Binali Yıldırım: İnsanların gönlünde makamınız varsa o makam en üstün makamdır

AA |  20 Şubat 2019 Çarşamba - 0:48 | Son Güncelleme : 20 02 2019 - 1:37

AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, "Önemli olan insanların gönlündeki protokolünüz. İnsanların gönlünde makamınız varsa o makam en üstün makamdır. Gerisi gelip geçicidir." dedi.


Binali Yıldırım, NTV'de yayınlanan "Adaylar NTV'de" programında  yaptığı konuşmada, siyasi hayatının büyük bölümünde icraatın içinde, insan  hayatını kolaylaştıran, yaşam kalitesini arttıran, Doğu ile Batı arasındaki  altyapı farklılıklarını azaltan görevler üstlendiğini hatırlattı.

Meclis Başkanlığı gibi çok önemli bir görevi üstlendiğini hatırlatan  Yıldırım, "Meclis Başkanlığı, Atatürk'ün koltuğu, Cumhurbaşkanlığından sonraki  makam; orası da çok onurlu bir yer. Niye? Milli iradenin tecelli ettiği yer.  Kurtuluş Savaşımızı, Gazi Mustafa Kemal oradan yönetti. Dolayısıyla o görevi de  kısa süre de olsa yaptım. Onun hazzını da aldım diyebiliriz ama daha uzun süre  yapılabilir miydi? Yapılabilirdi ama burada bir ihtiyaç hasıl oldu. Bu da benim  hoşuma gitti doğrusu. Çünkü sevdiğim, alışık olduğum, sürekli üreten, proje  yapan, mühendis olduğum için, bana daha uygun geldi. Semiha Hanım ve çocuklar,  torunlar da çok sevindi. Onlarla daha fazla birlikte olma şansım olacak. O da  ayrı işin tatlı tarafı. Hayırlısı olsun. Kader çizgimizde ne varsa onu  yaşayacağız." diye konuştu.

Protokol tartışmaları

Protokol tartışmalarının, kendisine özel düzenlemenin yapılacağı  yönünde çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine Yıldırım, şöyle konuştu:

"O haberleri ben de gördüm, gülümsedim geçtim. Benim dışımda yapılan  tartışmalardı. Protokol dediğiniz şey; size verilir, bir yazıyla, bir zarfla geri  alınır. Önemli olan insanların gönlündeki protokolünüz. İnsanların gönlünde  makamınız varsa o makam en üstün makamdır. Gerisi gelip geçicidir. Bizim devlet  geleneğimizde başka bir şey var; devlet umuru, devlet geleneği dikkate alınacaksa  protokol büyükten başlar. O bakımdan ben bunları dert eden birisi değilim, orada  olmuş, burada olmuş. Biz yaptığımız hizmetleri, insanlarımızın gönlüne dokunacak  ne kadar çok iş yapmışsak bizim için en büyük makam odur. 'Allah razı olsun, şu  köprüyü yaptınız, şu yolu yaptınız, şu havaalanını yaptınız, hayatımız  kolaylaştı, internet her yerde çekiyor, ADSL var, bunlar benim için çok daha  anlamlı. Diğeri hiç önemli değil, bir anlık bir şeydir."

"İstanbul'a yoğunlaşacağız"

