Milli Savunma Bakanı Akar'dan önemli açıklamalar

AA |  09 Aralık 2019 Pazartesi - 10:54 | Son Güncelleme : 09 12 2019 - 15:21

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, AA Editör Masası'nda gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Bakan Akar açıklamasında, Akar, "NATO, Türkiye ile daha güçlü ve daha anlamlıdır. Türkiye'nin sorgulanması anlamsızdır" dedi.


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, katıldığı Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin  açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
 
"İngiltere'deki NATO Zirvesi öncesinde başlayan Baltık Planlarına  rezerv iddiaları sonrasında Türkiye'nin söz konusu planlara yönelik tutumu ne  yönde? Türkiye'nin güvenlik kaygılarına yönelik ittifak üyelerinin tutumu nasıl?"  sorusu üzerine Akar, Türkiye'nin Afganistan'dan Kosova'ya, Atlantik'ten Doğu  Akdeniz'e kadar bütün alanlarda NATO'yla beraber olduğunu ifade etti.
 
Türkiye'nin uzun yıllardan beri ittifakın üyesi olduğunu hatırlatan  Akar, şunları kaydetti:
 
"Bu konuda operasyonlar başta olmak üzere tatbikatlar, NATO  karargahlarına personel desteği dahil elimizden gelen her türlü desteği sağladık,  sağlamaya devam ediyoruz. Ayrıca Gayri Safi Milli Hasılamızın da yüzde 2'ye  tekabül eden miktarında da savunma harcamalarımızı yapmak için tüm gücümüzle  çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şu anda 1,89 civarındayız. NATO, Galler zirvesinde  aldığı karar çerçevesinde bunun yüzde 2 olmasını istiyor.
 
Diğer ülkelerle birtakım sorunlar yaşanmakla birlikte biz,  olabildiğince hızlı bir şekilde bu orana ulaşmaya çok yakınız. Ve Türk Silahlı  Kuvvetleri NATO içindeki ikinci büyük ordu olarak bütün ülkeler tarafından  bilinmekte ve saygıyla anılmaktadır. NATO, Türkiye ile daha güçlü ve daha  anlamlıdır. Türkiye'nin sorgulanması anlamsızdır. Böyle bir sorgulamayı uygun  görmüyoruz. Böyle bir tartışma açıyorlar ki bu gerçekten anlamsız bir tartışma.  Bu zaman zaman gündeme geliyor ve zaman zaman bunlara cevap vermek zorunda  kalıyoruz."
 
Akar, Türkiye'nin güney sınırlarının NATO'nun da güney sınırları  olduğuna değinerek, Türkiye'nin, güney sınırlarını başta DEAŞ, PKK/YPG olmak  üzere terör ve teröristlere karşı korurken, aynı zamanda NATO'nun, Avrupa'nın da  güvenliğini sağladığına işaret etti.
 
 
"TÜRKİYE BİR CEPHE ÜLKESİ"
 
Türkiye'nin, NATO ülkeleriyle, Avrupa ile teröristler arasındaki son  mevzi olduğunu vurgulayan Akar, terör konusunda Türkiye'nin bir cephe ülkesi  olduğuna, burada Türkiye'nin çektiği yükü herkesin bildiğine dikkati çekti.
 
Akar, Türkiye'nin NATO ile çalışmaya devam ettiğini, bu konuda  herhangi bir farklı düşüncenin bulunmadığını vurgulayarak, "Karşılıklı saygı  içinde, hakka, hukuka riayet şeklinde çalışmalarımız devam etti, edecektir. Diğer  taraftan da bizim herhangi bir şekilde NATO'nun çalışmalarını, planlarını bloke  etmemiz gibi bir şey söz konusu değil. Biz bu konuda iş birliğine son derece  açığız. Bu iş birliği konusunda son derece istekliyiz. Elimizden gelen her türlü  gayreti gösterdik, desteği sağladık. Bugüne kadar bunun birçok örneği var." diye  konuştu.
 
Ortak amaç doğrultusunda, ortak bir platform çerçevesinde Türkiye'nin  ve Türk milletinin hak ve menfaatlerini korumak durumunda olduklarının altını  çizen Akar, "Bizim herhangi bir şekilde NATO ortamında, NATO platformlarında  ülkemizin hak ve menfaatine ilişkin birtakım iddialar ortaya koyduğumuzda bu  herhangi bir şekilde NATO'ya karşı bir tavır olarak algılanmamalıdır. Bu konuda  herkesin daha mantıklı, objektif olarak olaylara bakmasının önemli olduğunu  değerlendiriyoruz." dedi.
 
"Barış Pınarı Harekatı'na uluslararası tepki geldi. NATO'da da Baltık  Planı karşılığında PKK/YPG'nin terör örgütü olarak tanınması talep edildi.  Türkiye'nin tezlerinin uluslararası platformda anlatılmasında ve muhatapların  iknasında sorunlar mı yaşanıyor?" sorusuna Akar, "Herkesin kendi ülkesinin,  milletinin menfaati saygıdeğerdir fakat burada olabildiğince objektif, tarafsız  olmak lazım. Burada bilgilendirmeme diye bir şey söz konusu değil." yanıtını  verdi.
 
"BİZİM PLANIMIZIN AYINLANMASI ENGELLENDİ" 
 
Türkiye Planı ve Baltık Polonya Planı ile alakalı sıkıntının  Türkiye'den kaynaklanmadığını vurgulayan Akar, daha önce NATO kuruluşlarında  kabul edilen ve PKK'nın bir parçası olduğu tespit edilen YPG'nin, 2017'de yapılan  ve "GRP" denilen Türkiye'nin savunma planına gelindiğinde ise "terörist olmadığı"  şeklinde bir görüş belirlediğini anlattı.
 
Akar, Türkiye'nin NATO'nun kurum ve kuruluşlarının kabul ettiğinin  uygulanmasını istediğini belirterek, şunları kaydetti:
 
"Bizim planımızın yayınlanması engellendi. Dolayısıyla biz buna  karşılık olarak şunu söyledik; bizim planımız yayınlanmıyor, kuzey ve güneydeki  savunma planlarının müşterek olması lazım, dolayısıyla bunların aynı anda  yayınlanması lazım. Bizim iddiamız bu. Bu, bir engel değil. En son yapılan da  herhangi bir taviz değil. Revize olmakta olan Polonya Baltık Planının NATO  Konseyinden geçmesi fakat askeri komitede değerlendirilmesine fırsat verdik.  Fakat her halükarda NATO Genel Sekreteri ile yapılan görüşmeler sonrasında bu iki  planın aynı zamanda yayınlanmasında mutabık kaldık. Biz burada NATO'nun daha  öncesinden beri kabul ettiği bilgilerin, değerlendirmelerin aynı şekilde kabul  edilerek, söz konusu Türkiye'nin savunmasına ilişkin GRP dediğimiz planın da aynı  şekilde yayınlanmasını talep ediyoruz, bunu bekliyoruz."
 
