Kadın hayatını cehenneme çeviren 4’lü

FÜSUN SAKA & MELİS GÜVENÇ / VATAN |  22 Ekim 2017 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 22 10 2017 - 2:36

Türkiye’de 10 kadından 8’i migren, depresyon, kanser, şiddet gibi dört sinsi sorun ile savaşıyor. Her yıl yüzlercesi şiddete uğruyor ve öldürülüyor, erkeklere göre depresyona yakalanma oranları iki katı fazla. Sorunları aşmış 4 kadın anlattı.


Türkiye’de kadınlar depresyondan kansere pek çok hastalıkla boğuşuyor. Tüm bunların üzerine şiddete uğrayan kadın sayısı da çok yüksek.

2016 yılında ulusal ve yerel gazetelere 317’si silahlı toplam 397 kadın cinayet olayı yansıdı. Kadın cinayetlerinin yüzde 85’ini kocalar, sevgililer, eski kocalar, kadınların ayrıldığı sevgilileri işledi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 Mayıs ayı raporu gösteriyor ki kadına yönelik şiddet geçen yıla göre artış eğiliminde. “2017 yılında kadın cinayetlerinde en yüksek rakamlar Mayıs ayında görüllrü. 39 kadın erkek şiddetiyle hayatını kaybetti. 2016 yılının ilk 5 ay içerisinde kadın cinayeti 137 iken, bu yıl 5 ay içerisinde toplam 173 kadın öldürüldü. Toplumda kadınların depresyon yaşama oranı ise yüzde 9 civarında. Türkiye Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyolojisi Çalışması” verilerine göre kadınlarda migren oranı yüzde 24.6. Ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca hazırlanan Türkiye Kanser İstatistikleri’ne göre ülkede kanser hızı kadınlarda ise yüz binde 173,3. Meme kanseri en sık görülen kanser türü.

 

 

 

 

 

 

 

Elvan Demirkan

Integral Yaşam Danışmanı-Stres İdaresi Uzmanı

Depresyon gücümü gösterdi

Kendi adıma şunu söyleyebilirim; yıllar önce art arda yaşadığım bazı zorluklar yüzünden duygusal açıdan dibe vurmuştum. İstanbul’un trafiğini andıran ruh halimle, girdiğim her tuvalete kendimi kilitleyip ağlıyordum. Kendimi kötü hissetmeye şartlanmıştım.  Nedeni her ne idiyse, beni yere çarpıp sonra da silkeleyen depresyonun bana kazandırdığı en iyi şey; düşündüğümden ne kadar daha dayanıklı, güçlü ve esnek olduğumu fark etmiş olmamdı. Yani depresyonun iyi bir yanı da var; karanlık, bazıları için bir şekilde aydınlığı getiriyor. Yaşamdan artık eskisi gibi zevk almadığını e-postalarında dile getiren okurlarıma sesleniyorum; yalnız değilsiniz. Depresyonun sizi köşeye sıkıştırmasına izin vermeyin.

Yapı değişmez

Seminerlerimde en çok üstünde durduğum konulardan biri budur; eğer yapı olarak hassas ve negatif bir insansanız, bunu değiştiremezsiniz. Yapmanız gereken şey, size zarar veren düşünce alışkanlıklarınızın üstünde durmak; kim olduğunuzu değiştirmek değil.

Alışkanlıklarınız, kendinizi nasıl hissettiğinizde önemli bir etken. Hayatınızın dengesini bozan önyargılı düşünce şeklinden kurtulup yeni ve farklı alışkanlıklar oturtun ve bunları, tekrarlayarak güçlendirin. Mutlaka yardım alın

Tedavi edilebilir

Günümüzde depresyon tedavi edilebilen bir hastalık. Duygu durum bozukluğu olan insanlarda tedavi sonucu düzelme ihtimali yüzde 70 ve bu büyük bir orandır.

Nilüfer Kas

Lüks konut uzmanı

Migrenden nöral terapi ile kurtuldu

Migren ile tanışmam kızımın doğumundan sonra 30’ların başında oldu. Haftada birkaç kez şiddetli baş ağrısına mide bulantısı eşlik ediyordu. Sonraki yıllarda aslında bunun iyi zamanlarım olduğunu anladım. Çünkü her migren atağına tansiyon yükselmesi de eklenince tablonun vahameti de ciddileşti. Mesela bir migren atağında doktorun muayenehanesinden içeri girdiğimde ayakta bile zor duruyordum. Ya yüz felci ya da beyin kanaması geçirdiğimi düşünüyordum. Ağrının şiddetinden kaşlarımı bile oynatamıyordum.

Yedi yıldır atak yok

Nörolog olan doktorum Emel Gökmen’e ‘Ben ölüyorum galiba’ diyebildim. Migren için nöral terapi yaptırmaya başladım. Nöral terapinin geçmişi 90 yıl öncesine dayanıyor. Bu tedavi metodunda sinir sistemi uyarılarak düzenleniyor, hasar düzeltiliyor. Vücuttaki biyoelektriksel bozukluk ortadan kalkınca ağrı da kalkıyor. 7 yıldır migren atağı geçirmiyorum. 

Beyaz yakalılarda daha çok

Yoğun ve stresli çalışan, düzensiz beslenen, yetersiz uyuyan, yetersiz dinlenen meslek gruplarında migrenle daha sık karşılaşılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Kocaman, “Klinik gözlemlerim migrenin plazalarda çalışan beyaz yakalılarda daha çok görüldüğünü ortaya koyuyor” diyor.