Eyüpsultan'daki CHP seçim bürosunu ziyaretinin hatırlatılması üzerine  Yıldırım, bugün Eyüpsultan'ı ziyaret ettiğini, ardından esnafla buluştuğunu dile  getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Vatandaşlarla çok coşkulu bir karşılama oldu. Onlarla görüştük. Yol  üzerinde AK Parti seçim irtibat bürosuna uğradık. Yürürken baktım CHP irtibat  bürosu var. Hadi şuraya da girelim, dedik. Planlı bir şey değildi. Girdik, öyle  bir şaşkınlık oldu kısa süre. Selamlaştık, tebrik ettik, başarılar diledik. Bu  gayet normal. Bu niye yadırganır, onu anlayabilmiş değilim. Savaşta değiliz,  aramızda kan davası yok. İstanbul'un belediye başkanlığı için bir kampanya  yürütüyoruz. Dolayısıyla ben bu kampanyanın olabildiğince sakin, herhangi bir  gerginlik olmadan, İstanbul gündemine odaklı yapılmasını arzu ediyorum. Tabii  ittifaklar var, Cumhur İttifakı var, Millet İttifakı var, bu ittifaklar arasında  sert rüzgarlar esebiliyor. Bunlar, genel siyasetin konuları, Ankara'nın işi.  Bizim işimiz, İstanbul. İstanbul'a yoğunlaşacağız, İstanbul'u anlatacağız,  İstanbul projelerini konuşacağız, İstanbulluların geleceğe yönelik beklentileri  nedir, bunlara nasıl karşılık vereceğiz... Ben kampanyanın genel siyasetin gergin  havasına kurban gitmesini istemiyorum. Çünkü bu yerel bir seçim. Yerel  yöneticiler seçilecek. İstanbul'u yönetecek, 39 ilçe başkanı ve Büyükşehir  Belediye Başkanı seçilecek. Gündemin mümkün olduğunca İstanbul, İstanbul  sorunlarıyla ilgili olmasını diliyorum."

Beka konusu

Seçim döneminde beka konusunun gündeme gelmesinden rahatsızlık duyup  duymadığı yönündeki soruya ise Yıldırım, şöyle dedi:

"Bekaya itirazı olan var mı? Türkiye'nin bayrağıyla, toprağıyla,  bölünmez bütünlüğü, milleti, devleti, dört temel ilke. Üniter yapımız,  Türkiye'nin 780 bin kilometrekare toprağı içinde tek devlet, tek millet, tek  bayrak şeklinde bir yapı. Bu yapıya kim itiraz eder? CHP'nin de itiraz edeceğini  zannetmiyorum. Burada sorun HDP olabilir ama HDP'yi de Kürt seçmenle ayırmak  lazım. HDP'nin belirli bir şekilde terör örgütünün etki alanından çıkamadığını  cümle alem, herkes biliyor ama bütün Kürt vatandaşlarımızı, İstanbul'da yaşayan  milyonlarca Kürt kardeşimizi HDP'nin kalıbı içerisine getirip sıkıştırmak da  onlara en büyük haksızlık olur. Biz nihayetinde İstanbul'un tamamını yönetmeye,  bütün İstanbul'da 81 vilayetin her tarafından gelen, İstanbul'un zenginliğine  zenginlik katan bütün hemşehrilerimize hizmet edeceğiz, onların da hayatını  kolaylaştıracağız, yaşam kalitesini yükselteceğiz, gençlerimize, kadınlarımıza  yerel inisiyatifte daha fazla fırsat tanıyacağız. Dolayısıyla bu açıdan  baktığımız zaman herhangi beka sorunuyla ilgili ben bir endişe taşımıyorum."

Kürt kökenli vatandaşların oylarını "herkesin kendi hanesine"  yazdığını ancak bu tartışmayı etik bulmadığını aktaran Yıldırım, "Ben bütün  İstanbullu kardeşlerime, İstanbullu hemşehrilerime şunu söylüyorum: Biz, bir  genel seçim yapmıyoruz. Milletvekili, Cumhurbaşkanı seçmiyoruz. Onları yakın  zamanda yaptık, bitti. İstanbul'u 5 yıllığına yönetecek, aradığınızda her an  ulaşabileceğiniz, iç içe olacağınız yönetici seçeceksiniz. Dolayısıyla birtakım  ideolojik kalıplarla, ön yargılarla hareket etmek, bu şehrin geleceğine bir katkı  sağlamaz. O yüzden adaylara bakın, adayların kapasitelerine bakın, adayların  tecrübelerine bakın, yapıp yapamayacaklarına bakın ona göre karar verin. Benim  düşüncem budur." ifadelerini kullandı.