"TEKRAR TEKRAR ANLATILMASI GEREKİYOR"
 
Gündem yoğun olduğu için bazı konuların bir sefer söylenince  anlaşılmadığına değinen Akar, Türkiye'nin bunu tekrar tekrar anlatması  gerektiğini bildirdi.
 
Bakan Akar, Barış Pınarı Harekatı ile alakalı gelişmeler ve GRP'yi  anlattıkça, muhataplarının bunu anladığını ve Türkiye'nin endişelerini paylaşır  hale geldiklerini memnuniyetle gördüklerini söyledi.
 
"Bazen muhataplarınız olan bakanlarda görev değişikliği oluyor. Yeni  bakanlara bir şeyleri anlatmaya sıfırdan mı başlıyorsunuz?" sorusu üzerine Akar,  şu cevabı verdi:
 
"Sıfırdan demeyelim de bazı şeyleri tekrar etmek, bazı şeyleri  özetlemek, bazı şeyleri tekrar tekrar gündeme getirmek gerekiyor. Bir de oradaki  terimleri, terminolojiyi iyi kullanmak suretiyle onların aklına, kalbine,  kafasına işleyecek şekilde bunu ifade etmek gerekiyor. Burada usanmak yok. Burada  tekrardan kaçınmak yok. Biz sabırla, nezaketle bildiklerimizi, gördüklerimizi,  ülkemizin, milletimizin iyiliğine olan konuları, bölgenin ve NATO'nun yarına olan  konuları tekrar tekrar gündeme getiriyoruz. Burada ciddi bir ilerleme olduğunu  memnuniyetle görüyoruz."
 
"STOLTENBERG'E TEŞEKKÜR"
 
"Herhangi bir taviz söz konusu değil mi?" sorusu üzerine Akar, şu  değerlendirmede bulundu:
 
"Bizim isteklerimiz, milli hak ve menfaatlerimizle ilgili ortaya  koyduğumuz şeyler son derece objektif, makul, mantıklı, 'aklın yolu birdir'  dedikleri şekilde olduğu için burada bir aşırılık yok. Dolayısıyla bu aşırılık  olmayan, gayet makul ve mantıklı olan isteklerimizden de geri dönmek diye bir şey  söz konusu değil. Çünkü bizde hiçbir şımarıklık, hiçbir aşırı istek söz konusu  değil. Uluslarası hukukun kabul ettiği neler varsa o çerçevede taleplerimizi  ortaya koyuyoruz."
 
"NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg makul buluyor mu talepleri?"  sorusunu Akar, "Evet. Sayın Stoltenberg'e bu çalışmalardaki bize katkılarından,  desteklerinden, koordinasyon ve iş birliğindeki faaliyetleri hızlandırmasından  dolayı teşekkür ediyorum." şeklinde yanıtladı.
 
"YPG TERÖRİSTTİR, PKK'NIN SURİYE KOLUDUR"
 
"Londra'daki NATO zirvesinden sonra Türkiye YPG tezlerinden vazgeçti,  Baltık ve Polonya planlarını onayladı, dolayısıyla dosya kapandı gibi" bir  algının ortaya çıktığının belirtilmesi üzerine Akar, "Kesinlikle böyle birşey söz  konusu değil. YPG teröristtir, PKK'nın Suriye koludur, PKK'dan hiçbir farkı  yoktur. Bundan herhangi bir şekilde vazgeçmemiz, tevil etmemiz, değiştirmemiz  asla söz konusu değildir. YPG teröristtir, bütün dünya bunu böyle bilecek." diye  konuştu.
 
Bakan Akar, gayrıresmi toplantılarda bu konunun tüm milletler  tarafından kabul edildiğini anımsattı.
 
"Normal zekası olan bir insan elimizdeki bilgileri, belgeleri  gördüğünde, o fotoğrafı, o yazıyı gördüğünde o raporları okuduğunda YPG'nin  PKK'nın uzantısı olduğu, sözde karargahı Kandil'den emir aldığını, emir  komutasında çalıştığını görüyor, biliyor anlıyor." ifadelerini kullanan Akar,  ancak politik sebepler, birtakım hak ve menfaatleri korumak için bunların dile  getirilmekten çekinildiğini aktardı.
 
"Size hak verenlere Trump da dahil mi?" şeklindeki soru üzerine Akar,  "Spesifik olarak bu konuda değil ama birçok konuda Sayın Trump, Sayın  Cumhurbaşkanımız ile yaptıkları görüşme ve konuşmalarda, Cumhurbaşkanımızı  gerçekten haklı bulduklarını ve desteklediklerini basın önünde dahil  tekrarlamışlardır." dedi.
 
"KONUŞMAYA, GÖRÜŞMEYE HAZIRIZ"
 
Türkiye ve Libya arasındaki mutabakatın amacının sorulması üzerine  Akar, Türkiye'nin Libya ile kültürel, tarihi bağları ve geçmişi bulunduğunu  hatırlattı.
 
İki ülkenin ilişkilerinin yakın olduğuna işaret eden Akar,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, 2010'lardan beri,  deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunun görüşüldüğünü ancak  Libya'daki bazı olaylardan dolayı görüşmelere ara verildiğini, 2018'den sonra da  tekrar gündeme geldiğini ve görüşmelerin yapıldığını anlattı.
 
Görüşmeler sonrası bir çözüm yolunun ortaya çıktığını dile getiren  Akar, meşru hükümet olan Libya Ulusal Uzlaşı Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı  Feyyaz el Sarac ile görüşmeler sonrası 27 Kasım'da bir mutabakat imzalandığını,  bunun da Türkiye ve Libya meclisleri tarafından onaylanarak BM'ye gönderildiğini  söyledi.
 
