orada bankalarla görüşmeler, bir takım anlaşmalar yapmak için gitmiş gelmiş.  Bu vakte kadar bir şey olmuyor, bu sefer tutuklanıyor. Tutuklanma sebebi de Rıza  Zarrab davası. İran'a ambargoyu ihlal edecek bir takım para transferlerinde  imzası olması. İddia bu. Peki bu yeni bir şey değil ki. O zaman niye yapmadınız  da şimdi yaptınız? Burada da bir FETÖ ayağı var. Burada da FETÖ'nün bir oyunu,  tezgahı olduğu çok aşikar. Bu aşamada yapılacak nedir? Avukat tutuldu. Hukuki  destek veriliyor. Gerekli çalışmalar yapılıyor. Banka kendisi avukat tuttu. O  desteği veriyor. Biz siyasi, diplomatik olarak ilgili makamlara bu işin yanlış  olduğunu, düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz." ifadelerini kullandı.
 
OHAL'in uzatılıp, uzatılmayacağı konusu
 
"OHAL ne zaman sona erer?" sorusu üzerine Başbakan Yıldırım, OHAL'i  ilk ilan ettiklerinde, "Bunu millete ilan etmiyoruz. Kendimize ilan ediyoruz."  dediklerini hatırlattı.
 
FETÖ, PKK, DEAŞ’la mücadelede herhangi bir risk ortada kalmayacak  şekilde gerekli çalışmaları yapmak ve toplumdaki endişeleri sona erdirmek için  bunu başlattıklarının altını çizen Yıldırım, "Bakın ne zaman sonra erecek  diyorsunuz.? İki de bir laf çıkartıyorlar. 'Bu gece darbe olacak. Orada şu  toplanıyor. Burada şu geliyor.' İnsanlar bu korkuyla yaşamayla devam mı etsin?   Bunları ortadan kaldırmak, milleti huzura tam anlamıyla kavuşturana kadar devam  edecek. Size soruyorum, olağanüstü hal sizin hayatınızda ne gibi olumsuzluk  getirdi? 19 Temmuz'da OHAL ilan edildi. O günden bugüne daha önce yapıp da  yapamadığınız ne var?" dedi.
 
Yıldırım, sadece, "gri pasaport kullanırken kurumdan yazı alınması  için uğraşıldığı" cevabının verilmesi üzerine de "O da güvenlik için. Tedbir  amaçlı bu. Bunun dışında günlük hayatta kimsenin herhangi şekilde ticareti zarar  görmüyor. İstediği kararları alıyor. Yurt içinde istediği seyahatleri yapıyor.  OHAL devleti bu terör artıklarından temizlemek amacıyla yapılmış bir şeydir. 19  Nisan’da süresi doluyor. Ondan önce MGK toplanacak." ifadelerini kullandı.
 
"Siz kaldırılmasının yakın olduğunu düşünüyor musunuz?" yönündeki  soruya Başbakan Yıldırım, "Tek başıma bunu beyan etmem doğru olmaz.  Cumhurbaşkanımızın başkanlığında bir kurul toplanacak. İlgili bakanlar, kurumlar  gelecek. Güvenlik, istihbarat, hukuki değerlendirmeler yapılacak. Her türlü şey  ortaya konulacak. Bir karar alınacak. Onun için şimdiden açıklamam yanlış olur."  yanıtını verdi.
 
"1 Nisan" reklamı
 
Bir şirketin 1 Nisan'la ilgili reklamının hatırlatılması üzerine Başbakan Yıldırım, şunları söyledi:
 