"Yol, trafik sorunu, HDP'ye oy verenin de sorunu"

Hiç kimsenin oyunun, bir partinin cebinde olmadığını da ifade eden  Yıldırım, şunları söyledi:

"Seçmen artık bilinçlendi. Bu bizim için de geçerli. AK Parti için de  CHP için de HDP için de bütün siyasi partiler için de... İletişim kanalları  çoğaldı. Özellikle gençler. Gençler şu anda bizim klasik siyasetle pek  ilgilenmiyorlar. Onların ellerinde sosyal medya var, internet var, bu sosyal  medya üzerinden sanal alemde her şeyi takip ediyorlar, ilgisiz filan da değiller.  Kimin ne söylediğini kimin ne yapmaya kabiliyeti olduğunu da takip ediyorlar."

"HDP seçmenine yönelik, onları ikna etme adına bir çalışmanız olacak  mı?" şeklindeki soru üzerine Yıldırım, şu cevabı verdi:

"Özellikle HDP'ye yönelik bir çalışma yapmayı düşünmüyorum. Ben  İstanbul'un bütününe hitap eden bir kampanya yürüteceğim. Yol, trafik sorunu,  HDP'ye oy verenin de sorunu, CHP'ye oy verenin de sorunu, AK Parti'ye oy verenin  de İYİ Parti'ye veya Saadet Parti'sine, Vatan Partisi, DSP herkesin sorunu.  Dolayısıyla orada bir ayrım yapamazsınız ki. Hizmette siyaset olmaz. Benim bugüne  kadar yaptığım işlerde bunu gördüm. Seçimde siyaset yaparsınız, kampanyanızda  siyasetiniz neyse, partinizin ilkeleri neyse bunları savunursunuz ama seçim  gününden sonra artık siyaset bitmiştir, hizmet başlamıştır, hizmette de siyaset  olmaz. Herkesin ayağına hizmeti götüreceksiniz."

Yıldırım, siyasette memnun olmayanların sayısını azaltmanın önemli  olduğuna dikkati çekti.

 Dünyada 2008 yılında ayarının bozulduğunu ifade eden Yıldırım, "Bir  küresel kriz başladı. Amerika da başladı, bütün dünyaya yayıldı, hala devam  ediyor. 10 yıldır dünyada ekonomi büyümüyor. Nüfus artmaya devam ediyor,  ihtiyaçlar artmaya devam ediyor ama dünya ekonomisi 80 trilyon dolara çakıldı,  kaldı. Yüzde 3'ün altında büyümeler gerçekleşiyor. Yüzde 3'ün altında büyümeler  demek dünya küçülüyor... Enflasyonu, iş taleplerini dikkate aldığınızda büyük bir  sorunla karşı karşıyayız. Tabii Türkiye bu sorundan bağımsız değil. Türkiye de  dünyaya açık ekonomisiyle rahmetli (Turgut) Özal'dan beri her yönüyle şeffaf,  ekonomisi dünyaya açık, ekonomik gelişmelerden etkilenen bir ülke. O bakımdan  bizim mutlaka geleceğe yönelik daha toparlayacağı, daha olumlu mesajlar vermek  mecburiyetimiz var." diye konuştu.

İnsanları bir hayal dünyasına sürüklemek anlamında söylemediğini ifade  eden Yıldırım, şöyle konuştu:

"Çünkü bu sıkıntıları biz yaşadık, geçmişte de yaşadık. Küresel krizde  biz çok az etkilendik. Daha sonra 17-25 Aralık, Gezi olayları, 15 Temmuz'da  düşünün, hemen sonra biz yüzde 4 küçüldük ama çok hızlı toparladık ve 2017'yi  yüzde 7,4'le büyümeyle kapattık. 2018'de bir sıkıntı yaşadık, şimdi bir dengeleme  sürecindeyiz ekonomide. Bunu da atlatacağız ve tekrar güzel günleri birlikte  yaşayacağız."

İstanbul'da yerel yönetimlerde 1994 yılından itibaren adı AK Parti  değil ama AK Parti düşüncesinin iktidar olduğunu belirten Yıldırım, Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığıyla iktidarın başladığını ve şu anda  da devam ettiğini hatırlattı.