Türkiye'nin bütün komşularıyla iyi komşuluk ilişkileri içinde olmaya  gayret gösterdiğini belirten Akar, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Barış, istikrar gelsin diyoruz, herkes rahat, huzur, güven içinde  yaşasın. Bu bir zafiyet değil. Diğer taraftan da hakkımızı, hukukumuzu  çiğnetmeyiz, oldu bittiye müsaade etmeyiz, diyoruz. Dolayısıyla hakkımız,  hukukumuz çerçevesinde yaptığımız mutabakat muhtırasının, hiçbir şekilde diğer  ülkelere, komşumuza karşı olmadığını, onlara karşı bir taciz, tecavüz anlamı  taşımadığını, bunun iki egemen ülke, Libya ve Türkiye arasında bir mutabakat  olduğunu ve iki ülkenin hak ve menfaatlerinin kollanması ve sağlanması için  yapılmış bir faaliyet olduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Cumhurbaşkanımız  konuşmalarından birinde ifade etti, 'Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti hariç diğer  ülkelerle de benzer şekilde görüşmeler yapabileceğimizi' açık şekilde ortaya  koydular. Bu konuda açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Diğer komşularımızla da  konuşmaya, görüşmeye hazırız."
 
"BUNU ACİZLİK OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ" 
 
Yunanistan'ın, Libya'nın Atina Büyükelçisi'ni sınır dışı etme kararı  aldığını anımsatan Akar, sözlerini şöyle sürdü:
 
"Meşru Libya hükümetinin Atina Büyükelçisi sınır dışı edildi. Mesele  de ondan mutabakat muhtırasının bir  kopya istenmesi. Bunun bir acizlik, zafiyet  olduğunu değerlendiriyoruz. Sonucu etkilemeyeceğini de altını çizerek bildirmek  istiyorum. Ülkeden sınır dışı etmesine gerek yok, bu TBMM'de onaylanan, açık  olan, herkesin ulaşabileceği bir şey, saklı gizli değil. Fevri hareketlerle bu  tür şeylerin yapılması ortamı germekte, bunlara gerek yok. Bu konuda sükunet,  sabır, akıl ve mantıkla olaylara yaklaşmayı, uluslararası hukuka uygunluğu  tavsiye ediyoruz. Bu mutabakatın tamamen uluslararası hukuka uygun olduğunu  altını çizerek belirtmek istiyorum."
 
"Rum Dışişleri Bakanı özellikle hidrokarbon arayışı, muhafaza eden,  koruyan, gözeten kim varsa bunların AB'ye girişlerinin engellemesi, mal  varlıklarına dondurma gibi bir takım tedbirlerden bahsetti. Burada gerilim  artıyor. Bu mesele tam olarak Yunan tarafına izah edilemedi mi?" sorusu üzerine  Akar, bu konuların açık ve uluslararası hukuktaki teorik çerçeve itibarıyla  anlaşılmasının mümkün olduğuna işaret etti.
 
Londra'daki zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Yunanistan Başbakanı  Kiryakos Miçotakis ile ayrıntılı görüştüğünü, ayrıntılı şekilde olayları izah  ettiğini, niyet ve maksadı anlattığını kaydeden Akar, böyle bir şeyi  bilmemelerinin söz konusu olmadığını vurguladı.
 
Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin sıkıştırılma planlarını bozan bir çalışma  içerisinde olup olunmadığı ve buradaki asıl hedefin sorulmasına karşılık Akar,  Türkiye'nin tüm alanlarda hakkını, hukukunu korumak için elinden gelen çabayı  gösterdiğini ifade etti.
 
 
"HERHANGİ BİR ŞEKİLDE OLDUBİTTİYE GÖZ YUMMAYACAĞIZ"
 
Türkiye'nin Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ta iyi komşuluktan yana  olduğunun altını çizen Akar, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Bu konuda maalesef gerek bu hidrokarbon kaynaklarının paylaşılması  konusunda olsun gerekse diğer denizle alakalı menfaatlerin paylaşılmasında  muhataplarımızda bazı ön yargılar görüyoruz. Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. Ne  Türkiye'nin kendi hak ve hukukunun ne Kıbrıslı kardeşlerimizin hak ve hukukunun  çiğnenmesine müsaade edeceğiz. Herhangi bir şekilde oldubittiye göz yummayacağız,  izin vermeyeceğiz ve Türkiye'nin içinde olmadığı çözüm yollarının da hiçbir  şekilde geçerli olmayacağını herkesin bilmesini istiyoruz."
 
"Türkiye'nin içinde olmadığı planlar yürümez diyorsunuz." ifadesinin  kullanılması üzerine Akar, "Yürümez. Çünkü Türkiye, Yunanistan ve İngiltere  garantör ülke. İngiltere ve Yunanistan bu konuda ne yapar bilemeyiz ama Türkiye  olarak biz, garantör ülke olmaktan dolayı haklarımızı ve sorumluluklarımızı  yerine getirmeye hazırız ve bunun için yapılması gerekenleri bugüne kadar yaptık,  bundan sonra da yapacağız." diye konuştu.
 
Kıbrıs'taki zenginlikler konusunda Türk varlığı yok sayılarak, sadece  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için çalışılmasının adaletle veya uluslararası hukukla  alakası olmayacağına vurgu yapan Akar, bunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını  bildirdi.
 
Yunan tarafının bunları Türkiye ile tartışmak veya çözüm bulmak yerine  her defasında konuları AB'ye akıl ve mantık dışı ifadelerle taşıdığını aktaran  Akar, "Olmaz. Oturalım, konuşalım, görüşelim. Biz konuşmaktan, müzakereden,  barıştan yanayız. Bunu yaparken de karşılıklı hak ve hukuka saygıdan yanayız. Siz  'hep bana, hep bana' derseniz bunun çözüm olmayacağını kime sorsanız size söyler.  Bu konuda yaptığımız çalışmalar, planımız, programımız açık ve net. Bu  istikamette biz ilerlemeye devam edeceğiz. Bu çerçevede biz, akılla, mantıkla,  sabırla bu olayların çözümü için tüm tarafları görüşme masasına davet ediyoruz.  Konuları görüşelim. Görüşme, konuşma da ilanihaye olmaz, sonuç odaklı olacak."  ifadelerini kullandı.
 
BARIŞ PINARI HAREKATI
 
Türkiye'nin mülteci konusunda ağır bir yük altında olduğunu belirten  Akar, bu konuda gerekli somut adımların atılmasına gelindiğinde maalesef bazı  zorlamalar olduğunu, gerek maddi gerekse diğer alanlardaki yardım ve destek  konusunda muhatapların biraz yavaş hareket ettiğini bildirdi.
 