"Görmedim ama duydum. İzlemedim. Anlatıldı. Yersiz, anlamsız insanlara  bir anlamda darbe günlerini hatırlatan bir takım ifadeler varmış. Bir hesaplaşma  falan. Ondan bahsediliyormuş. Ablalar abiler bilmem ne. Bir takım yersiz laflar  içeren ve zaten toplumda bir tedirginlik var. Bunu tetikleyen talihsiz bir reklam  diyelim. Hakikaten 1 nisan şakası gibi geliyor insana. Ama galiba zaten Ülker de  yaptığı bir açıklamayla yanlış olduğunu ifade etmiş. Tabii bunlara herkesin  bugünlerde daha sorumlu, duyarlı davranması lazım. Milletin duyarlılığına saygı  duyulması lazım. Milletimiz bu konularda çok diri, uyanık. En ufak bir  hareketlenmede hemen arıyorlar. Beni arıyorlar, 'Efendim bugün bizim birlikte  izinler kaldırıldı. Aman dikkat edin.' Bu da iyi bir şey değil. Sürekli acaba 'bu  gece bir şey mi olacak?' korkusuyla insanları tedirgin etmeye hakkımız yok.  Efendim, 'Pensilvanya'dan şifreli mesajlar geliyor. Burada o şifreleri çözen  sözüm ona uzmanlar var. İşte hocaefendi şunu dedi, bunu dedi' falan diye yorumlar  yapıyorlar. Efendim kahve falı gibi bir şey. İşte derler ya '3 vakte kadar şu  olacak, bu olacak.' Bunlarla milletin kafasını yormaya lüzum yok. Bunların hepsi  züğürt tesellisi. Bu millet 15 Temmuz'da ne yapacağını ortaya koydu. Milletimiz  rahat olsun. Biz milletimiz adına nöbetteyiz. Milletimizin sorumluluğu bizim  omzumuzda.  Onların rahat uyuması, yaşaması için nöbetteyiz, görevdeyiz. Ama tüm  bunlara rağmen çılgınlığın mevzuatı yok. Tarifesi de yok. Biri çılgınlık  yapabilir. Yaparsa da bunu karşılığını alır, bedelini öder. Bu kadar basit."
 
"Onlara gidip 'hayır verin' diyorsun ama..."
 
CHP'nin 18  yaşında milletvekili seçilmesine karşı çıktığını anımsatarak, CHP'nin 19, 20, 21,  22, 23, 24 yaşa da karşı olduğunu söyledi. Yıldırım, 9 milyon seçmen bulunduğunu, bunun nüfusun yüzde 11'inden fazla olduğunu dile getirerek,  "Onlara gidip 'hayır verin', diyorsun ama onlar, 'ben muhtar, belediye meclisi üyesi, milletvekili, belediye başkanı olmak istiyorum', dediği zaman 'Yok senin yaşın daha küçük.' Öyle şey olur mu? Tamamen bir çelişki." dedi.
 
CHP'nin 2011 seçim beyannamesinde seçilme, yani aday olma yaşını 21'e  düşüreceğine dair vaadi bulunduğunu anlatan Yıldırım, yine bir milletvekillerinin  de seçilme yaşının 18'e düşürülmesi için kanun teklifi verdiğini anlattı.
 
Yıldırım, bunlar ortadayken, CHP'nin "Gençler seçilmesin, oy versinler  ama aday olmasınlar" dediğini, 9 milyon insanı yok saydığını belirterek, şöyle  devam etti:
 
"Bunun yarısı kız, kadın, yarısı da erkek. 'Erkekler askerlikten  kurtulacak' diyor. Peki kızlara niye karşı çıkıyorsun? Diyelim ki erkekleri  ayıralım, onlar seçilmesin de 4,5 milyon genç kız var, onlara niye şans  tanımıyorsun. Kafasında kadınlar yok. 'Efendim, işte bunlar 2 yıl vekil olacak,  ömür boyu kıyak emekli olacak. Yok böyle bir şey. Sen 8 yıl SSK Genel Müdürlüğü  yaptın  kardeşim. Sen bunu bilmezsen kim bilecek? 2 sene prim öderken sen şimdi  emekli mi oluyorsun? Daha 25 sene prim ödeyeceksin, bitmedi yeni düzene göre yaşı  bekleyeceksin. Prim ödeme bitecek, eğer çok eskiden sigortan varsa, farkları  ödemişsen, 9 bin günü doldurmuşsan emekli olursun veya memursan 25 yıl fiili  hizmetten sonra emekli olursun. Ama yapılan değişiklikten sonra kademeli yaş  sınırı da geldi. Bazıları 62, bazıları 55, bazıları 65'e kadar emekliliği hak  etse de maaş bağlanmıyor. Milletvekili için de öyle. 2 sene sonra milletvekilliği  bareminden emekliliği prim ödeyerek hak edebiliyorsun ama 25 seneyi, yetmedi yaşı  doldurman lazım."
 