İstanbul'da yapılaşmayı, imarı dengeli yapamadıklarını ve şehrin  dokusunun zaman zaman dikey yapılaşmayla bozulduğunu, bu konunun da gündem  olduğunu anlatan Yıldırım, 1999 yılındaki depremden sonraki dönüşüm konusunda da  geç kalındığını söyledi.

Dönüşümün hemen yapılması gerektiğini belirten Yıldırım, sözlerini  şöyle sürdürdü:

"Öncelikli işlerimizden bir tanesi bu. Yine depremle ilgili biliyor musunuz İstanbul'da büyük bir depremde insanları toplayacağımız emniyetli alan  yok. Bazı ilçelerde hiç yok. Şu anda İstanbul'un içinde bulunan parkların  tamamını kullansak, boş alanların tamamını kullansak yarısını ancak topluyoruz.  Diğer yarısını toplayacağımız güvenli alan yok. Demek ki depremle ilgili iki tane  önemli konu var. Birincisi; dönüşüm, ikincisi; tehlike anında insanları  toplayacağımız alanlar."

İstanbul'a belediye başkanı seçilmesi durumunda imar kirliliğiyle  ilgili yapacağı çalışmalara değinen Yıldırım, belediye meclisinde plan, tadilat  dosyalarının gündemin birinci maddesi olmayacağını, imar, revizyon dosyalarının  meclis gündemlerinin ana konusu olmayacağını kaydetti.

Ismarlama, sipariş üzerine imar planı olmayacağını, şehirciliği esas  alan, ada, mahalle, ilçe bazında dönüşümler olacağını anlatan Yıldırım, imar  barışı konusuna değinerek, şunları anlattı:

"Türkiye'nin bir problemi var. İzmir'de binaların 62'si imar  mevzuatına aykırı, ya imarı yok ya verilen imar hakkına aykırı yapılaşmalar var,  eklentiler var, imar değişiklikleri var işlenmemiş veya çok sağlıksız dayanıksız  yapılar var. Benzer İstanbul'da da var. Türkiye'nin her tarafında var. Mülkiyet  problemleri var. Devletin arazisine, vakıf arazisine, üçüncü şahısların özel  mülkiyetine yapılmış. Bunlar 40 senedir devam eden, hep ötelenmiş bir problem.  Yani sorunları torunlara havale ederek bugünlere gelmiş."

"Bu fiili durumu biz gördük, artık bunu kabul ediyoruz. Bundan sonra  ne yapacaksınız. Sen bu fiili durumu eğer hukuki hale getirmek istiyorsan, bu  binaları yenileyeceksen, kural neyse ona göre yenileyeceksin, kafana göre  yenileyemezsin." diyen Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

"Teknik olarak burada yenileme ihtiyacı varsa buna da itiraz  edemeyecek, getirdiğimiz budur. Yani bu bir imar hakkı falan vermiyor, sadece bu  mülkiyetten, imar uygulaması olmamasından kaynaklanan ciddi sorun var. Doğal gaz,  elektrik bağlayamıyor, malın tapusu yok, kendisini mal sahibi hissedemiyor.  Bunları kaldırdık, rahatlattık. Bundan sonrası modern şehircilik anlayışına göre  kademe kademe değişim yapılacak."

Depremsel değişimin ve yerinde dönüşümün olacağını ifade eden  Yıldırım, imar yetki alanlarının yeniden tanımlanması gerektiğini belirtti.

Bundan sonraki bakış açısının çok önemli olduğunu kaydeden Yıldırım,  "Bundan sonra dikey yapılaşma yok. Yatay yapılaşmayı da yerinde dönüşümle  düzelteceğiz ama bazı bölgelerde mutlaka yeni alan oluşturmamız lazım."  ifadelerini kullandı.