"Maalesef bugüne kadar verilen sözler yerine gelmedi. Bizim dileğimiz  ve temennimiz bu verilen sözlerin yerine getirilmesi." diyen Akar, Türkiye'nin  mülteci konusunda yaptığı fedakarlıkların tam olarak anlaşılıp, yerine  konulmasını beklediklerini dile getirdi.
 
Yıllardan beri "Türkiye'nin güneyinde herhangi bir şekilde terör  koridoruna müsaade etmeyeceğiz." sözünü tekrarladıklarını hatırlatan Akar, Fırat  Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile daha sonra İdlib'de Rusya ile çeşitli  mutabakatlar yapılmasıyla oradaki istikrarı sağlamaya çalıştıklarını aktardı.
 
Fırat'ın doğusuyla alakalı Türkiye'nin muhataplarından buradaki  oluşumlara son verilmesini talep ettiğini vurgulayan Akar, şöyle devam etti:
 
"Bu konuda biz NATO'dan, özellikle Amerikalılardan iş birliği talep  ettik. Onlarla beraber 6-7 ay beraber çalıştık. Karşılıklı planlamalar yaptık,  görüş, bilgi ve istihbarat alışverişinde bulunduk. En sonunda da bir mutabakata  varmak suretiyle takriben 49 gün birlikte çalıştık. Burada yapmaya çalıştığımız  şey, bu terör koridorunu önlemek için söz konusu alandaki YPG'lilerin bölgeden  çıkarılması, ağır silahlarının toplanması, orada tüneller, mevziler, kuleler gibi  mevcut tahkimatın tahrip edilmesiydi. 49 gün sonunda gördük ki burada istediğimiz  ilerleme yapılamıyor, istediğimiz şekilde bir sürat yok. Biz, bu şekilde zaman  kaybettikçe YPG'nin orada daha da güçlendiğini, mevcudiyetini tahkim ettiğini  gördük. Bunun üzerine biz kararımızı verdik. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla  9 Ekim'de Barış Pınarı Harekatı'nı başlattık."
 
Hulusi Akar, Barış Pınarı Harekatı'nda gelinen noktaya değinerek,  "Barış Pınarı Harekatı'ndaki geldiğimiz nokta şu anda 145 kilometre genişliğinde,  30 kilometre derinliğinde bir alan büyük ölçüde bizim kontrolümüz altında.  Tamamına yakın bir bölüm kontrol altında. Tek tük de olsa uyuyan bazı hücreler,  bazı sızmalar olabilir fakat genel olarak söylediğimizde bu bölge tamamen Türk  Silahlı Kuvvetlerinin kontrolü altında." ifadelerini kullandı.
 
ABD'lilerle yaptıkları anlaşma çerçevesinde bu alandaki YPG'li  teröristlerin çıkarılması hususunda gayret göstereceklerini söylediklerini  anımsatan Akar, "Tabii ki bir gayret gösterdiler, büyük ölçüde bu sözlerini  yerine getirdiler." dedi.
 
"RUSLAR, 34 BİN CİVARINDA TERÖRİSTİN ÇIKTIĞINI İFADE ETTİ"
 
Bakan Akar, Barış Pınarı Harekatı bölgesinin hem doğusunda hem  batısındaki alanlarda teröristlerin çıkarılması konusunda Ruslarla bir mutabakat  muhtırası imzaladıklarına işaret etti.
 
Rusların da bu alanın hem doğusundaki hem de batısındaki teröristlerin  çıkarıldığını rakamlarla aktardığını kaydeden Akar, 34 bin civarında teröristin  bölgeden çıktığı bilgisinin kendilerine verildiğini bildirdi.
 
İyi niyet ve gayret de olsa sonuç itibarıyla teröristlerin tamamen  çıkmadığını gördüklerini dile getiren Akar, "Harekat alanında hem doğu hem batı  cephesindeki tacizlere karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanıyoruz. Tacizlerin  azaldığını görüyoruz." diye konuştu.
 
Hulusi Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Her seferinde bu hususu biz, çeşitli düzeylerde Rus muhataplarımızla  konuştuk. Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı, diğer alandaki askerler  kendileriyle konuştu ve görüştü. Tabii bu konuda Rusya'nın da bir gayret  gösterdiğini söylememiz lazım. Bunun dışında harekat alanımızın doğusu ve  batısındaki alanlarda hudutlarımızdan itibaren 10 kilometrelik bantta Rusya ile  devriye faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. 13 devriye icra ettik. Bugün 14'üncüsü  yapılacaktı, saat 10.00'da başlayacaktı. Oradaki hava şartlarından dolayı gerekli  güvenlik imkanının sağlanamayacağı söylendi. Sakıncalı olabilir düşüncesiyle  devriyeyi iptal ettik."
 
 
"KÜRTLER BİZİM KARDEŞİMİZDİR"
 
Harekatla ilgili Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik  dezenformasyonun yapıldığına dikkati çeken Akar, "En önemli konulardan biri bizim  Kürtlere karşı birtakım katliamlar yaptığımız iddiasıyla ilgili. Bu kesinlikle  söz konusu değil. Kürtler bizim kardeşimizdir. Binlerce yıldan beri Kürt  kardeşlerimizle beraber yaşıyoruz. Etle tırnak gibiyiz. Ekmeğimizi, suyumuzu  paylaştık. Kız aldık, kız verdik. İç içe girdiğimiz kardeşlerimiz. Bizim tek  hedefimiz teröristler. Bunlar, YPG, PKK ve DEAŞ. Bunlara karşı mücadele ediyoruz.  Hiçbir şekilde YPG, Kürtlerin temsilcisi olamaz. Bunun altını çizmek istiyorum.  Özellikle Batı ve Batı medyasında, herhangi bir şekilde YPG dediğiniz zaman bunu  Kürt diye tercüme ediyor. Çok büyük bir algı operasyonu. Buna müsaade etmemek  lazım." şeklinde konuştu.
 
Her fırsatta YPG'nin hiçbir şekilde Kürtleri temsil edemeyeceğini  ifade ettiklerine değinen Akar, aynı şekilde DEAŞ'ın da Müslümanları, İslam'ı  temsil edemeyeceğini anlattı.
 