26 yaşında restoran yöneticisi

Kaçmasam kocam beni öldürüyordu

Londra’da üniversiteden mezun oldum ve İstanbul’a döndüm. Hemen ünlü bir restoran zincirinin yiyecek içecek müdiresi oldum. O sıra ailemin de isteğiyle üç aydır tanıdığım bir adamla evlenmeye karar verdim. Adam uzun boylu sarışın ve oldukça yakışıklıydı. Beni asıl ilgilendiren kısmı onun da Almanya’da iki üniversite bitirmiş ve dört dil biliyor olmasıydı. Hangi genç kızın hayali değil ki böyle bir adamla evlenmek.

Kocam bir alkolikti

Harika bir düğünle evlendik. Başlarda dünyanın en harika kocası benimki sanıyordum. Ama mutluluk uzun sürmedi. Alkol bağımlısıydı ve daha önce fark edememiştim. Her gün eve giderken sarhoş olmasın diye dua ediyordum. Yine bir akşam iş çıkışı eve gittim zil zurna sarhoştu işte o gece beni kafam gözüm patlayana kadar dövdü. Koşarak yatak odasına kaçtım, kapıyı kapatacak gücüm kalmamıştı. Elinde bir bıçakla bana doğru geldiğini gördüm. Yavaşça yanıma yaklaştı kolumu sıktı ve bıçağı boğazıma dayadı. Evet dedim artık yolun sonuna geldim ve  bütün hayatım film şeridi gibi gözümün önünün den geçti. Tam o sırada bütün gücümü toplayarak  ve onu itmeyi başardım, o yatağın üzerine düşmüştü  koşarak çıplak ayak kendimi sokağa attım. Yan apartmandaki arkadaşımın evine sığındım ki zaten kapının önünde bayılmışım.

Zeynep Yazıcı

Ressam

Kanseri kesin olarak yenmem gerekiyordu

Göğsümü rutin elle muayene ettiğim bir gün minik bir sertlik hissettim. Hemen doktora gittim ama telaşlanacak bir şey olmadığını, sertliğin yağ kitlesi olduğunu ve çok aklıma takılırsa bir ultrason çektirebileceğimi söyledi. Kısa bir süre geçtikten sonra özel bir hastanenin önünden geçerken ani bir kararla içeri girdim ve göğsümde sertlik olduğunu ve ultrason istediğimi söyledim. Sonuçları verdiklerinde yağ bezemin meğer minik bir kitle olduğunu, kitlenin de kanserim olduğunu öğrendim. Zaman kaybetmeden tedaviye başladım. 16 ay sürdü. Bu süreyi kendimce eğlenceli, bazen kaygılı, bazen umursamaz ama üreterek, sanatıma, oğluma, aileme sarılarak geçirdim. Yaşadığım her şey gerçekti. Başarmaktan başka çarem yoktu ve başardım! Kendinize inanmak zorundasınız ve ben tüm kalbimle inandım. Bu süreci kendimi yaşayarak atlattım. Hasta gözüksem de ruhumun hasta olmasına asla izin vermedim.

İnadına hayata daha çok asılmak lazım

Kanser hayatımı ele geçirse de onu güzel ya da en azından tamamen kötü olmayan bir şeye dönüştürme gücüne sahiptim, bunu peruklarımdan öğrendim. Benim hikayemde dram olmadan biraz eğlenmek isteyen bir kız vardı, sabah uyandığımda gece gözümde yaşlarla uykuya daldığımda kanserim her zaman oradaydı.Ama peruklarım sayesinde “Artık sıra bende kanser, bu gece yine görüşeceğiz ama şimdi dışarı çıkıp hayatımı yaşayacağım” dedim. En derin çaresizliğimiz de zihnimize sığınıp huzur bulabileceğimize içtenlikle inanıyorum. Gerçeklerden kaçmaya çalıştığımı düşünebilirsiniz ama bu inancın bana yardım ettiğini biliyorum. Başka çarem olamazdı benim bir çocuğum var, hayatıma farklı renkler de olsa eskisi gibi saçlarımla devam etmeliydim. Birçok insana rol model oldum, bunun farkındayım. Anlatmaya çalıştığım aslında tam da bu pes etmeyin, inadına daha çok asılın hayata.

İnanç sizi ayakta tutmaya yeter

Çevremde kansere çok korkunç bir hastalık olarak bakılıyor. Hastalığın ne olduğundan çok onunla baş etmesini gerekiyor. Güçlü insanlar her şeye göğüs gerebiliyor. Erken teşhis konusunda ciddi bir bilinçlendirme yapılmalı. Ben çok şanslıyım. Annem hemşireydi ve bana çocukluğumdan beri elle muayenenin ne olduğunu ve nasıl yapılacağını anlatırdı. Meme kanserini erken fark netmek çok önemli...

Her şey gerçek yazdığım bütün kelimeler, çizdiğim bütün resimler, döktüğüm bütün gözyaşları, çektiğim bütün acılar, bütün peruklarım, kafatasımdan zahmetsizce kopan saçlar, bütün keltoşlar, kendi kel kafam, sol kolumdaki mahvolmuş damarlarım hepsi gerçek, ben gerçeğim.

Bana ikinci bir şans verildi ve yeniden yaşamak için sabırsızlanıyorum. Her hastanın şifası kendisidir. Önce inanç, sonra yaşama sevinci sizi ayakta tutmaya yeterli olacaktır.