Tanzim sebze meyve satışı konusundaki tartışmalara değinen Yıldırım,  meseleye bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini belirterek,  sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yaşanan bu sebze meyve fiyatlarındaki dalgalanmalar, belirli  mevsimsel şartlardan kaynaklanıyor. Siz kışın ortasında yazın sebzesini,  meyvesini yerseniz, bunu normal fiyatlarla almayı beklemezsiniz. Karpuz yemek  istiyorsunuz, eskiden karpuz yemek isteseniz kışın bulamazdınız. Şu anda sera  var, turfanda denilen şey çok yayıldı. Karpuz yiyebilirsiniz ama bunun bir bedeli  var değil mi? Yazın da karpuz sebil oluyor, neredeyse bedavaya alabiliyorsunuz.  Bu ani fiyatlardaki oynaklığı bir ölçüde mevsimsel şartlara, o üretimin yapıldığı  doğa olaylarına bağlamak lazım. Fırtınalar, seller oluyor, hortumlar oluyor.  Burada ne oluyor? Tedarik zincirinde bir daralma oluyor, sıkışıklık yaşanıyor  veya daha çok ihracata yükleniyor. İhracata yüklenince iç piyasadaki arz  azalıyor, fiyat da hafif oynamalar oluyor."

"Tekelleşme oluşmuşsa, fiyat kontrolü kaybolmuşsa devlet devreye  girer"

Esas olanın piyasanın kendi şartlarında oluşması olduğunu vurgulayan  Yıldırım, şöyle devam etti:

"Devlet ne zaman devreye girer? Devlet bir tekelleşme oluşmuşsa, fiyat  kontrolü kaybolmuşsa devreye girer. Halk ekmeklerin oluşmasının arkasındaki  düşünce budur ve o tutmuştur şu anda. Sebze, meyvedeki durumu... Şu anki müdahale  yerindedir ama bunun daha uzun vadede kapsamlı ele alınması lazım. Hangi  alanlarda ne kadar müdahale edilecek? Devlet ticaret yapamaz, uzun vadeli. Bu  eşyanın tabiatına aykırı. Çünkü ticaret yapanın amacı para kazanmak, işini  büyütmek ama devlet memuruyla bu işi sınırlı yapabilirsiniz. O bakımdan bu işi  daha kapsamlı ele alacağız. Amacımız çarşı, pazardaki sebze, meyve satanlara,  kuru gıda satanlara rakip olmak değil, orada eğer bir haksız kazanç, bir  spekülatif hareket varsa bunları dengeleyecek bir hamle. Bunu şeye benzetin;  Merkez Bankası var, dövizde birtakım spekülatif faaliyetler oluyor, ne yapıyor,  müdahale ediyor. Müdahale, geçici bir müdahale oluyor ve işleri yoluna koyduktan  sonra geri çekiliyor. Devletin böyle bir görevi de var. Bu serbest piyasaya  müdahale anlamına gelmez. Onların alt yapısını çok iyi çalışmak gerekiyor. Şu  andaki uygulamalar, kısmen rahatlatmış gözüküyor. En azından devletin bu konuda  kayıtsız kalmadığını, icap ederse vatandaşı bu konudaki şikayetlerini ortadan  kaldıracak adımları atabileceğini gösteriyor. Halk Ekmek bu şekilde başlamış ve  bugün bir kalite tutturmuş vaziyette. Bir anlamda da piyasa kontrolünü de yerine  getiren bir hale geldi."

Hal Yasası'na göre hallerde bulunan kabzımallıkların yüzde 20'sinin  üretici olması gerektiğine işaret eden Yıldırım, "Böyle bir şey yok. Üretici  olmayınca ne oluyor? Hepsi işte oradan, buradan tedarik ediyor ve bu da orada  sorunu artıran bir konu. Buna dikkat edeceğiz. Yani, mesela Bayrampaşa Hali'nde  764 dükkan var, bunlardan sadece 2 tanesi üretici, diğerleri değil. Üretici ile  perakendeciyi buluşturacağız. Böylece fiyatlar düşecek." diye konuştu.

Yıldırım, İstanbul'un Anadolu ve Avrupa yakalarında kurmayı  planladıkları gıda üslerinde sebze, meyve, su ürünleri, kuru gıda, et ve süt  ürünlerinin aynı yerde olacağını, bunun trafiği de rahatlatacağını, ihtiyaç  sahiplerinin tüm ihtiyaçlarını buradan karşılayabileceğini anlattı.