Bölgedeki etnik ve dini diğer yapılarla hiçbir sorunları olmadığının  altını çizen Akar, şöyle konuştu:
 
"Orada biz kiliseye de yardım ediyoruz, camiye de yardım ediyoruz.  Müslümanların cuma namazına Hristiyanların pazar ayinelerine de elimizden geldiği  her türlü desteği sağladık, sağlamaya devam ediyoruz. YPG'li teröristler,  kiliseleri terörist karargahı yapmışlar. Resimler, fotoğraflar, boyalar...  Bunların hepsini Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, gittikler temizlediler ve  oraları normal dini görevlerini yapabilecek hale getirdiler. Şu anda da hem  Rasulayn'da hem de Tel Abyad'da hem camilerimiz hem de kiliseler halkın,  isteyenlerin hizmetine açık."
 
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, masum insalara, dini ve tarihi  yapılara, çevreye zarar gelmemesi için hiçbir ülkenin göstermediği hassasiyeti  gösterdiklerini ifade etti.
 
Başka ülkelerde çekilen fotoğrafların Barış Pınarı Harekatı'nda  yaşanmış gibi paylaşılarak dezenformasyon yapıldığını dile getiren Akar,  "Sağolsun Anadolu Ajansı da bu konuda müthiş bir çalışma yapmak suretiyle bu  haberlerin gerçeklerini ortaya koydular. Dolayısıyla dünya kamuoyu bu konuda  bilgilendirilmeye çalışıldı. İnşallah anlamışlardır ve görmüşlerdir."  değerlendirmesinde bulundu.
 
"YEREL HALKIN BARIŞ PINARINA DESTEĞİ ARTIYOR"
 
İngiliz Araştırma Şirketi Gallup'un Suriye'deki Barış Pınarı Harekatı  bölgesinde yaptığı araştırmaya değinen Akar, "Gallup'un verilerine göre, Rakka ve  Haseke'de yerel halkın Barış Pınarı Harekatı'nı destekleme oranı yüzde 57. Şu  anda bunun giderek arttığını değerlendiriyoruz. Şu ana kadar da aldığımız  rakamlar, biraz değişebilir ama 150 binden fazla yerel halk, gönüllü, güvenli bir  şekilde evlerine ve topraklarına döndüler, dönmeye devam ediyorlar." dedi.
 
Bakan Akar, Barış Pınarı Harekatı bölgesinde bir taraftan mayın ve el  yapımı patlayıcılardan bölgeyi temizlediklerini diğer taraftan da hayatın  normalleşmesi için çalışmalar sürdürdüklerini sözlerine ekledi.
 
"İKİ TEMEL OLAY VAR"
 
Suriye Milli Ordusu'na ilişkin çok spekülasyon yapıldığına işaret eden  Akar, bunların doğru olmadığına dikkati çekti.
 
"Suriye Milli Ordusu terörist değil, herhangi bir eşkıya grubu değil."  diyen Akar, onların Türk Silahlı Kuvvetleriyle omuz omuza bölgedeki teröristlerin  etkisiz hale getirilmesi için gayret gösterdiğini, evlerini ve topraklarını  teröristlerin işgalinden kurtarmaya çalıştığını anlattı.
 
Suriye Milli Ordusu mensuplarının birtakım suçlar işlediğine yönelik  iddialarla ilgili Akar, şunları kaydetti:
 
"Evet, doğru olabilir yani bu konuda modern ordular, bütün dünya  orduları en gelişmişleri dahil ne yapıyor? İdari, adli soruşturma yapıyor,  bunların hepsini yapmaya hazırız, yapıyoruz. Nitekim bu konuda Suriye Milli  Ordusu, bir adım atmak suretiyle Tel Abyad'da ve Rasulayn'da askeri mahkeme  kurmak suretiyle varsa bu tür şikayetleri, yerinde süratle inceleyip sonuca  bağlamak için gerekli çalışmaları yapmaktadırlar."
 
İnsan hakkı ihlaline ilişkin herhangi bir başvurunun olup olmadığına  ilişkin soru üzerine Akar, şöyle konuştu:
 
"Burada büyük ölçüde başvuru yok, yani ciddi bir başvuru yok. Fakat  kendi tespit ettiğimiz, duyduğumuz olaylar, duyumlar var. Bunlara karşı gerekli  işlemler yapılıyor. İki temel olay var, o iki temel olay da konuşuluyor,  görüşülüyor. Dolayısıyla bu soruşturma sonucunda ne çıkarsa hiç tereddütsüz bu  uygulanacaktır. Hukuk devletiyiz, hukuku aynen uyguluyoruz; Suriye Milli  Ordusu'na da benzer şekilde aynı şekilde hukuki olarak yapılması gereken ne varsa  yapmalarını telkin ediyoruz. Bu konuda zaten istekliler, onların komutanları,  amirleri. Bu konuda herhangi bir tereddüt yok."
 
"BUNLAR YERLE YEKSAN OLDUKAR, BUNU BİLİYORLAR"
  
Barış Pınarı Harekat bölgesinde bazı köylülerin din değiştirmeye  zorlandığı ve kimyasal silah kullanıldığı yönündeki iddiaların sorulması üzerine  Bakan Akar, bu konuların hassas olduğunun altını çizdi.
 
"Alanda, sahada yenilenler tabii acziyet, çaresizlik içindeler ve  dolayısıyla birşeyler yapmak mecburiyeti duyuyorlar ve bunlar da maalesef bu tür  hiçbir mantıklı, gerçek temeli olmayan yalanla iftirayla kendilerini kurtarmaya  çalışıyorlar. Özellikle kendi taraftarları gözünde kendilerine bir yer bulmaya  çalışıyorlar." değerlendirmesini yapan Akar, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Bunlar yerle yeksan oldular, bunu biliyorlar. Bunu görüyorlar. Yani  Silahlı Kuvvetlerimizin Mehmetçiğin başarısı altında ezildiklerini görüyorlar. O  bölgede Mehmetçiği durdurabileceklerini düşündüler. Bunun böyle olmadığını ve  tahminlerin çok ötesinde Mehmetçiğin yıldırım hızıyla hedeflerine ulaşmasının  altında ezildiler ve bunların yalandan dolandan hileden hurdadan başka  başvuracakları yer kalmadı."
 
Din değiştirme iddiaları konusunda da Akar, bazı papaz muhataplarına  tekrar tekrar, usandırma derecesinde ricada bulunarak, "Resulayn'da, Tel Abyad'da  dini törenlerinizin gerekleri neyse gerekleri yapın" dediklerini aktardı.
 
O bölgede az da olsa Hristiyan nüfusun, Suriyeli vatandaşın  bulunduğuna değinen Akar, bu konuda helikopter ve zırhlı araçlar tahsis ederek  her türlü güvenlik önlemini alacaklarını ilettiklerini anlattı.
 