"Doğruları konuşacağız"
 
Başbakan Binali Yıldırım, "Kılıçdaroğlu ile beraber bir televizyon  programına çıkmak ister misiniz? Bir yararı olur mu?" sorusu üzerine, "Hiçbir  yararı olmaz çünkü, Kılıçdaroğlu bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrar edip  duruyor. Bunların nesini tartışacağız? Bilinmeyen bir konu olur da oturur  tartışırız. Bu halk oylaması geçsin, Türkiye'nin geleceğini, 2023 hedeflerini  konuşalım. Bunları konuşabiliriz ama o çizgiye bir kere gelsin. CHP memleket  gündemine gelsin, yalan rüzgarından çıksın, gerçek hayata gelsin oturup konuşalım  bunları" karşılığını verdi.
 
"Halk oylaması geçtikten sonra ister misiniz?" sorusuna Yıldırım, şu  yanıtı verdi:
 
"Yapılır tabii. Bunları konuşabiliriz ama o çizgiye bir kere gelsin.  CHP memleket gündemine gelsin, yalan rüzgarından çıksın, gerçek hayata gelsin,  oturup konuşalım bunları. Memleket meselelerini, geleceği konuşalım. Her zaman  konuşmaya varız. Mecliste konuşuruz, bir araya gelir konuşuruz. Hiç problem yok  ama doğruları konuşacağız, geleceği konuşacağız. Millete korku, endişe  salmayacağız. Ümit vereceğiz, hedef vereceğiz, moral vereceğiz. Sadece moral vermeyeceğiz, yapacağız."
 
Yıldırım, 200 milyon yolcu kapasiteli 3. havalimanının yapımının  sürdüğünü, 100 bin kişiye iş verileceğini, 250 havayolu şirketinin çalışacağını,  günde 2 bin iniş-kalkış gerçekleştirileceğini belirtti.
 
"Havaalanını kıskanıyorlar meselesi komplo teorisi mi?" sorusu üzerine  Binali Yıldırım, İngiliz bir bakanın kendi ülkelerindeki havalimanının pistini  yıllardır yapamadıklarını, bunu kendilerinden yapmalarını istediğini söyledi.
 
Kimseyi kıskanmadıklarını vurgulayan Yıldırım, kendilerinin de "Bizim  yaptığımızı kıskanmayın" dediklerini dile getirdi.
 
"Her türlü tecrübeyi paylaşabiliriz"
 
Berlin havalimanının bitirilmesi için bir talep gelirse memnuniyetle  yapabileceklerini, her türlü tecrübeyi paylaşabileceklerini belirten Yıldırım,  1915 Çanakkale Köprüsü'nün orta açıklığı en büyük köprü olduğunu, dünya krizden  krize sürüklenirken böyle bir köprünün yapıldığını kaydetti.
 
Yıldırım, 50 yıl konuşulan Osmangazi Köprüsü'nün, Boğaz'ın üçüncü  gerdanlığı Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün, mühendislik harikası Avrasya  Tüneli'nin yapımı tamamlanan önemli projeler olduğunu vurgulayarak, Marmaray'ı da  200 milyon vatandaşın kullandığını dile getirdi.
 
Türkiye'nin kaderini değiştirecek altyapı, yol ve tünel projeleri  olduğunu söyleyen Yıldırım, "Bizim 14 yılda yaptığımız tünel uzunluğu 350  kilometre. Bizden önceki 80 yılda ise 50 kilometre. Sayın Kılıçdaroğlu'nun  yalanlarını uç uca koyalım, bizim tünel uzunluğundan daha fazla tutuyor. Her  karşılaştığı gruba, siz 16 nisandan sonra yoksunuz, diyor." dedi.
 
Yıldırım, bir önceki seneye göre mart ayında ihracatta yüzde 19 artış  olduğunu ifade ederek, özel proje teşvik yatırım miktarının da 20 milyar  olduğunu, cazibe merkezlerine 82 milyar müracaat yapıldığını anlattı. Yıldırım,  420 bin yeni iş oluşturulacağını dile getirdi.
 
Yıldırım, programdaki soruların kendisine önceden verilmediğini de  sözlerine ekledi.