"Ömrüm bu işlerde geçti"

"İstanbul'da trafik sorununu yüzde 100 çözerim diyene inanmayın."  sözlerinin bir gazetede "Trafik sorununu çözerim dersem bana inanmayın" şeklinde  çarpıtıldığını söyleyen Yıldırım, "Aynı şeyi söylüyorum, 'Yüzde 100 trafik  sorununu çözeceğim.' diye birisi diyorsa, ben de diyorsam bana da inanmayın. Bunu  başaran hiçbir büyükşehir yok. New York'ta, Londra'da, Paris'te trafik daha ağır.  Onlar hatta çözümü kısıtlama yaparak bulmuşlar, zonelar oluşturuyorlar, o  zonelara girişleri paralı, caydırıcı yapıyorlar ya da yasaklıyorlar, tek plaka,  çift plaka vesaire..." diye konuştu.

İstanbul'da katlanılabilir, akan bir trafik vadettiklerini belirten  Yıldırım, toplu ulaşımda raylı sistemin payını artıracaklarını aktardı.

Yıldırım, "Gelecek 5 yıl içinde, raylı sistemin payını yüzde 48'e  çıkaracağız. 518 kilometre toplam raylı taşıma sistemi olacak. Yüzde 48'e  çıkarmak demek, kara yolunun payının da yüzde 48'e düşmesi demek. Ediyor 96,  geriye yüzde 4 kaldı. O da deniz taşımacılığı. Bazıları 'Deniz taşımacılığıyla  İstanbul'un sorunları yüzde 100 çözülür.' diyorlar. Böyle bir şey yok. Ben  denizciyim. Ömrüm bu işlerde geçti. Karşıdan karşıya geçişlerin sayısı belli.  Eskiden 2 köprü vardı, şimdi 3 köprü oldu. Yetmedi, Marmaray'ı da koyduk, yaptık,  Avrasya Tüneli'ni de yaptık. 5 tane geçiş var." ifadelerini kullandı.

Toplu ulaşımda entegrasyonu geliştireceklerini, park alanlarını  artıracaklarını ve raylı sistemi yayacaklarını vurgulayan Yıldırım, "Biz şunu  taahhüt ediyoruz, 5 sene içerisinde, her yöne vatandaş 750 metre gittiğinde bir  toplu taşıma istasyonuna varacak. 750 metre yarıçapında ister doğu, ister batı,  ister kuzey, ister güney, burada bir toplu taşıma istasyonu... Bu bir metrobüs,  deniz taşımacılığı, bir iskele olabilir veya bir metro durağı olabilir." şeklinde  konuştu.

  Bunu da yeşil ağ sistemi ile oluşturacaklarını dile getiren Yıldırım,  "İstanbul'da yapılaşma toplam alanın sadece 5'te 1'inde.TEM otoyolunun güneyi ile  sahil arasında yapılaşmanın yüzde 85'i var. İşte sorun da bu. İstanbul'un kuzeyi  oldukça yeşil ama bu yeşili insanlar kullanamıyor çünkü erişemiyor. Yeşil  koridorların amacı, yeşil ile maviyi buluşturmak. Kıyılarımız var ama karşınıza  birden bina çıkıyor kesintiler bulunuyor sahilde. Denizle Kuzeyi buluşturacağız.  Böylece yaklaşık 6 milyon metrekare bir yeşil alan kazanıyoruz, 30 mahallenin  yararlanacağı bir koridor oluşturuyoruz. Bu çok büyük bir kamulaştırma  getirmiyor. Atatürk Havalimanı taşındıktan sonra bu alan İstanbul'un en büyük  fuar ve kongre merkezi olarak da kullanılacak. Hem yeşil alan ihtiyacı görülmüş  olacak aynı zamanda İstanbul ekonomisine de büyük bir katkı sağlayacak." diye  konuştu.

Park 200 projesi

Yıldırım, yeşil koridorların 15 metreden daha az olmayacağını dile  getirerek, Ataşehir, Ümraniye başta olmak üzere şehir içinde "yeşil teraslar"  yapacaklarını ifade etti.