Sonuçta kiliselerin ibadete açıldığını anımsatan Akar, oradaki bazı  vatandaşların, çok açık ve net bir şekilde çekinmeden büyük bir cesaretle oradaki  kameralara konuşarak Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip  Erdoğan'a dua ettiklerini vurguladı.
 
TBMM'deki bütçe görüşmeleri sırasında bu mevzunun gündeme geldiğini  hatırlatan Akar, bunu gündeme getirenin bir milletvekilinin gerçekleri  öğrendikten sonra olgunluk gösterdiğini ifade ederek, "Bizim elimizde fotoğraflar  var. Cerablus'ta da böyle birtakım durumlar söz konusu oldu. Orada bir doktor  hanımefendi var, Hristiyan. O, teşekkürlerini ifade etti. Değil herhangi bir  zorlamaya tabi olmak, orada iş bulmaktan dolayı, DEAŞ'ın, YPG'nin baskısından  kurtulmaktan dolayı Silahlı Kuvvetlerimize ve Suriye Milli Ordusu'na  teşekkürlerini ifade etti. Bu husus da bize o soruyu ileten arkadaşımız  tarafından öğrenildi ve eksik olmasın özür dilediler ve mesele kapandı." diye  konuştu.
 
"BİZ KENDİ KENDİMİZİ KONTROL EDECEK DURUMDAYIZ"
 
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, kimyasal silah iddialarına ilişkin  soruyu, "Bizim envanterimizde kimyasal silah diye birşey yok. Şu anda bize  kimyasal silah verseniz bu konuda bizim konseptimiz, doktrinimiz, eğitimimiz,  hazırlığımız yok, atma vasıtamız yok. Atma vasıtası olacak, bunun mühimmatı  olacak. Dolayısıyla insanlık suçu olarak kabul ettiğimiz bu hususla hiçbir  şekilde uzaktan yakından ilgimiz yok." şeklinde yanıtladı.
 
Muhataplarının gayriresmi olarak "bunun böyle olmadığını çok açık  öğrendik, anladık, biliyoruz." ifadelerini kullandıklarını vurgulayan Akar, şu  bilgileri verdi:
 
"Ama meslek ahlakı diyelim, bunları bir şekilde söylemiyoruz, yalnız  konuşmalar sırasında onlara 'Beyefendi lütfen bunları bana söylemeyin, dışarıda  kamuoyu, basın var, lütfen bunu uygun şekilde ifade edin' diye telkinde  bulunuyoruz. Dolayısıyla bizde kesinlikle kimyasal silah yok, bizde kesinlikle  etnik ve dini ayrımcılık yok, biz binlerce yıllık tarihimizden süzülüp gelen  milli, manevi, mesleki değerlere sahip bir orduyuz ve bunları içselleştirmiş bir  orduyuz. Dolayısıyla kimse bizi kontrol etmese dahi biz kendi kendimizi kontrol  edecek durumdayız."
 
Bakan Akar, o bölgede zarar gören kiliselerin orijinal şekliyle  onarıldığını, böylece dini görevlerin önündeki her türlü engelin kaldırılmış  olduğunu bildirdi.
 
 
"TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'YA KATILIŞLAR AZALDI"
 
Türkiye'nin terörle mücadelesinin devam ettiğinin, özellikle Pençe  harekatları ile Hakurk bölgesindeki teröristlere büyük darbe vurulduğunun  belirtilmesi bu konudaki çalışmalarda gelinen son durumun ne olduğunun sorulması  üzerine Akar, harekatın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "terörle mücadele  devam edecek, en son terörist etkisiz hale getirilecek" talimatları doğrultusunda  yürütüldüğünü belirtti.
 
Bu çerçevede, yurt içinde, sınır ötesinde, Irak'ın kuzeyinde, nerede  olursa Türkiye'yi ve milleti tehdit eden, tehlike doğuran terör örgütü varsa, PKK  veya DAEŞ bunlarla mücadelenin sürdürüleceğini ifade eden Akar, Pençe  Harekatı'nın mayıs ayında başlatılmasından itibaren arazi yapısından dolayı  olabildiğince teröristlerin inlerini başlarına yıkmak ve onları etkisiz hale  getirmek için TSK'nin gayret ettiğini dile getirdi.
 
Mücadelenin Pençe 1'den sonra 2 ve 3'üncü bölgede geçtiğini anlatan  Akar, şunları kaydetti:
 
"O günden itibaren, adım adım tüm mağaraları, inleri kontrol etmek  suretiyle, onları teröristlerin başına yıkmak suretiyle yiyecek, içecek, silah,  mühimmat, yaşam malzemelerini, ne varsa bunları tahrip etmek suretiyle, kara ve  hava kuvvetlerimiz yoğun şekilde mücadeleyi devam ettiriyorlar. Şimdi kış  şartlarından bir taraftan bizim oradaki TSK unsurlarının, Mehmetçiğin kışı nasıl  geçireceği hususundaki çalışmalarımızı, mücadelenin yanında sürdürürken diğer  taraftan da teröristlerin kış tertiplenmesine geçememeleri için yapmamız gereken  ne varsa onları yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Tabii bizim burada bunu yapmakla  varmaya çalıştığımız nokta, arazinin zorluğundan kurtulup ülkemizin sınırlarını  olabildiğince emniyetli, etkili şekilde korumak ve kollamak ve oradaki  insanlarımızı, halkımızı bu teröristlerin etkisinden kurtarmak. Amacımız bu. Bu  amaçlar doğrultusunda faaliyetlerimiz sürüyor. Buna ek olarak MİT ile Silahlı  Kuvvetler koordineli bir şekilde, nokta hedeflere yönelmek suretiyle orada çok  ciddi sonuçlar alan operasyonlar yapmaktadır."
 
Hulusi Akar, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar terörle  mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.
 
Terör örgütünde çözülmenin başladığını ve kaçışların olduğunu  gördüklerine işaret eden Akar, "Gerçekten terör örgütlerine, terör örgütü PKK'ya  katılışlar azaldı. Şunu söyleyebiliriz, yukarıdakiler anladı, sözde onların  yöneticileri anladılar fakat onlar rahat huzur içerisinde devam ederken,  kendileri bir kaçış yolları ararken, aşağıdakilerin, alttakilerin de bunu bir an  önce anlamaları kendi yararlarınadır." ifadesini kullandı.
 