Bu alanların da şehirdeki oksijen miktarını artıracağını aktaran  Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İstanbul'da 7 ilçede 200 metrede parka ulaşamayan mahalleler var. Bu  mahallelerde insanlar 200 metre gidiyor ve yeşil alan da bulamıyor. Park 200  projesi kapsamında buralara parklar oluşturacağız. Bunlardan bir adım sonra semt  bahçeleri bir adım sonra ise millet bahçeleri geliyor. Onun tamamlayıcı parçası  ise yeşil koridorlar olacak. Böylece bir ekosistem bir çevre projesi ortaya  çıkmış oluyor. Mahalle içinde mutlaka her 200 metre de bir yeşil alan olacak.

Diğer bir proje de Haliç Kesintisiz Yaşam Koridoru. Nüfusun yüzde  30'dan fazlasını barındıran bu bölgede bir ihtiyaç var. Burada birtakım  yapılaşmalar var, yollarda kesintiler oluşuyor. İnsanların kendini sahile atıp,  iyot kokusunu alabilecekleri, çocuklarıyla yürüyebilecekleri bir alana  ihtiyaçları var. Bu kesintisizliği deniz teleferiği ile sağlayacağız yerine göre  yüzer platform, yüzer yaya yollarıyla köprü ve yaya geçişleriyle sağlayacağız.  Bunların üzerinde bazen ekolojik köprü dediğimiz bin köprü de olacak. Köprüyü  değil de sanki yeşil bir bahçenin içinde yürüyormuş hissi verecek. Biz bunu  genellik otoyollarda hayvanların geçişini sağlamak için yaparız. Burada da  insanların kullanacağı ama görsel güzelliği de olan bir köprü olacak."

İstanbul 4.0

Yıldırım, "İstanbul 4.0"ın "Endüstri 4.0"dan çağrışım yaptığını dile  getirerek, şunları söyledi:

"Bir yönüyle İstanbul'a 'dört dörtlük hizmet' diye tanımlayabiliriz  ama diğer bir anlamı teknolojik araçlarla İstanbul'un yönetimi, teknolojiyle  yönetimi. Akıllı ulaşım sistemleri, 7/24 interaktif trafik yönetimi... 94'te  Sayın Cumhurbaşkanımız iktidara geldiğinde İstanbul 1.0 vardı. Niye? O zaman  İstanbul'un konuşulan konuları neydi? Toplanamayan çöpler, çamur, çukur ve hava  kirliliği, Haliç'in kokuları. Bunlar konuşuluyordu. Bunlar gündemden kalktı. Daha  sonra İstanbul 2.0'a geldik. İstanbul 2.0'da sosyal belediyecilik başladı. Yavaş  yavaş kavşaklar, köprüler, raylı sistemler yapılmaya başlandı. O da tamamlandı.  İstanbul 3.0'a geldik mega projeler oldu, Avrasya Tüneli, Marmaray, 3. köprü,  hızlı tren gibi. Yenilikçi teknolojileri kullanarak, bunu trafik alanında  yapabiliriz, turizm alanında yapabiliriz, fuarcılık alanında yapabiliriz, yani  İstanbul'un altyapısını kullanarak, İstanbul'a katma değer sağlayacak birtakım  hizmetleri, işleri yapmak. İstanbul 4.0'dan anlamamız gereken bu."

Soru üzerine Yıldırım, hayvan haklarıyla ilgili kanunun yetersiz  olduğunu, birçok konunun Kabahatler Kanunu'nda düzenlendiğini ve cezalarının  anlamsız, küçük kaldığını belirterek, "Günün ihtiyaçlarına göre hayvan haklarını  düzenleyen bir kanuna ihtiyaç var. Ayrıca başıboş hayvanlar da bir sorun. Onlara  da çözüm getirecek bir düzenlemeye ihtiyaç var. Hayvanlara karşı işlenen suçlara  verilecek cezaları da içerecek bir düzenlemeye ihtiyaç var." dedi.

Yıldırım, bütün bunları içeren kapsamlı bir yasa yapmayı istediğini  ancak yapamadığını ifade ederek, "Bu konuda çok fazla dernek var ve bu  derneklerin de yaklaşımları birbirinden o kadar ayrışık ki bir ortak noktaya  getirmek mümkün olmadı. 'Biz bu konuyu bir meclis araştırma konusu yapalım.'  dedik. Dün itibarıyla diğer bazı milletvekili arkadaşlarımızla birlikte meclis  araştırma komisyonu kurulması için önerge verdik. Bu önerge işleme girdi. Bu  hafta içerisinde bu komisyon kurulacak. Hayvan hakları, hayvanlara yapılan kötü  muameleye ilişkin kapsamlı bir meclis araştırması... Bu çalışmayı esas alarak  yapılacak bir yasal düzenleme bütün kesimlerin ihtiyacına cevap vermiş olacak."  diye konuştu.

Binali Yıldırım, ileriki günlerde teknoloji bağımlılığıyla ilgili bir  meclis araştırma komisyonu kurulacağını bildirdi.

Şehrin altyapısı, kaldırımları, binaların içerisindeki erişimlerin  kanun ve kural olmasına rağmen engellilerin ihtiyaçları karşılamaktan uzak  olduğunu dile getiren Yıldırım, "Birkaç sefer süre konuldu, maalesef bitmedi süre  uzadı. Bunu behemehal bundan sonra öncelikli konu olarak ele almamız gerekiyor. "  ifadelerini kullandı.

"9 başlıkla projeleri takdim edeceğiz"

Yıldırım, İstanbul'un 39 ilçesinin bazılarını belirli bir kimlik  tanımıyla geliştirmek istediklerini vurgulayarak, "Örneğin Fatih, 'Kadim  İstanbul', Eyüpsultan 'inanç turizminin merkezi' gibi... Bir temayla  geliştirdiğiniz zaman ilçenin bilinirliği de artacak ve ciddi anlamda bir katma  değer elde edilecek." diye konuştu.

"Toplamda İstanbullulara kaç projeyle geliyorsunuz?" sorusuna  Yıldırım, "Bin 400- bin 500 proje var ama asıl 9 başlıkla projeleri takdim  edeceğiz. Üreten İstanbul, Kolay İstanbul, Yaşayan İstanbul, Yeşil İstanbul,  Güvenli İstanbul -deprem dönüşümü, şehrin güvenliği-, Dinamik İstanbul -daha  ziyade spor alanlarının çoğaltılması- Çevreci İstanbul -atık yönetimi,  yenilenebilir enerji gibi konular, İstanbul'un havasının kirlenmesini önleyecek  her türlü projeler- Herkes için İstanbul ve Akıllı İstanbul şeklindeki ana  başlıklar altında yüzlerce proje var." karşılığını verdi.

Binali Yıldırım, "Projelerin tamamı 5 yılda hayata geçer mi?" sorusu  üzerine, "Tamamı geçmez ama önemli fark oluşturur." dedi.

Kendisini en çok yoran projenin Marmaray olduğunu belirten Yıldırım,  şunları anlattı:

"Marmaray, sadece bir toplu ulaşım projesi değil, aynı zamanda bir  tarih projesi. Marmaray sadece kazılardan dolayı 5,5 yıl gecikti. İnsanlar bizi  acımasızca eleştirdi. Bir yandan da İstanbul'un 2 bin 500 yıllık bilinen tarihi 8  bin 500 yıla çıktı. Eğer müsaade etseydik, artık 7'nci yüzyıl belki 6'ıncı yüzyıl  belki milattan önceye kadar gideceklerdi arkeologlar. 'Artık insaf edin, yeter.'  dedik. O dönemde beni en çok yoran projeydi. 2004'te temel attık. Fiilen 2009'da  başlayabildi. Proje Japon ve Türk firmalarının ortak yapımı. Normal şartlarda  onları verdiği tarihe göre 2018'de bitecekti. Biz, Cumhuriyet'in 90. yıl  dönümünde açtık. Onun adı, Türklerin son dakika mucizesi."