"BİZ TANKIMIZI YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ"
 
Bakan Akar, Tank Paleti Fabrikası'ndaki yetki devrinin ardından  başlayan ve özellikle muhalefet partileri tarafından gündeme getirilen  tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Türkiye'nin çeşitli yaptırım ve ambargolarla karşı karşıya kaldığını  belirten Akar, vatanın güvenliği, huzuru, rahatı, savunması için Türkiye'nin  kendi silahlarını, mühimmatını yapmak durumunda olduğunu söyledi.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında millilik ve yerlilik  konusunda seferberlik başlatıldığını hatırlatan Akar, bu kapsamda gemilerin,  helikopterlerin, silahlı silahsız İHA'ların, topun yapıldığını, uçakların da  yapılmak üzere olduğunu dile getirdi.
 
Akar, "Geriye kaldı tank. Biz tankımızı yapmaya çalışıyoruz. Biz şimdi  armudun sapı, üzümün çöpü diye bunları da bir şekilde tehir edersek yine onlarca  yıl kaybedebiliriz." ifadesini kullandı.
 
Tank üretimiyle ilgili 2008'de başlayan bir süreç olduğunu, 2012-2015  yıllarında Otokar tarafından yapılan beş prototip bulunduğunu anımsatan Akar,  2018'de yapılan ihaleyi BMC'nin kazandığını söyledi.
 
Akar, "Bizim bir an önce tanka ihtiyacımız var. TSK'nin bir an önce  tanka ihtiyacı var. Bu konuda tankın yapılması için elimizden gelen neyse bunu  hep birlikte milletçe yapmamız lazım. Bu ülkemizin milletimizin yararınadır."  diye konuştu.
 
"DENETİM YETKİSİ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDA"
 
Sakarya'daki fabrikada tank üretildiğinde dair yanlış bir algı  bulunduğuna vurgu yapan Hulusi Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Burada tank üretilmiyor, tank paleti üretiliyor. Diğer taraftan da  bazı tankların modernizasyonu çerçevesinde fırtına obüslerinin yanı sıra bazı  çalışmalar yapılıyor. Dolayısıyla tank üretimi ayrı bir teknoloji, ayrı bir  yatırım. Bu firma, BMC firması bunu aldıktan sonra 50 milyon dolar katkı  sağlayacak fakat bunun dışında, ötesinde bundan belki de bundan daha fazla  oradaki fabrikanın her aşamada ihtiyaca uygun modernizasyonunu sağlayacak. Biz bu  şekliyle baktığımızda bunun bizim ihtiyacımızı karşılaması bakımından,  ihtiyacımızı karşılayacak en akıllı, en mantıklı, en makul yol olduğunu  değerlendiriyoruz."
 
Fabrikanın mülkiyetinin ve denetim yetkisinin Milli Savunma  Bakanlığında olduğuna işaret eden Akar, faaliyetlerin sevk ve idaresi için bir  mühendis albayın komutasında asker, subay ve sivil mühendislerin bulunduğunu dile  getirdi.
 
Sadece işletme hakkının devredildiğini ifade eden Akar, en hızlı  teslim için de buna ihtiyaç olduğunun görülmesi gerektiğini, bu şekliyle  kaynakların etkin, verimli kullanılabileceğini ve amaca ulaşılabileceğini  söyledi.
 
"LÜZUMSUZ ŞEKİLDE FİYAT ARTIŞI SÖZ KONUSU OLMAYACAK"
 
Bakan Akar, "Fiyat konusunda hesaplar kitaplar belli. Öyle lüzumsuz  şekilde fiyat artışı falan söz konusu olmayacak. Buradaki bizim komitemiz,  arkadaşlarımız onu takip edecekler, koordinasyonunu yapacaklar. Bu çerçevede bir  an önce tanka sahip olmamız gerçekleşecek. Bunun sonunda bir takım sıkıntılar,  farklı düşünceler olabilir, sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı  Kuvvetleri tanka sahip olacak. Amacımız bu." değerlendirmesini yaptı.
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Tank Paleti Fabrikası ile  ilgili "yabancıya peşkeş çekildiği" iddiasına ilişkin Akar, "Gerekirse bilgi  sunabiliriz, anlatabiliriz. Burada gizli saklı bir şey yok. Her şey açık.  Cumhurbaşkanlığı kararından bahsediliyor, gizli mi vesaire mi? Fakat bunun  yayınlanma mecburiyeti yok, böyle bir teamül yok. Cumhurbaşkanlığı kararları  yayınlanmıyor. Burada saklanmış, gizlenmiş bir şey yok." ifadesini kullandı.
 
Akar, sermaye konusunda ise Türkiye'deki tanınmış pek çok şirkette  yüzde 51 Türk, yüzde 49 yabancı sermaye olduğuna dikkati çekti.
 
Milli Savunma Bakanı Akar, "Bizim temennimiz bu Katarlı  kardeşlerimizle birlikte buradaki girişimin, yatırımın bir an önce sonuçlanması,  ürünlerin alınması, tankın yapılması, imalatı ve bir an önce ihracına başlanması.  Amacımız bu, TSK'nin ihtiyacının karşılanması." dedi.
 
"DEFALARCA KENDİLERİNE İZAH ETTİK"
 
F-35 tedarikindeki son durum ile F-35 verilmemesi durumunda  Türkiye'nin alternatiflere yönelebileceği konusunda herhangi bir çalışma veya  görüşme olup olmadığı sorulan Akar, ABD Başkanı Donald Trump'ın çok açık ve net  bir şekilde Türkiye'nin parasını ödediğini ve ortaklık sorumluluklarını yerine  getirdiğini söylediğini anımsattı.
 
Türkiye'nin F-35 projesinin müşterisi değil ortağı olduğunu vurgulayan  Bakan Akar, şöyle devam etti:
 
"Ortak olarak bütün sorumlulukları eksiksiz yerine getirmiş  bulunuyoruz. Toplam 2,1 milyar borcumuzun 1,4 milyarını tamamladık ödedik. Bu  çerçevede bize 4 uçak verilecekti biri teslim edilmedi Amerika'da hangarda  duruyor. Daha sonra S-400 meselesi ortaya çıktığında, 'Bunları size veremeyiz'  dediler. Bunun uygun bir hareketlerle olmadığını defalarca kendilerine izah  ettik. Suriye'de Rusların S-400'leri var, İsrail'in F-35'leri var, Amerikalıların  F-35'leri var, uçuyorlar. O zaman etkileşim olmuyor mu? Baltık'ta, Norveç'te  Rusların S-400'leri var, bunlara karşı uçan uçaklar var. F-35'ler var, bunlar  etkileşim içinde değiller mi? Bu birincisi.
 
İkincisi; birlikte oturalım, teknik ekiplerimiz çalışsınlar dedik.  'Kabul etmiyoruz'. Dolayısıyla burada bir sıkıntı söz konusu. F-35'in herhangi  bir şekilde kodlarını açığa çıkması, başkalarının eline geçmesini biz de  istemeyiz. Bizim için önemli, bizim de benim güvenliğimiz bakımından, bizim de  hava kuvvetlerimizin bel kemiği olacak bir uçak. Bununla alakalı Malatya'da  üssümüze hazırladık, her şeyi yaptık. Bununla alakalı, bunun etkisini giderici,  absorbe edecek ne lazımsa yerine getirelim diye de taahhütte bulunduk".
 
Akar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son ABD ziyareti sırasında  Başkan Trump ile görüşmesinde ilgili personellerin bir araya gelerek çalışmalar  yapılması konusunun gündeme geldiğini ardından bu konuda görevlendirmeler  yapıldığını söyledi.
 
"S-400'LER ŞU AN KURULUYOR"
  
S-400'lerin kurulum çalışmalarının ve personel eğitiminin devam  ettiğini vurgulayan Akar, "S-400'ler şu an kuruluyor, personel eğitimi devam  ediyor. Normal faaliyetler, planlanan şekilde gerçekleşecek. Ona çalışıyoruz, o  devam ediyor. Öbür taraftan F-35 konusunda görüşmeler, konuşmalar yoluyla her  şeye rağmen bıkmadan, usanmadan, sabırla tezlerimizi muhataplarına söyleyerek bu  işin makul ve mantıklı bir şekilde çözülmesini ifade etmeye çalışıyoruz. Eğer bu  mümkün olmazsa doğal olarak başka arayışlar içine gireceğimiz de herkesin bilmesi  lazım." ifadelerini kullandı.
 
Bakan Akar, F-35 ve S-400 konusunun çözülebileceğini, parası ödenen  F-35'lerle ilgili  sorumlulukların yerine getirildiğini, muhatapların da aynı  hassasiyetle sorumluluklarını yerine getirmesini beklediklerini vurguladı.
 
F-35'lerin gelişmiş uçaklar olduğunu bildiren Akar, "Hava  Kuvvetlerimize ciddi bir güç katacaktır fakat bu bir devir meselesidir. Önce  F-4'lerimiz vardı daha sonra işte F-16'lar geldi. Her biri geldiğinde tabii çok  güçlü oluyor, daha sonra çıkan teknoloji, yenilenmesi gerekiyor. Bu manada  F-16'larımız ömür devrini tamamlamak üzere. Bu takvimden sonra bizim yeni nesil  bir uçak almamız lazım. Bu F-35 olmaya da bilir, vermezseniz ne yapacağız? Yeni  bir araç yapacağız o zaman. Dünyada bir sürü uçak üretiliyor ama bizim dileğimiz,  temennimiz NATO üyesi olarak, Amerika ile stratejik ortak, ortaklık ruhuna uygun  şekilde hareket edilmesi ve kendi işimizi kendi içimizde çözmemiz." diye konuştu.
 
"TÜRKİYE HAKLI"
 
Türkiye'nin F-35'lerin üretimine katkı verdiğini ve bin değişik  kalemde parçanın Türkiye'de yapıldığını hatırlatan Akar, şöyle devam etti:
 
"Sayın Trump'ın da destekleriyle, Cumhurbaşkanımızın talep ve  girişimleriyle bu işin çözümü olacaktır diye düşünüyoruz. Pilotlarımızın eğitimi  değil de diğer konularda bazı hareketler var. Teknik düzeyde, bürokratik düzeyde  Türkiye haklı. İsim vermeyeyim, bu projenin en etkili ismi olan kişi Türkiye'nin  bu konuda bütün sorumluluklarını eksiksiz, aksaksız, mükemmel düzeyde yönetimini  söylüyor.
 
Hem parça üretimi konusu hem taksitlerin verilmesi hem personel  eğitimi konusu hem bakım onarım paraları var hem de pilotlar. Hem de Türkiye'deki  yapmamız gereken altyapı hazırlıkları. Bunları açık ve net  görüyorlar.  Bürokratlarda ve teknik personelde Türkiye'nin bu konuda hiçbir zafiyet hiçbir  yanlışı yok. Fakat  siyasi düzeyde bu konu tartışılıyor. İnşallah çözeceğiz."
 
"SAMP T DE ALABİLİRİZ"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Amerika'dan da Patriot alabiliriz" dediği  hatırlatılan Akar, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Alabiliriz, uzun menzilli bölgesel hava füze savunma sistemlerinde  bir taneyle iş bitmiyor. Türkiye geniş bölge. Çok şükür vatanımızın korunması,  kollanması için biz S-400'lere ilaveten Samp T de alabiliriz. Bu Fransa'da temas  sürüyor. Yine geçen temaslarında Sayın Cumhurbaşkanımız bahsettiler. Samp T'nin  beraber üretimi için Fransızlarla çalışmalar sürüyor. Süreçler bir anda böyle  hani siyah beyaz şeklinde gelişmiyor, bunları takip ediyoruz."
 
F-35 konusunda bir tıkanma söz konusu olduğunda Rusya'nın SU-57  üretimine F-35'e verilen katkı gibi bir katkı verip eğitimine dahil olunmasının  mümkün olup olmayacağı ya da sadece bir alışveriş mi olabileceği sorulan Akar,  sözlerini şöyle tamamladı:
 
"Bu aşamada bunları konuşmak erken olur. Olayların biraz daha  gelişmesini beklemek lazım, tavırların nihai şeklini görmek lazım. Tabii bazı  siyasi gelişmeler var, onların sonuçlanmasını beklemek lazım. Türkiye egemen,  bağımsız bir devlet. Bu konu kimsenin şüphesi olmasın, Türkiye kendi kararlarını  kendisi alır. Türkiye dışında birinci öncelik, ülkemizin ve asil milletimizin hak  ve menfaatleridir. Bizim için esas olan budur. Bu noktadan hareketle yapılması  gereken ne varsa bugüne kadar Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yaptık, yapmaya  devam edeceğiz."